Tyler Fyfe “Seyahat Etmek Hayatımdaki Grilerden Kurtulmamı Sağlıyor”

The Plaid Zebra sitesinin kurucusu Tyler Fyfe seyahati böyle tanımlıyor “Seyahat Etmek Hayatımdaki Grilerden Kurtulmamı Sağlıyor”.

12132859_1628645600756738_1879117419_n

Şu anda bulunduğum noktaya gelmek için bir sürü sebebim vardı. Sağduyu kesinlikle onlardan biriydi ve borça batağı altında kendimi preslenmiş hissediyordum. Hayat artık manik bir tür halini almıştı.

Uzunca bir süre geceleri ucuz şarap açıp klavye başında tabut gibi minderlerin üzerine çökerek geçirdim.

Seyahat etmeye başlayarak kristal ayna gibi gölün karanlık tarafına ışık verdiğimi düşünüyorum. O yüzden mümkün olduğunca seyahat edin. Eğer şimdi herkesle ve herşeyle barış içindeysem tek sebebi yeni kültürler tanımamdır.

Instagram: @tylerfyfe

12120510_1673462942938142_812442910_n

Alma Bojcic “Bosna Hersek’e Gelen Her Turist Muhakkak İlgisini Çekecek Birşey Bulacaktır.”

Bosna Hersek’te faaliyet gösteren turizm firması Welcome.ba‘nın Genel Müdürü ve 13 Kasım günü Uzakrota Travel Summit’te konuşmacı olacak Alma Bojcic ile ata toprakları ve Welcome.ba hakkında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Öncelikle hoş geldiniz ,  ziyaretçilerimize kendinizi kısaca tanıtır mısınız ?

Türkiye’de 14 yılımı turizmle çalışarak geçirdikten sonra Saraybosna’ya geri gönüp turizm mesleğimi burada da devam ettirdim. Birkaç yıllık tecrübe ve emeğin ardından kendi iş yerimi açmaya karar verdim.

Welcome.ba hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

Yıllardr turizmle uğraşıp, elde ettiğimiz tecrübe ve başarıyı göz önünde bulundurup, amacı Bosna Hersek’in turizmini tanıtıp ülkemizi ziyaret etmek isteyen turistlerimize gerekli bütün bilgi ve hizmetleri sunmak olan Welcome.ba projesini faliyete geçirdik.

Welcome.ba bize hangi hizmetleri sunmakta?

Welcome.ba ülkemizde kişisel ve toplu grup ziyaretleri, konaklama, günübirlik ya da bir günden uzun geziler, spor turizmi, transfer hizmetleri, profesyonel rehberlik hizmetleri, seminer düzenleme ve bunun gibi daha birçok faaliyetlerde bulunmaktadır.

Anladığım kadarıyla sadece Bosna Hersek’te hizmet vermiyorsunuz, Welcome.ba başka hangi ülkelerde hizmet vermekte?

Bosna Hersek’in yanında welcome.ba, Bosna Hersek sınırları dışında da faaliyet göstermektedir. Şimdiye kadar Karadağ, Sırbistan ve Hırvatistan’da olduğu gibi bazı Avrupa ülkelerinde de hazırlıklarımızı tamamladık.

Türk turistlerin Bosna Hersek’e olan ilgisinden memnun musunuz?

Türk turistlerin ülkemize olan ilgisi bizi memnun ettiği gibi  Bosna Hersek’i Welcome. ba aracılığıyla ziyaret eden Türk turistler de bizim hizmetimizden memnun kaldıklarını belirtmişlerdir.

Türk turistler ülkenize geldiklerinde ne ile karşılaşacaklar?

Roma döneminden, Osmanlılardan kalan ve günümüze ait  tarihi – kültürel anıtlar, doğal güzellik, nehirler, kanyonlar, göllerden modern alışveriş merkezleri, restoran ve kulüplere kadar Bosna Hersek’te turistlere sunulan turizm çeşitlilik göstermektedir. Böylelikle Bosna Hersek’e gelen her turist muhakkak kendisinin ilgisini çekecek birşey bulacaktır. Biz de unutulmayacak bir gezi olması adına elimizden geleni yapmak için burdayız.

Son olarak eklemek isteğiniz birşey var mı?

Umuyoruz ki turistler bundan sonraki ziyaret yerleri olarak Bosna Hersek’i seçip, onları burada en iyi şekilde ağırlayacak ve unutulmaz bir seyahat geçirmelerini sağlayacak bizleri fark edeceklerdir.

BlaBlaCar Topluluk Yöneticisi Deniz Acarol “Sohbet Etmeye Doyamıyorsanız Siz de Artık BlaBlaBla’sınız.”

Geçtiğimiz yıl Türkiye pazarına giriş yapan araç paylaşım platformu BlaBlaCar’ın Topluluk Yöneticisi ve Uzakrota Travel Summit konuşmacılarından Deniz Acarol ile araç paylaşımı ve yolculuk üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Öncelikle hoşgeldiniz, ziyaretçilerimize kendinizi biraz tanıtabilir misiniz ?

Elbette. İstanbul’da doğdum ve büyüdüm. Kocaeli Üniversitesi’nde siyaset bilimi üzerine lisans eğitimimi alırken, hizmet sektöründe çalışma hayatına girdim. Akabinde, Yıldız Teknik Üniversitesi işletme yönetimi bölümünde yüksek lisans programına başladım. Yüksek lisans eğitimimi Almanya, Münih Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra, İstanbul’da yerli bir start-up’ta çalışmaya başladım. Ardından, kendisiyle Avrupa’da tanıştığım ve çok sık seyahat ettiğim BlaBlaCar’ın Türkiye ekibine, Topluluk Yöneticisi olarak katıldım. Yaklaşık 1 senedir BlaBlaCar’ın Türkiye’deki online ve offline iletişiminde rol alıyorum.

Bize biraz BlaBlaCar hakkında bilgi verebilir misiniz?

2009 yılında ilk çalışanının alınmasıyla Fransa’da faaliyete başlayan ve şu an dünyanın en büyük şehirler arası yolculuk paylaşım ağı olan BlaBlaCar, aracında boş koltuklarıyla yolculuk yapan sürücülerle, aynı yöne gitmek isteyen yolcuları buluşturan bir platform.

19 ülkede faaliyet gösteren ve 20 milyondan fazla üyesiyle dünyanın en büyük şehirler arası yolculuk paylaşım ağı olan BlaBlaCar, aynı yöne giden sürücü ve yolcuları bir araya getiriyor, yol masraflarını kişiler arasında paylaştırarak seyahati herkes için daha hesaplı hale getiriyor. Ayrıca, üyelere, yeni insanlarla tanışarak eğlenceli bir yolculuk yapma fırsatı da sunuyor. BlaBlaCar’ın faaliyet gösterdiği ülkeler; Türkiye, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, Belçika, İspanya, Almanya, İngiltere, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, İtalya, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, Ukrayna, Hindistan ve Meksika.

Dünyada hızla büyümeye ve milyonlarca insanın yolculuk anlayışını değiştirmeye devam eden Fransa merkezli şirket, Temmuz 2014’te Index Ventures, Accel Partners, ISAI ve Lead Edge Capital’dan aldığı 100 milyon dolarlık yatırımın ardından sırasıyla Türkiye, Hindistan ve Meksika pazarlarına giriş yaptı. Geçtiğimiz günlerde Insight Ventures ve Lead Edge Capital’in önderliğinde, Vostok New Ventures’ın da katılımıyla 200 milyon dolarlık yatırım alan BlaBlaCar, toplamda 300 milyon dolardan fazla yatırım alarak Avrupa’nın en iyi finanse edilen startup şirketlerinden biri haline geldi.

BlaBlaCar sistemi nasıl çalışıyor?

BlaBlaCar’da sistem şöyle işliyor: BlaBlaCar‘ın ücretsiz mobil uygulamasını indirerek ya da www.blablacar.com.tr adresine girip Facebook hesabınızla giriş yaparak profilinizi oluşturuyorsunuz. Yolcuysanız, gideceğiniz yeri ve yolculuk yapacağınız tarihi seçiyorsunuz ve karşınıza sizinle aynı yöne yolculuk etmek isteyen sürücüler çıkıyor. Kendi aracınızla yolculuğa çıkıyorsanız, profilinize aracınızın modelini ekliyor, yolculuğunuzun detaylarını ve aracınızdaki boş koltuk sayısını belirtiyorsunuz. Sistem size o yolculuk için koltuk başına bir masraf katkı payı öneriyor. Masraf katkı payı, kar gözetmeksizin yol masraflarını diğer yolcularla paylaşmanıza imkân verecek şekilde belirleniyor.

Ardından sıra profilleri inceleyerek yolculuk arkadaşlarınızı daha yakından tanımaya geliyor. BlaBlaCar‘ın güvenilir topluluğunda, üyelerin fotoğraflarını ve kısa biyografilerini görebilir, potansiyel yolculuk arkadaşlarınız hakkında daha önceki yolculuklarında bırakılmış yorum ve puanlamaları inceleyebilirsiniz. İsterseniz de onlarla iletişime geçip aklınıza takılanları sorabilir, nasıl biri oldukları hakkında daha fazla fikir sahibi olabilirsiniz.

Yolculuk sonrasında ise hem yolcular hem de sürücüler birbirlerine puan verip, yorum yaparak hem güvenilir bir topluluğun oluşturulmasına katkıda bulunuyor hem de bir sonraki yolculukta diğer üyeler tarafından tercih edilme şanslarını artırıyorlar.

Sizce, teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde, gelecekte seyahat sektörü teknolojinin etkisinde kalacak mı?

Teknolojinin, diğer her alanda olduğu gibi seyahat sektörü üzerindeki etkisi hızla artıyor. Dün neredeyse insanları seyahatten vazgeçiren zorluklar, bugün akıllı telefonlar, hatta saatler ile zahmetsizce aşılabiliyor. Bunun yanında teknolojideki gelişmeler, ilk önce aksini çağrıştırsa da, insanlara daha sosyal bir seyahat deneyimi sunuyor. Örneğin bugün dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığınız bir insanın evini veya odasını bir mobil telefon uygulaması ile kiralayabiliyorsunuz. Yine bir uygulama ile sizinle aynı yöne giden insanları bulup, beraber seyahat edebiliyorsunuz. Tüm bu gelişmeler seyahat etmeyi motive etmekte ve beklentileri şekillendirmektedir. Yakın gelecekte teknolojilerini, beklentilere göre yönetebilen markaları keyifle izleyeceğiz.

Yakın dönemde teknolojinin de gelişimine bağlı olarak BlaBlaCar tarafında yeni projeler gözüküyor mu?

Mobil uygulamamızı ve web sitemizi, kullanıcılarımızdan gelen geri bildirimler doğrultusunda sürekli olarak geliştirmeye devam ediyoruz. Bugün geri bildirimler ışığında oluşturduğumuz ürünümüzü geliştirmek için çok detaylı bir yol planımız var. Üyelerimizin yolculuklarını kolaylaştıracak ve yolculuk paylaşımını emniyetli ve güvenilir bir ulaşım çözümü haline getiren çalışmalarımız devam edecek.

BlaBlaCar’ın en aktif olduğu ülkeler hangileri?

Dünyanın 19 ülkesinde faaliyet gösteren BlaBlaCar’ın en aktif olduğu ülkelerden biri, BlaBlaCar’ın doğduğu yer olan Fransa. İspanya ve Almanya gibi diğer Avrupa ülkelerinde de oldukça yaygın. Türkiye gibi açılmış olduğu, gelişmekte olan pazarlarda da kullanım oranları giderek artıyor.

Yakın zamanda yeni girilecek ülkeler var mı?

BlaBlaCar, almış olduğu 200 milyon dolarlık son yatırımı, devam eden büyümesini ve önümüzdeki dönem genişlemesini desteklemek amacıyla kullanmayı planlıyor. Şirketin şu anki hedefleri arasında Brezilya, Asya ve Latin Amerika’daki diğer pazarlar görünüyor.

BlaBlaCar’ın Türkiye pazarındaki durumunu başarılı buluyor musunuz?

Türkiye’de Eylül 2014’ten beri faaliyet gösteren BlaBlaCar, kısa sürede büyük ilgiyle karşılaştı. En çok İstanbul, Ankara, İzmir çıkışlı yolculukların paylaşıldığı BlaBlaCar Türkiye’de, Bursa, Adana, Antalya, ve Kocaeli çıkışlı yolculuklar da oldukça fazla yer almakta. Yaz döneminde, Bodrum, Çeşme, Antalya, Ayvalık, Kuşadası gibi destinasyonlar da sık yolculuk yapılan rotalar arasında eklendi.

Her geçen gün Türkiye’deki kullanıcı sayımızın arttığını ve kullananların yüksek memnuniyetlerini görüyoruz. Üyelerimizden gelen yorumlar oldukça pozitif. Örneğin, ailesinden uzakta yaşayan üniversite öğrencileri, BlaBlaCar’ın, ailelerini daha sık ziyaret etme imkanı sunan hesaplı bir seçenek olduğunu ve yalnız yolculuk etmek yerine yolculuğunu sohbet ederek geçirmenin daha keyifli olduğunu düşünüyor.

Farklı bir şehirde çalışan ancak hafta sonları ailesini görmek isteyen kullanıcılarımız da yolculuklarını paylaşarak hem yeni insanlarla tanışma fırsatı bulduklarını hem de yolculuk masraflarından tasarruf ederek ailelerini daha fazla görebildiklerini belirtiyor. Gezmeyi seven ve sık sık seyahat eden kullanıcılarımız ise BlaBlaCar’ın pratik, güvenilir ve hesaplı bir seçenek olduğunu söylüyor.

Son olarak, Ağustos’ta düzenlenen ve ulaşım desteği sağladığımız Zeytinli Rock Festivali’nde BlaBlaCar, festivale katılan gençlerin en çok tercih ettiği ulaşım araçlarından biri oldu. Festivalciler, Zeytinli yolculuğunda birbirlerine yol arkadaşı olarak, hem hesaplı hem de eğlenceli yolculuk yapma imkanı buldu. Tüm bu deneyimler aslında, BlaBlaCar’ın Türkiye’de farklı yaş grupları tarafından tercih edildiğini ve giderek yaygınlaştığını da gösteriyor.

BlaBlaCar’ın yakın zamanda Türkiye pazarında tanıtacağı yeni özellikleri olacak mı?

Türkiye, BlaBlaCar’ın Avrupa dışına açıldığı ilk pazarlardan. Yolculuk paylaşımı kavramının da oldukça yeni olduğu ülkemizde kullanıcılarımızdan gelen öneriler ve geri bildirimler bizim için son derece değerli. Bu geri bildirimler doğrultusunda, sistemimizi her geçen gün daha da iyi hale getirmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde de sisteme eklenen yeni özellikler olacak.

Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?

İsmimizin nereden geldiğine ve Türkiye’de BlaBlaCar kullanıcılarının profiline dair ilginç bir bilgiyi de paylaşmak isterim.

BlaBlaCar kullanıcıları kayıt aşamasında, arabada yolculuk ederken ne kadar sohbet etmek istediklerine dair bir seçim yapıyorlar. Eğer sohbet etmeyi sevmiyorlarsa Bla, sohbet etmeyi seviyorlarsa BlaBla ve sohbet etmeye doyamıyorlarsa kendilerini BlaBlaBla olarak tanımlayabiliyorlar. Şirketin ismi de aslında buradan geliyor.BlaBlaCar Türkiye ile ilgili en dikkat çekici istatistiklerden biri ne kadar sohbet etmeyi seven bir ülke olduğumuz. Türkiye’deki kullanıcıların %99’u kendilerini BlaBla veya BlaBlaBla olarak tanımlıyor. Bu da yolculukların bol sohbetli geçtiğine işaret ediyor.

Buna ek olarak, paylaşmak istediğim bir diğer bilgi de bir yol güvenliği araştırmasının sonuçları.

Yakın zamanda BlaBlaCar ile dünyanın önde gelen araştırma şirketlerinden TNS Sofres araştırma şirketinin yapmış olduğu yol güvenliği araştırmasının sonuçları, yolculuk paylaşımının yol güvenliğini nasıl olumlu yönde etkilediğini göstermesi açısından enteresan.

Türkiye’nin de içinde yer aldığı 10 ülkede, alanında ilk kez yapılan “yolculuk paylaşımı ve yol güvenliği” anket çalışmasının sonuçlarına göre, araçlarda yolcuların varlığı sürücüleri daha duyarlı hale getirirken, yolculuğun daha güvenli olmasını sağlıyor. Örneğin, BlaBlaCar sürücülerinin %75’i, yolculuk paylaşımının kendilerini trafik kurallarına daha fazla dikkat etmeye yönelttiğini söylüyor. Sürücülerin %70’i ise, yolcuların puanlama ve yorumlarının onları daha güvenli bir sürücü olmaya teşvik ettiğini belirtiyor.

Air France ve KLM Eski Ülke Müdürü Nedime Konuksever ile Keyifli Bir Sohbet

Dünyanın en büyük havayolu şirketlerinden Air France ve KLM, her yıl milyonlarca insanı sevdikleri kişilere ve yerlere ulaştırıyor. Air France ve KLM’nin Türkiye Ülke Müdürü Nedime Konuksever ile Air France ve KLM’nin kalitesi, hizmet anlayışı, müşteri profilleri, Türklerin Air France ve KLM ile en sık gittiği ülkeler ve daha birçok konuda keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

indir

Hem Air France, hem de KLM havayolu şirketleri arasında üst sıralarda yer alan kuruluşlar. Bu iki saygın firmanın Ülke Müdürü olarak KLM ile Air France’in dünyadaki ve Türkiye’deki pazar paylarından bahseder misiniz?

Air France KLM Türkiye’de yerleşik en eski ve sektörünün öncüleri olan iki havayolu şirketi. KLM 1919, Air France ıse 1933’ten beri Türkiye’de faaliyetlerini sürdürüyor. 2012’de gerçekleştirdiğimiz 26 Milyar Euro ciro rakamı ile 75 milyon yolcu sayısında Türkiye büyüyen, gelişen, dinamik bir pazar olarak yerini alıyor.

Her yıl her kesimden yüzbinlerce insanı dünyanın çeşitli şehirlerine götürüyorsunuz. KLM ve Air France’ın müşteri profili hakkında bilgi verebilir misiniz?

Dünyada 113 ülkede 240′ noktada günde 1500 uçuş gerçekleştirmekteyiz. Türkiye hatlarında taşıdığımız yolcuların @’i iş amaçlı, `’i ise turizm, aile ziyareti amaçlı seyahat ediyor. Uçaklarımızda her milletten müşteri bulunuyor ama Türkiye hattında en çok Amerikalı, Japon, Koreli, Hollandalı, Kanadalı, Fransız ve tabii Türk müşteri bulunuyor. Son senelerde Güney Amerika dan da fazlaca müşteri alıyoruz.

Müşterilerimizin C’u kadınlar % 57’sini ise erkekler oluşturuyor. Havayolu müşterisinin beklentisi hemen her yerde aynı… Müşterilerimizle sürdürülebilir bir ilişki kurmak en önemli önceliğimiz. Müşterinin beklentisi aynı hizmet kalitesini dünyanın her yerinde alabilmek., ayrıca fiyat politikasının da bunu tamamlaması gerekiyor.

KLM müşterimiz daha genç, teknolojik gelişmeleri takip eden, hızlı iletişimi önemseyen sosyal medyayı yakından takip eden bir profilde, Air France müşterilerimiz ise iş amaçlı seyahat edenlerin yanı sıra çok fazla kurumsal şirket gezileri düzenleniyor.

Son zamanlarda Türkler’in yurt dışına olan seyahatleri oldukça arttı. Türk seyahatseverlerin Avrupa ve dünyada en çok ziyaret ettikleri şehirler hangileri?

Avrupa’da hala Paris, Milano, Amsterdam, Londra en çok tercih edilen şehirler arasında… Bunun yanısıra bizim uçuşlarımızda Güney Fransa, Edinburg ve Madrid şehirlerinin çok iyi satıldığını görüyoruz. Dünyada ise New York hep çok popüler; ayrıca vizesiz ülkeler ve şehirler, Küba – Havana, Mexico City, Lima, Rio de Janeiro, San Fransisco çok fazla talep görüyor. Bir de son dönemde eklenen Panama hattını belirtmem gerekiyor. Dünyada Türk’lerden vize talep eden ülke sayısı eskiye oranla azaldı ancak vize talep etmeyen ülkeler, Güney Amerika şehirleri ve Küba çok fazla talep görüyor.

Bu noktada değerli Jabiroo üyelerine önerim en uygun fiyatlardan faydalanmak üzere seyahatlerini erken planlamaları… Kısacası Türkiye pazarı son derece bilinçli havayolu tüketici müşterisi ve teknoloji kullanımında öncü genç potansiyeli ile bizim için çok önemli bir pazar.

Hostesler havayolu şirketlerinin simgeleridir. Uçuş önceki komutlar, uçakta servis edilen yiyecek ve içecekler, yolcularla birebir ilişkiler esnasında KLM’in hostesleri ile Air France’ın hostesleri arasında farklar var mı?

Her iki şirkette de hostesler için yolcu ve uçuş güvenliği ilk öncelik. Hosteslerimiz ilk yardım, güvenlik gibi konularda sistematik olarak çok sıkı eğitime tabii tutuluyor. Nitekim geçmiş senelerde iniş esnasında yaşanan bir tecrübe sonrasında hosteslerimizin bu konuda ne kadar yetkin ve başarılı olduklarını tüm dünya gözledi ve bu örnek hala tüm uçuş eğitimlerinde kullanılıyor.

Hosteslerimiz bağlı oldukları ülkelerin kültürlerinden esinlenerek müşteri hizmetine bunu yansıtıyorlar. Gerek tavır, gerek giyim ve makyaj, gerekse genel görüntü anlamında kullandıkları renklerin standardları var. Air France hosteslerinde Fransa’daki “art de vivre” ve KLM hosteslerinde “Dutch hospitality”yi müşteriye hissettirmeyi başarıyor.

Air France uçuşlarında şarap ve şampanya sunumundaki özen Michelin listesinde yer alan lokantalardaki kadar özel.

Çok sık seyahat eden biri olarak gittiğiniz yerlerde ne tarz otellerde kalmaktan hoşlanıyorsunuz? İş seyahatlerinizde ve tatillerde seçtiğiniz oteller arasında ne gibi farklar bulunuyor?

Haklısınız. İsim gereği çok fazla seyahat ediyorum. Gerek iş, gerekse tatil amaçlı seyahatlerde mecbur kalmadıkça çok büyük otellerden kaçınıyorum. Belli bir çizgisi, hizmet kalitesi ve mümkünse tarihi olan, geçmişi başarıyla koruyabilmiş, sizin yanılmıyorsam “butik otel” diye tanımladığınız otellerde kalmayı tercih ediyorum.

İki büyük havayolunun Türkiye Ülke Müdürü olarak, favorim dediğiniz, gezmekten keyif aldığınız şehirler hangileri?

En keyif aldığım yerleri; İtalya’nın Toscana bölgesindeki her yer ve Güney Fransa’daki Provence Bölgesi olarak özetleyebilirim. Bu iki bölgenin biraz ülkemizi anımsatmasının yanı sıra, doğasının güzelliği ve cömertliği, mutfağının çok zengin oluşu ve insanlarının bize çok benzemesi sebebiyle galiba daha çok seviyorum… Bir de Amsterdam; özellikle bisikletle gezmekten büyük keyif aldığım bir şehir…

Bildiğiniz gibi Jabiroo.com hikayesi olan otelleri yayınlayan bir web sitesi. Sizin kaldığınız herhangi bir otelde yaşadığınız ve unutamadığınız bir hikayeniz var mı?

Hemen aklıma gelen iki anım var. Bir tanesi küçük bir otelde kaldığımda dolapta unuttuğum 2 parça eşyam için aradığımda adresinize gönderdik demeleri… İkincisi ise çok büyük, dünya markası bir otelde rezervasyonum olmasına rağmen yerimin olmadıklarını söyledikleri an yaşadığım stres. O dönem kaldığım şehirde büyük bir toplantı organizasyonu olduğu için tüm oteller doluydu ve bana yer açmak için saatlerce inanılmaz çaba sarfettiler. Odayı açtıklarında neredeyse sabah olmuştu…

Seyahatlerimizin rahat ve sorunsuz geçmesini sağlayan en büyük yardımcımız bavullarımız. Sizin seyahate çıkarken bavulunuzdan eksik etmediğiniz eşyalarınız neler?

Çok fazla seyahat edince pratik olmayı öğreniyorsunuz. Temizlik ve makyaj malzemelerim, kitabım, yedek şarj cihazları her an seyahate hazır bir kenarda duruyor. İş seyahatlerinde mutlaka kabin bagajıyla seyahat ediyorum ve uzun seyahatlerde de benim için önemli olan ilaç, hijyen malzemeleri, evraklarım, elektronik cihazları mutlaka yanımda bulunan el bagajıma yerleştiriyorum. Sizin vesilenizle buradan, müşterilerinize de bu konuya özen göstermelerini öneriyorum.

İnternet üzerinden seyahat ve turizm sektöründeki e-ticaretin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Sektörün hızla büyüdüğünü gözlemliyoruz. Sizin siteniz en güzel örneklerden birisi… Teknolojinin hızlı gelişimi ile müşterilerin kendi başına inceleme, araştırma eğiliminde olduğu bir gerçek… Uzmanlık hala kalacak olsa da sektörün daha e-ticaret yönünde büyüyeceği aşikar.

Kaynak: Jabiroo

Derya Pekruh Gerçeker “En Çok Ödül Alan Havayolu Olmamızın Üç Ana Sebebi Var”

Asya’nın yükselen yıldızı Singapur’un bayrak taşıyıcı havayolu şirketi olan Singapore Airlines Dijital Satış ve Pazarlama Sorumlusu ve Uzakrota Travel Summit konuşmacılarında Derya Pekruh Gerçeker ile oldukça keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Öncelikle Hoşgeldiniz, Ziyaretçilerimiz için Öncelikle Kendinizi Biraz Tanıtabilir misiniz?

Merhabalar, Ağustos 2015’te turizm sektoründeki 20. çalısma yılımı tamamlamış bulunuyorum. 1998’de yolcu hizmet memuru olarak başladığım Singapur Havayolları Türkiye ofisinde şu anda Dijital Satış ve Pazarlama Sorumlusu olarak görev yapmaktayım.

Bize Biraz Singapore Airlines Hakkında Bilgi Verebilir misiniz?

Singapur Havayolları, Dünyanin en çok ödül alan havayolu olmanın yanısıra birçok alanda sektörun ilklerini başlatarak sektörun lideri olmuştur. Havayolumuz Istanbul-Singapur arasi seferlere 29 Ekim 1987 yılında Cumhuriyet bayraminda ilk kez basladı ve 28 yıldır iki ülke arasında hizmet vermeye devam ediyor. Şu anda hergün B777-200J uçakları ile iki ülke arasında uçus sağliyoruz.

Singapore Airlines’ın Singapur ve Singapur Bağlantılı Uçuşlarda Verdiği Hizmetlerden Biraz Bahseder misiniz?

Suite, First, Business, Premium Ekonomi ve Ekonomi sınıflarında hizmet veriyoruz. Uçulan sınıf göre sunduğumuz ürün ve ikramlar değisirken hizmet anlayışımız her yolcumuz için en yüksek seviyede tutuluyor. A380 uçuslarımızda koltuklarımız tamamen yatak olabiliyor, tüm uçuslarda dünyaca ünlü aşçılarımızın hazırladıgı yemekler sunuluyor. Singapur’dan şu anda Güneydoğu Asya, Kuzey Asya, Avustralasya, Avrupa, Amerika ve Afrika kıtalarına uçuslarımız mevcut ve her yolcumuz ücretsiz yiyecek, içecek, eğlence sistemi ve uçak ici küçük hediyelerimizin keyfine varabiliyor.

Singaporeairlinesfeature

Singapore Airlines Birçok Kurum Tarafından Dünya’nın En İyi Havayolu Seçildi? Bunu Neye Bağlıyorsunuz?

Öncelikle ödüle layık gören misafirlerimize ve kuruluşlara cok teşekkür ederiz. En çok ödül alan havayolu olmamızın üç ana sebebi var, Hizmet, yenilikçi olmak ve uçus ağımız. Birçok seyahat eden kişi havayolumuzun simgelerinden olan Singapore Girl (Singapur Hostesi)’ni bilir ve bu hizmetin bizler için ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi.

Ama bu tek başına yetmez, en çok ödül alan havayolu olarak yenilikte lider olmanız gerekir, en yeni ve genç uçaklarla en iyi ürün ve hizmetleri sunarak yapabilirsiniz. Havayolumuz Havacılık endüstrisine birçok İLK’i kazandırmıştır, ekonomi sınıfında birden fazla yemek seçeneğini ve ücretsiz içecekleri sunan ilk havayolu olduğumuzu biliyor musunuz? Hatta Ekim 2007’de dünyanin ilk A380 uçusunu gerçekleştirdiğimizi? Bunlara birçok örnek daha ekleyebiliriz. Üçüncü önemli sebep ise uçus ağımız, bir star alliance üyesi olan ve bu yıl üyeliğinin 15. yılını kutlayan havayolumuz, 6 kıtaya uçus gercekleştirmekte ve Asyadaki gücünü gün geçtikce artırmaktadır. Singapur Havayolları’nın dışında sahip olduğumuz veya hissesini bulundurduğumuz Scoot, SilkAir, TigerAir, Virgin Avustralya ve Vistara bizim birçok hedef pazarda gücümüzü artırmamıza yardımcı olmakta. Buna ilaveten Türk Hava Yolları, Air New Zealand gibi birçok havayolu ile de yapılan özel anlaşmalarımızla uçus ağımızı daha da artırmaya çalışıyoruz.

Türk Turistlerin Singapore Airlines’a Olan İlgisinden Memnun musunuz?

Evet memnunuz, özellikle son 5 yılda artış gösteren bir trend var.

Türk Turistlerin İnternet Üzerinden Bilet Satışına Olan İlgisini Nasıl Değerlendiriyorsunuz?

Şu anda gayet memnunuz ama web sitemiz ve mobil sitemiz Türkçe’ye çevirildiğinde, ilgilinin en az yüzde yüz artacağına inanıyoruz.

merlion-singapore

Son Yıllarda Türk Turistlerin Singapur’a Olan İlgisi Bir Hayli Artmakta, Bunu Neye Bağlıyorsunuz?

Singapur her zaman kendini yenileyen, her ziyaretinizde size yeni keşifler sunan bir ülke. Modern yapısının yanı sıra kültürel izlerini koruması çok fazla ziyaret edilmek istenme sebeplerinden.

Türk Turistlerin Singapur’a Gittikleri Zaman Mutlaka Görmesi Gereken Yerler Nerelerdir?

Sentosa Adası, Universal Studyolar, Gardens Bay The Bay, Botanik ve Orkide bahçeleri, Little India (Hint Mahallesi), Çin mahallesi ve Malay Village (Malay Köyü) mutlaka ziyaret edilmeli. Programın sonunda da Marina Bay Sands otelinin barında muhteşem manzara eşliğinde bir içecek yudumlanmalı.

Son Olarak Eklemek İstedikleriniz?

Singapur Havayolları su anda hergün İstanbul – Singapur arasında Business ve ekonomi sınıflarında uçuslar sunuyor bu kış döneminde 5 sefere inecek. Müşterilerimizin memnuniyeti için her zaman kendimizi geliştirmeye ve en iyi sunmaya devam edeceğiz.

Havayolumuza göstermiş olduğunuz ilgiye çok teşekkür eder, başarılar dilerim.

Çağrı Sağlık “Aile Turizmi için Malezya Gerçek Anlamda Bir Cennet

Özellikle vizelerin kalkması, Türk Hava Yolları ve Malezya Hava Yolları’ndan direkt uçuşla ulaşım sağlayabilmemiz sayesinde Türkiye’de son yıllarda en fazla tercih edilen ülkelerden biri olan Malezya’nın, Türkiye Turizm Ofisi müdürü ve Uzakrota Travel Summit konuşmacılarından olan Çağrı Sağlık’la Malezya’da Turizm üzerine eğlenceli bir sohbet gerçekleştirdik.

207902_18680043200_9267_n

Okurlarımız için Kısaca Kendinizi Özetler misiniz?

1974 Ankara doğumluyum. Evli ve 1 çocuk babasıyım. Ankara Gazi Anadolu Lisesi, ODTÜ Biyoloji, Başkent Üniversitesi Turizm ve Otelcilik ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültelerinde okudum. Anadil seviyesinde İngilizce, orta seviye Almanca ve kısmen Malayca biliyorum. Turizm sektörüne Ankara Bilkent Otel’de resepsiyonist olarak başladım. Ardından Ankara Altur seyahat acentesinde yurtdışı turlar sorumlusu ve Güzeloğlu Turizm’de Yurtdışı turlar sorumlusu olarak çalıştıktan sonra Ankara’da Babür Turizm’e %50 ortak oldum. Bu süreçte devletin uluslararası organizasyonlarından bazılarını tertipledim. 2001 yılında, açılmakta olan Malezya Turizm Bakanlığı tanıtma kuruluna Pazarlama Müdürü olarak atandım. 2002-2009 yılları arasında bu görevi ifşa ettim. Ofisin kapanması sonrasında İstanbul Plan turda Yönetici Müdür olarak görev aldım. Daha sonra kendi adıma İstanbul’da bir cafe işlettim. 2012 yılında Malezya Turizm Bakanlığının tanıtma ofisinin tekrar açılması sonrasında bu göreve tekrar atandım. Turizm sektöründe geçen 18 yıl içerisinde havayolu taşımacılığı hariç, sektörün her kısmında bir fiil bulundum.

Malezya Turizm Ofisi Olarak Seyahat Acentalarına ve Malezya’yı Ziyaret Etmek İsteyen Türk Turiste Ne Tür Destekleriniz Oluyor?

Arka planda bulunan bir devlet ofisi olarak, Malezya’yı ziyaret etmek isteyen Türk turiste en büyük desteğimiz, her türlü bilgiye kolay erişimini sağlamak ile oluyor. Bu bağlamda şimdiye kadar, 54 ayrı başlıktan oluşan Malezya broşürlerinin 8  adedi Türkçe’ye çevrildi. Malezya turizm Bakanlığının web sitesi, Türkçe’ye çevrildi ve Türkiye’den çıkan IP numaralarına direk olarak Türkçe açılış yapıyor. Gerek fuarlar gerekse AVM’lerde gerçekleştirdiğimiz aktiviteler ile de bilgi desteğini Türk turiste iletebiliyoruz. Bunun haricinde Türk medyasından, görsel ve basılı medya temsilcilerini zaman zaman Malezya’ya götürüp gezdirerek, burada yapılan yayınlar aracılığıyla da bilgi dağıtımına destek veriyoruz.

Acenteler ile ise çalışmamız çok daha farklı boyutlarda. Acentelerin üst düzey temsilcilerini Malezya’ya götürüyoruz. Müşteri gruplarına göre Malezya’nın farklı noktalarını gezdiriyoruz. Orada otel ve acente bağlantılarını yapmalarını sağlıyoruz. Türkiye’den Malezya’ya uçan havayolları ile daha sıkı ilişkiler içine girmelerine destek veriyoruz. Program hazırlamalarına destek veriyoruz. Daha sonra ise bu programlarının reklam edilmesi aşamasında da destekler sunuyoruz. Tabii ki tüm bu işlemler, acentelerin samimiyet ve çalışmaları ile doğru orantılı işliyor.

935980_575460679175089_1936983945_n

Malezya Son Yıllarda Türkiye’den Ciddi Bir Sayıda Turist Almaya Başladı, Bunu Neye Bağlıyorsunuz?

Malezya, Türkiye’nin ardından, dünyanın en çok turist çeken ilk 10 ülkesinden birisi. Zaman zaman 8. Zaman zaman 9. Oluyor ancak hep ilk 10 içerisinde. Türkiye’de 1985 yılından itibaren başlayan profesyonel yurtdışı gezi organizasyonları ağırlıklı olarak yakın ülkelere gitmek üzerine odaklıydı. Ancak hem gezme kültürünün gelişmesi, hem internet gibi iletişim araçlarının yaygınlaşması ve ekonomik gelişmeler ile artık Türk turistlerin daha uzak rotaları da tercih ettiği bir gerçektir.

Biz 2002 yılında ilk defa tanıtma ofisini açtığımızda Malezya’nın yeri bilinmiyordu. Bilinen 3 şey vardı. Malezya’nın başkenti Kula Lumpur’dur. Malezya’da dünyanın en uzun ikiz kuleleri vardır. Malezya IMF’yi reddeden Müslüman ülkedir.

Ancak bizim açılmamız ve yaptığımız tanıtım çalışmaları neticesinde artık Türk seyahat acentelerinde 70 ayrı tur programı bulunmakta. Bizim bu çalışmalarımız sonucu, giden turist sayısının artması ile, havayolları daha rahat bir şekilde planlama yaparak, bu rotadaki uçuşlarını arttırdılar ve Türk Havayolları örneğinde olduğu gibi yeni rota açarak kısa sürede günlük uçuşa geldiler. Tabii bu gelişmeler uçak biletlerini nispeten ucuzlattı ve bu da daha fazla turist çekme potansiyeli oluşturdu. Tüm bunlar zincirleme bir hareketin parçalarıdır. İlk elektronu harekete geçirmeniz tüm elektronların zaman içinde hareketlenmesini sağlar. Biz de ilk elektronu harekete geçirdik. Pazar ve arz sunucuları bu hareketi takip etti. Böylece senede 5000 kişilik turist sayısı, enflasyon ver TL’nin değer kaybına rağmen artık 17,000 kişi oldu.

Türk Turist Malezya’da En Çok Hangi Bölgeleri Tercih Etmeye Başladı? Neden?

İlk nokta elbette ki Kuala Lumpur’du. Kısa süre içinde buna Langkawi ve Penang eklendi. Bizim programlamamız dahilinde daha sonra Borneo adası üzerindeki Kuching ve Kota Kinabalu eklendi. Bunu sırasıyla Redang, Johor Bahru, Malacca ve Tioman izledi. Bu bölgelerin her biri çok farklı turist kitlesine hitap ediyor. Borneo kısmı daha çok doğa turizmine, adalar 3S olarak adlandırılan Deniz-Kum-Güneş turistine, Malacca tarih meraklılarına, Johor Bahru aile turlarına ve Kuala Lumpur herkese hitap ediyor. Ancak çok önceden bugüne, dalış turizmi Sipadan, Mabul ve Kapalai bölgelerine artarak devam etmektedir.

10268483_380288785452808_2517747260828447595_n

Peki Türk Turiste Önereceğiniz Bölgeler Var mı?

Malezya ile ilgili tüm dünyada geçerli olan bir deyiş vardır. Malezya’yı bilmek, Malezya’yı sevmek demektir. Malezya’ya bir kere giderseniz, ikinci gidişinizi garanti etmiş olursunuz. O yüzden Malezya’yı doyurucu bir şekilde, iyi hazırlanmış ve planlanmış bir program ile, yedire yedire gezmelerini tavsiye ederim. Her yer her kesim için aynı tadı vermeyebilir. Çok profesyonel bir şekilde turizm yapılan Malezya’yı illa yüksek paralar vererek gezmek durumunda da değiller. 1000’den fazla adası olan Malezya’da sadece Langkawi’ye gitmek zorunda değiller. Ülkemizde yaygın olan bir çıkışta 2-3 ülke görme alışkınlığından kurtulmaları için Malezya iyi bir başlangıç olacaktır. Ama yine de o bölgeye giderek 2-3 ülke görmek istiyorlar ise Singapur ve Tayland ile Malezya’yı rahatlıkla birleştirebilirler.

Eskiden Türk Turist Çocuğumuz Var Büyüyünce Seyahat Ederiz Diyordu Fakat Şimdilerde Çocuklarını da Yanlarına Alarak Seyahat Ediyorlar. Çocuklu Aileler İçin Önerileriniz Var mı?

Aile turizmi için Malezya gerçek anlamda bir cennet. Her şeyden önce Turizm Bakanlığı’nın tanıtım politikası ağırlıklı olarak aile turizmi üzerine kurulu. Dolayısıyla tüm ülke çapında konaklamadan ulaşıma her şey bu bağlamda kurgulanıyor. Mesela Asya içerisinde Legoland bir tek Malezya’da var. Yine Japonya haricinde Hello Kitty sadece Malezya’da. Hatta bu ikisi aynı yerde ve Johor Bahru’da. Johor Bahru ise Singapur’un sınır komşusu. Singapur’da ise Universal Studios bulunmakta. Bunların hiçbiri şans eseri oluşmuş değil. Tamamı bir projenin parçaları. Çocuklara ve çocukları ile seyahat eden ebeveynlere yönelik çok sayıda turistik nokta var. Otel odalarının Türkiye ve Avrupa’da alışık olan 28-35 metrekare boyutlarından çok daha büyük olarak 45-65 metrekare arasında olduğunu da düşünürseniz, tatil için gittiğiniz yerde bir odaya tıkışmaktan çok, sanki ufak bir evde yaşıyormuş gibi olmak bile aileler için tercih sebebi olacaktır. Bu yüzden Malezya’ya gidecek olan aileler, çocuklarını da gönül rahatlığı ile beraberlerinde götürebilirler.

1381159_576673749053782_236762860_n

Önümüzdeki Yıl Malezya’da Birçok Festival Düzenlenecek, Bunlardan Mutlaka Katılın Dedikleriniz Hangileri?

Çin yeni yıl kutlamaları, Malezya bağımsızlık günü kutlaması, Alışveriş festivalleri ki yıl içerisinde 3 defa yapılır, Çiçek festivali, meraklısına yağmur ormanları müzik festivali aklıma ilk gelenler. Ancak bizzat Turizm Bakanlığının desteklediği 50’yi aşkın festivale, www.tourism.gov.my adresinden göz gezdirerek, seyahat programınızı ilginizi çeken festival tarihi ve yerine göre planlayabilirsiniz.

Son Olarak Eklemek İstedikleriniz?

Tatil yapmak, her insanın en önemli haklarından birisidir. Tatilini farklı yerler ve kültürler görerek geçirmek ise takdir edilmesi gereken bir kişisel kültür seviyesini gösterir. Tabii ki yapılan tercihlere göre tatil bütçesi değişebilir. Ancak Türk turist artık ev, araba, televizyon gibi şeyleri alırken nasıl inceleyip araştırıyorsa, turunu planlarken de aynı hassasiyeti göstermelidir. Daha fazla para verip, görmek istemediği yerlere gitmek zorunda kalmaktansa, gerektiği kadar harcayıp tüm görmek istediklerini zamanının el verdiği ölçüde görmeyi tercih etmelidir.

LogoTourism

Oyuncu ve Yazar Berna Laçin’den Seyahatin İpuçları

Seyahat merakınız nasıl başladı?

Ben bir kere asker çocuğuyum, bizim hayatımız biraz oradan oraya giderek geçti. Böyle çok yerleşik düzenimiz olmadı, yani İzmirliyim ve çoğunlukla orada bulundum ama çok il değiştirdik falan dolayısıyla hava değişimine alışık bir bünyem var benim. Olduğu yerde sabit, dışarı çıkmaktan çekinen insan tipi vardır, hep aynı çevrelerde olan, ben onlardan olmadım hiçbir zaman. Bir de yine babamın görevi nedeniyle ben 15 yaşındayken- iki ay gibi bir süreliğine-, arabayla hem de bir Murat 124 ile Türkiye’den çıkıp (annem babam ve ben), Bulgaristan üzerinden Yugoslavya, Macaristan, Almanya, İtalya gezdik. Babam Nato görevlisiydi, Almanya’da işi vardı dur oradan İtalya’daki arkadaşları görelim derken biz uzun bir gezi yaptık arabayla. Hala hayatımın en güzel tatili odur derim. Ondan sonra çok yerlere gittim, çok güzel tatiller yaptım ama o Murat 124 ile yaptığım tatil kadar tatlı gelmez bana hiçbiri açıkçası.

berna_lacin

Bütün bunları görmek insanı çok geliştiriyor. Bence, çocukların –ki ben 15 yaşındaydım- benim kızım da 38 günlükten beri bir yerele gidiyor. Hep diyorlar ki “ Ay bunu hatırlamayacak!”; ben de diyorum ki “Hatırlamak değil, onun duygu ve görsel hafızasına, beynindeki o kodlara her gördüğü işliyor aslında. Belli bir göz zevki, belli bir bilinç, belli bir doku gelişiyor çocukta.” Ben çok önemsiyorum çocukların seyahat etmesini o yüzden Ada (Berna Laçin’in kızı) çok seyahat eder.

Sonra, ben çok çalışmaya verdim kendimi, o dönem hiç seyahat edemedim. Çok para kazanıyorum ama harcayacak yer yok ve şöyle şeyler yapmaya başladım itiraf edeyim; mesela en ünlü mücevher firmasını çağırıyorum, adamlar ürünleri, bana sete getiriyorlar ben onların içerisinden seçip alıyorum çünkü kendimi motive etmeye ihtiyacım var. Sonra baktım ki öyle çok saat, mücevher almak beni yeteri kadar motive etmiyor. Tamam, hoşuma gidiyor bir süre ama olmuyor. O arada, kafamı dağıtmak için birkaç yere gittim ve baktım nasıl mutlu oluyorum! Ve beni hayatta motive edecek, yaşamdan en çok zevk aldığım şeyin seyahat olduğunu keşfettim. Ada’yı doğurduktan sonra kendimi geri çektim, çok fazla çalışmıyordum. O dönemde, Sunay’la biz tanıştık. (Sunay Babahan-Jabiroo.com Kurucu Ortağı) Sunay, tam bir seyahat gurusu. Sunay sürekli şuraya gittik, buraya gittik derken ben de “Sunay, nereye gideyim, ne zaman gideyim?” diye soruyordum ve o bana fikirler veriyordu.

Kendime dedim ki, “ben çocuğun büyümesini beklemem, çocuğumu da alır giderim.” Biz, çoluk çocuk maaile gezmeye başladık. Benim iş çevremde şöyle bir laf dolaşmaya başladı; ben mesela “Aa, o işi yapamam, bu işi yapamam hayır” diyorum; daha sonra bir dönem “Evet, evet yapabilirim” dediğimde, “Ne olacak, seyahat edecek paran mı kalmadı çalışmaya karar verdin” diyorlardı bana. Ben, seyahat etmek için çalışıyorum, parayı kazanınca ben zaten bir daha iş almıyorum çünkü önce bir seyahat etmem lazım.

Sizin seyahat yazılarınız kadar eşinizin çektiği fotoğraflar da çok konuşuluyor… Sizin ve eşinizin fotoğraf merakı nereden geliyor?

Tolga’yı, (Berna Laçin’in Eşi) fotoğraf merakı saldı bir dönem ve artık biz öyle bir hale geldik ki, ben neredeyse “Ya makinen, ya ben diyecektim.” En çok neyi kıskanıyorsun deseniz, fotoğraf makinesi derim çünkü Tolga, fotoğraf makinesiyle aşk yaşıyor, çıkıyor binlerce Kız Kulesi fotoğrafı çekiyor falan. Sonra dedim ki, bu böyle olmayacak bizim ortak bir noktada birleşmemiz lazım. Baktım adamın da fotoğraf makinesinden vazgeçeceği yok öncelikle, ben de fotoğraf çekmeye başladım, en azından eşlik edebileyim, öbür türlü onun saatlerce bir yerde kalmasını anlamıyorsun ya da durduk yere Yedi Göllere gitmek istemesini. Bunun için kursa gittim ama en çok Tolga’dan öğrendim.

Ben de artık bayağı fotoğraf çekebiliyorum ama Tolga’nın hakikaten farklı bir gözü var. Bakıldığında ben de sıkı bir fotoğrafçı oldum ama O’nun sayesinde. Bu sefer ne oldu, çocuğu alacağız yanımıza, çocuk sıkılacak, o zaman Ada’ya da öğrettik. Ada, otomatik falan değil, bütün ayarlarını manuel ayarlayarak fotoğraf çeker kaç yalından beri.
Üçümüz de fotoğraf çekince ne yapacaksın? Hep aynı yerde çekemeyeceğin için seyahate çıkacaksın! Bu sefer ne oldu, seyahate çıkmak için ayrı bir amacımız oldu ve biri bize bir fotoğraf gösterdiğinde, “oraya gidip fotoğraf çekmeliyiz”, diyoruz. Seyahat iki kat daha kıymetli bir hal alıyor, gittiğin yerde gezip görmenin dışında, fotoğraf çekme heyecanı duyuyoruz ailece. Durum böyle olunca, daha çok gezmek, yeni coğrafyalar keşfetmek istiyoruz. Eskiden, şurada güzel bir yemek yeriz diye düşünürken şimdi bir de, orayı da fotoğraflamamız lazım diyoruz.

Seyahat rotalarınızı nasıl belirliyorsunuz? Nelere dikkat ediyorsunuz?

Bir kere tabi bu işlerle çok ilgilendiğin zaman, çevrende seyahat konusunda tecrübelenen arkadaşlarında çok fikir veriyor. Son olarak, Jabiroo ekibi kafama Patagonya fikrini soktu. Bir de Vietnam demişlerdi, onu da öncelikli listeme aldım. Bir de artık, internet var, girip bakıyorsun; bir yerler sana cazip geliyor bir de bizim için gideceğimiz yerin fotoğrafik oluşu önemli. Bir yerde alışveriş yapılması bize bir şey ifade etmiyor. Gittiğimiz yerde renk olması önemli. En son Küba seyahatimiz mesela, açıkçası dehşete düştük çünkü her yer rengarenk ve rengarenk olduğu zaman sen, koy makineyi çek. Dünyanın en güzel fotoğrafları çıkıyor. Hiçbir şey yapmana gerek. Dolayısıyla renkli olması, doğal olması bize cazip oluyor. Okuyorsun, araştırıyorsun, gezen arkadaşlarından bilgi topluyorsun. Araştırdıkça da karşına çıkıyor tabi, öyle öyle gelişiyor, seyahat dergilerini takip etmeye başlıyorsun, seyahat içeren filmler izlemeye başlıyorsun. İtalya’nın köylerinde veya Fransa’nın kasabalarında geçen bir aşk hikâyesiyse hemen izlerim, bankodur bizim için.

Elbette ki kolay değil, yıllarını veriyorsun. İlk seyahat etmeye başladığında ne yapacağını bilemiyorsun, nereden başlayacaksın, nereye gideceksin, nasıl gidilir bocalıyorsun. Hadi bileti aldın, oteli de ayırttın ama örneğin kaldığın yer gürültülü bir sokakta yer alıyor. E ne olacak, biraz bilen ve daha önce gitmiş insanlardan danışmanlığını almak önem kazanıyor. Turla gezmeyi de çok sevmiyorsan – biz fotoğraf çektiğimiz için gruptaki diğer insanlara durun biz fotoğraf çekeceğiz diyemezsin- çok uygun olmuyor. Ama arkadaşımın bir şirketi var Secret Seven Travel, onunla seyahat ediyorum çünkü bana göre bir tur anlayışı var. Onun dışında butik tur anlayışına dönüyorsun. Zamanında, Ayşe Yağcı (Jules Verne Genel Müdürü ve Jabiroo Kurucu Ortağı) Fas organizasyonu yapmıştı bize karı koca ve her şeyimizi ayarlamıştı. Ve iyi ki öyle gitmişiz çünkü bazı destinasyonlar Avrupa gibi değil, öyle “Gideyim abi, ben bulurum” diyemiyorsun. Fas da Küba da öyle yerler. Afrika, Laos, Kamboçya öyle değil. Roma’da kendi başına bilmesen de idare edebilirsin ama uzak kültürleri iyi bilmen lazım. Kafama göre gidip, bir yerde kalıyorsun örneğin, o bölgede gece belli bir saatten sonra sokağa çıkma deniyor, olmuyor yani. Tatilde en kıymetli şey vakit; zaten parayı harcıyorsun, herkes kendi bütçesine göre bir para ayırıyor, ben de çok para harcamayı sevmiyorum ama nasıl? Eskiden zaman kısıtlı olunca, en hip mekan olsun, en pahalısı olsun diyordum. Şimdi daha uzun süreli seyahat ettiğim için daha lokal yerleri tercih ediyorum. Her fiyata, her şey var önemli olan birileri sana doğru adresler söylesin. Örneğin, ben İtalya’nın köylerinde öyle güzel yemekler yedim ki, atıyorum şimdi sen gitsen ben sana söylesem, yerleri belirtsem bulursun ama tek başına git, kaybolursun.

Bugüne kadar gidip en çok etkilendiğiniz seyahat hangisi?

Annem ve babamla yaptığım Almanya seyahati ve son seyahatim Küba. Zaten seyahatte insanın aklına, bir ilki bir de son gittiği yer kalıyor.

Ölmeden önce gidin diye önereceğiniz yerler?

Çok yer var çünkü benim uçuşla ilgili sıkıntım var, ben bunu yavaş yavaş kırıyorum. Bir keresinde, iş için Güney Afrika’ya gitmek zorunda kaldığımda kırmak zorunda kaldım, çok uzun uçuşları tercih etmiyorum. Bunu da bilinçaltımda şöyle hallettim; değişik bir yere gidelim diyoruz, ben çaktırmadan yine yakın yerleri öneriyorum; örneğin “Bak, daha San Sebastian ve çevresini keşfetmedik” deyiveriyorum. O yüzden artık Avrupa’yı köy köy bilir olduk. Avrupa’yı iyice gezdiysen tabi ki uzak rotalara gitmen gerekiyor artık. İnsanın coğrafyası değişiyor. Gezegen değiştirmiş gibi hissediyorsun.

En son Küba uçuşumuz da uzun olsa da rahat gittim. Benim kaplumbağa gibi bir sırt çantam var; içinde kitaplarım, dergilerim, ferahlatıcı spreyim, kremlerim her şey vardır. Evimi yanımda taşımışım hissi oluyor, patiklerime kadar koyarım çantaya.

Bir senelik planlarım içerisinde Güney Amerika’yı görmek çok istiyorum. Laos, Kamboçya var. Daha yakınlarda Puglia Bölgesi var İtalya’da. Puglia için Jabiroo.com’dan seyahat programı alıyorum. Bana, sabit bir şeyler hazırlayın ama onun dışında serbest zaman kalacak şekilde bir program istedim. Böyle bir program benim işimi çok kolaylaştırıyor, böylece 10 günlük bir tatili 5 günde rahatça yaşayabiliyorsun.

berna_lacin_kuba__640_x_424_

Seyahatlerinizde nasıl otelleri tercih ediyorsunuz?

Ben büyük otelden hiç hoşlaşmam. Ben her zaman butik, küçük otelleri tercih ederim. Hatta birinin evini çevirdiği bir yeri de tercih edebilirim. Artık öyle odalar da var “apartamentos” dedikleri. Arkadaşlarla gittiğimizde bu daireleri tercih ediyoruz. Adanın arkadaşları ve aileleriyle gittiğimizde, çocuklar bir arada uyumak istedikleri için evde kalmak daha rahat oluyor. Evin temizleniyor zaten. Kahvaltıyı da ister evde hazırla ister in bir kafeden al sandviçini. Hem de çok ekonomik oluyor. Her bütçeye uygun bulursun.

Ya benim gibi saatlerini bilgisayar başında geçirip, araştırıp, karşılaştırıp bulacaksın ya da danışmanlık hizmeti alacaksın. Sana program ulaştıktan sonra dilersen gir o otel neredeymiş bak, çevresindeki diğer otelleri incele. İşte bu noktayı bulmak zor. Bunlar önemli ayrıntılar, seyahatin güzelliği de küçük detaylarda gizlidir. Mesela ben bir yere baharda gidiyorsam ve bahçesi yoksa bahçesinde kahvaltı edemezsem kalamam orada. Sen beni istersen 7 yıldızlı bir otele yolla, ben onun bahçesinde kahvaltı edemiyorsam bu benim için kötü bir tatildir. Bu seçimler kişiye göre değişir tabi ki. Kimi böyle lüks ve büyük otellerden hoşlanır. Ama bana bul birkaç odalı, bir kadının işlettiği otel, küçük bir bahçesi olsun benden mutlusu yok! Bunlar da bilmek, aramak ve kişiye özel durumlar.

Haklı şöhret sahibi olduğunu düşündüğünüz yerler ve sahip olduğu şöhreti hak etmediğini düşündüğünüz yerleri bizimle paylaşır mısınız?

İtalya’nın her yeri için değerdi diyebilirim. Boşuna dünyanın turizm açısından en zengin ülkesi değil. Benim için gerçekten olağanüstü. Özellikle Toskana bölgesi çok başka. Küba için ise insanlar ikiye ayrılır; kimi bilek keser çok sever; kimi nefret eder. Tıpkı son zamanlarda Fatih Altaylı’nın nefret etmesi, benimse beğenmekten ölüp bitmem gibi. Benim için Küba, herkesin özellikle birkaç yıl içinde mutlaka gidip görmesi gereken bir destinasyon. Amalfi Kıyıları da çok güzel.

Nasıl baktığınla da ilgili bu biraz. Örneğin, Mykonos… Hep nasıl anlatılır; “Marjinal bir gece yaşamı.” Bana göre, Mykonos çoluk çocuk rahatlıkla tatil yapabileceğin bir ada, hatta Bodrum’dan daha rahat tatil yaparsın. Bodrum daha marjinal. Çeşme’de de daha zor tatil yapılır Mykonos’tan çünkü Çeşme’de denize sıfır kalabileceğin çok bir yer yok, hele küçük çocuğun varsa kumda oynayabileceği yer seçeneği çok yok. Nereye gidiyorsun bunun için, büyük otele. Benim gibi büyük otel sevmiyorsan patladın. Fiyatlara bak, uçar. Ben Mykonos’ta kaldım bir yerde, yine Jabiroo’nun organizasyonuyla. Resmen kumun üzerinde, bikini değiştirmeye odaya gidebildiğin bir otel. Bütün çocuklu aileler orada kalıyordu. Bu adanın neresinde kaldığınla ilgili, gidip çıplaklar kampında kalırsan, “ Ay bu Mykonos ne biçim bir yermiş?” dersin. Akşamları çarşısında geziniyorduk, zaten Bodrum çarşısına benzer. Çok tatlı yerlerde yemekler yedik. Bana göre Mykonos, çocuklarla gidebileceğin şahane bir tatil yeri. Gençlerin eğlenebileceği barlar da var, ev yapımı yemek yiyebileceğin yerler de, pahalı restoranlar da.

Mykonos’ta en lüks otelin plajına girdim meraktan, ne yapacaklar diye. Kuma havlu attım, uzandım. Çalışanlar gelip 1bir şey ister misiniz?”, dediler, “Yok, sağ olun.” Dedim, daha sonra bize su ikram ettiler. Sen bunu Türkiye’de özel bir plaja gir bakalım nasıl kovuyorlar seni. Çünkü orası kum, eğer şezlongunu kullanırsam çıkarır parasını öderim.

Deniz, yüzmek sevenler için ise Hırvat Kıyılarını öneririm, şahane. Ama çok lüks aramayacaklar orada. Onlar daha yeni sosyalizmden çıkmış. Dairelerini “apartamentos” dedikleri sisteme yeni yeni döndürüyorlar. Bunun da bir keyfi var. Çok büyük tasarımlar beklemeyin. Ama her yer halka açık, her yerde soyunma kabinleri var. Bütün karayolundan geçerken, herkes rahatça denize ulaşabilsin diye yollar var.

Mesela Santorini, daha abartılmış bir yer. Evet, çok fotoğrafik ve ben de tekrar gitmek isterim birkaç günlüğüne. Ama böyle uzun zaman kalayım da tatil yapayım diyeceğin bir yer değil. Deniz zaten aşağıda, inmek bir dert çıkmak bir dert. Biz bir gün gittik, tamam gördük çok güzel. Oraya gidip bir deniz tatili yapayım diyemezsin. Oia tarafında çok fotoğrafik görüntüler var, yemek yedin fotoğrafını çektin, tamamdır.

kuba__640_x_491_

Son haftalarda okuyan herkesi etkileyen Küba seyahatinizdeki izlenimlerinizi bir kez daha bizimle paylaşır mısınız? Bize Küba’nın devrimci ruhunu ve özgün yaşamını birebir hissettirdiniz.

Küba, gerçekten bir rüya. Siz eğer, akşamları avokado kabuğunda havyarımı yemezsem olmaz diyenlerdenseniz hiç gitmeyin. Orada, öyle şeyler bulamazsınız. Her yer rengarenk hele fotoğraf çekmeyi sevenler için. Her ev başka boyalı, o dökülmüşlüğü bile güzel. Pırıl pırıl bir ülke, asla pis değil. Baktığında şampuan yok ama bir tane ter kokan insan yok. Çocuklar okula gidiyorlar, o giydikleri çoraplar sakız gibi bembeyaz. Temizliğe çok önem veriyorlar. Ben bir okulu ziyaret ettim, akan muslukları yok. Bir tane tas koyuyorlar, öğretmenlerin elinde bir pet şişe, tüm çocukların kendi havluları var havluluğa asılmış. Beş yaşındaki çocuklardan bahsediyorum bu arada. Sırayla ellerini yıkıyorlar ve ellerini birbirini çarparak, ellerini kurutuyorlar oyun gibi. Beslenme saatinden önce mutlaka yapmaları gerekiyor, öğretmenleri tek tek kontrol ediyor.

Kavga eden yok, sokaklarında 1 Euro verip girdiğin dans kulüpleri var ama öyle kapalı bir mekan değil. Çay bahçesi gibi, açık alanda düşünün. Plastik masa ve sandalyeler var her tarafta. Gruplar geliyor sıra sıra. Çok iyi müzik yapıyorlar ve ortada herkes dans ediyor ve biz yarışmaya geldiğimizi zannettik, o kadar iyi dans ediyorlar. Gelen turistleri dansa kaldırıyorlar. Biz tabi kapitalist düzenden geldiğimiz için, davet edilince “Kesin bir şey isteyecek benden” diye düşünüp, çekindik ilk başta. Biz, bütün kirlenmiş benliğimizle art niyet arıyoruz ama adam yalnızca dans etmek istiyor, dans ettikten sonra da gidiyor. Dans etmeyi seviyorlar. Hele dışarıdan gelen bir kültüre dansını göstermekten çok mutlu oluyor. Ben bir kıza sordum; habire adam öpücük atıyor falan “Bu ne, durmadan öpücük atıyor.” Dedim, “Seni beğenmiş, beğendiğini gösteriyor” dedi. “Peki, yanıma gelirse ne olacak?” dedim, “Gelsin, beğenirsen sen de ona gülersin, konuşursun. Beğenmezsen, yok teşekkür ederim deyip, arkanı dönersin. Ne yapacak ki sana?” dedi. Bizim gördüğümüzde neler yapmaz ki! Bizde, parçalarını nereden toplayacağını bilemezler, sonra da sen suçlu olursun. Kadın kuyruk sallamış, bakmıştır, kız başına dolaşıyorsa tabi ki kesilmeyi hak ediyor, derler sonunda. Orada bir kadına dokunmanın cezası bile 5 yıldan başlıyor. Bana kız sordu “Sen sapık mısın, nereden aklına geliyor böyle şeyler?” diye. Ben de dedim ki, “Yok düşünmüyorum, biz bunları yaşıyoruz”.

Yokluk ve yoksulluğun ayrı kavramlar olduğunu ben bu yaşımda, orada öğrendim. Yokluk ve yoksulluk apayrı iki şeymiş bu hayatta. Çok yokluk var orada, bir sürü şey yok ama yoksulluk yok. Yoksulluk, aslında varlık içinde bir şeylerin eksikliğini duymak üzerine kurulu. Tabi ki onlar da daha fazlası olsun istiyorlar ama dilerim her şey bundan sonra da hep eşit dağıtılır orada çünkü insanlar arasında eşitsizlik yok. Rekabet yok. Bir yere yetişme derdi yok. Her yer park, ağaçlar ormanlar sarıyor etrafı. Bir bina kendi kendine yıkılırsa, yerine bina yapamıyorsun devrim yasası gereği, yerine park yapılmak zorunda. Her yer yeşil. Herkes gülüyor, sakinler ve mutlular. Keyifliler yani. Tabi ki onlar da artık turistlerin üzerindeki çantayı, ayakkabıyı görüp fark ediyorlar. Uyarıcıların etkisinde arzulamaya başlamışlar çünkü gördükçe onun sende olmadığını ve eksik olduğunu fark ediyorsun. O zaman yoksulluk başlıyor aslında, hiç kimse de yoksa bunun yoksulluğunu hissetmezsin. Görüp de istememek imkansız ve neden benim yok der insan. Kavga neden doğuyor; biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar. Orada yoksa kimsenin yok, varsa herkesin var.

Yıllarını gazeteciliğe vermiş birinden çok daha etkileyici bir dilde aktarıyorsunuz yazılarınızı, anlatmak istediklerinizi…

Ben yazıyorum gazetede ama bu beni gazeteci yapmaz, gazeteci olmak başka bir kondisyon. Ben, bir lokma yazmaya meraklı bir insanım, hep öyle oldum, bir de çok okuyorum. Onun dışında da oyuncu olduğum için gözlem yeteneğim var, ben sadece gördüklerimi aktarıyorum. Bunu, ben araştırmacı gazeteci şeklinde anlatmıyorum. Gezip gördüklerimdeki hislerimi, izlenimlerimi paylaşıyorum. Ben insanın kendine bakarım, insanla konuşurum, mutlu mu diye.

Gelelim, sizin yazılarınızla aynı döneme denk gelen Altaylı gözünden Küba izlenimi ve patates yoksunluğuna…

Bu bir bakış açısı. Sen Ferrari çok seviyorsan ki, Fatih Altaylı Ferrari’yi çok seven bir insan. Sana o zaman Küba zevk vermeyebilir ama ben eski Amerikan arabalarını sevdiğim için bana çok güzel geldi. Dolayısıyla buradan bağlayacak olursak, seyahat dediğiniz kişiye özeldir. Bu, birininki kötü birininki iyi demek filan değil, o yüzden ben insanların orası çirkindi, çok kötüydü demesine çok kızıyorum. “Ben beğenmedim” de, benim alınganlığım bu noktada başlıyor. Sen, benim beğendiğim bir yere kötü dediğin zaman bana da hakaret etmiş oluyorsun ve orayı beğenen herkese haksızlık etmiş oluyorsun. Beğenmeyebilirsin, ben beğenebilirim. Ben doğayı, bozulmamışlığı seviyorum, fotoğraf çekmeyi seviyorum. Benim için bir yerde tabela olmaması kadar güzel bir şey yok. Küba’da bir tane tabela yok. Ben İstanbul’da fotoğraf çekemiyorum, hiçbir tarihi eserimizin fotoğrafını çekemiyorum çünkü hepsinin üzerinde bir tabela, reklam var. Gidiniz, bakınız Mimar Sinan’ın Balat’taki eserine, üzerinde bilmem ne akücüsü yazıyor. Bu o eserin üzerindeki taşa çakılı. Hangi vicdan yapar bunu? Benim için bir insana bıçak saplamakla, Mimar Sinan’ın eserinin üzerine reklam yapıştırmak arasında bir fark yok. Gidin Karaköy’e, Bizans’tan kalma manastır otopark olarak kullanılıyor. Buradan yine Küba seyahatine gelirsek “Her şey 1956’da kalmış gibi” demek bir şikâyet olabilirken, benim için bu bir lütuf ve bence bu çok kıymetli. Bir şeyleri korumuş olmak, değer vermek. Örneğin, Mykonos’ta da tabela yok. Louis Vuitton bile tabela asamıyor, camında yazıyor sadece. Ama Bodrum’da bir fotoğraf çekmeye kalk bakalım! Aslında Bodrum dünyanın en güzel coğrafyası. Ben fotoğraf çektiğimde çok çirkin çıkıyor, çünkü bir yerden anten, diğer yandan uydu çıkıyor. Diğeri janjanlı ışık dolandırıyor kalenin üzerine, diğer tarafta çeşit çeşit tabelalar. Ondan sonra soruyorlar “Neden Mykonos?”. İşte, bu yüzden.

Sonuç olarak, seyahat bir zevk meselesi. Herkesin de kendi zevkine uygun tatil yapması ancak onu mutlu edebilir, ben bunu öğrendim. Ben bir zamanlar, Hisarönü’ne gittikten sonra bir arkadaşıma, çok güzel diye anlattım. Bahsettiğim de 10 sene önceki Hisarönü, hiçbir şey yok! Arkadaşım, “Nasıldı?” diye sordu ben de anlattım. “Şahaneydi, bir denizi vardı pırıl pırıl, gürültü yok, ses yok”. Onlar da gittiler karı koca ve nefret ettiler. “Gece çıkacağız etrafta bar yok doğru düzgün, gündüz aktivite aradık o da yok”. O günden sonra biri bana gittiğim bir yeri sorduğu zaman önce nelerden hoşlandığını soruyorum. Ona göre artık anlatıyorum. Kendi beğenimi tavsiye etmiyorum herkese artık. Küba’da da durum bu; “Ay tatlım, ben topuklu ayakkabılarımı giyip şöyle bir salınacağım akşamları” diyorsanız Küba’ya gitmeyin tabi ki. Doğa seven, kültür seven, tarih ve bozulmamışlık seven, tarihte yolculuk yapmak isteyenler gitsin. Öbür türlü mutsuz olur insan. Ben bunu asla kötülemek için söylemiyorum. Bu herkesin neyden mutlu olduğuna bağlı.

Sosyal medyada da oldukça aktifsiniz. Ayrıca günümüz koşullarına göre cesursunuz, sosyal medyanın gücü ve etkisi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Sosyal medya atom gibi. Dünyanın en büyük buluşu ama parçalarsan bomba olur. O yüzden, hakikaten dikkatli olmak lazım çünkü sosyal medyada çok ciddi bir şiddet, taciz ve zorbalık var. Ben bunu çok yaşıyorum. Bir şey söylüyorsun, küfürler yağdırıyorlar. Bunu gördüğün zaman, sokakta yaşananlara şaşıramıyorsun. Çünkü o adamlar daha sonra sokağa çıkıyorlar. Herhangi birine o lafları söyleyebilmek, içinde bunları kin ve nefretle doldurmak ruhunla ilgili bir durum. Bir yandan da ben sosyal medyayı çok seviyorum, birçok şeyden anında haberim oluyor, insanlarla çok rahat iletişim kuruyorum, haber veriyorum. Benim için muhteşem ama insanların görgü ve kültürüyle ilgili yine.

İnsanlar sosyal medyada birbirini parçalamaya çalışıyor. İnsanlar işsiz, parasız ama buna karşılık başka insanlara bakıyor, üzerine şunu giyiyor altında şu araba var; sosyal medya da eşit bir ortam ama onlar bu eşitliği yanlış anlıyor ve sosyal medyadan saldırıyor. Örneğin Cem Yılmaz’a Twitter’da neler diyorlar, “Bittin sen, gündem yaratmaya çalışıyorsun” diye, oysa adam gösteri yapsa önünde kuyruk oluyorlar, çıkışında 1 saniye görebilmek için. Ben bunları da yaşıyorum, bir kere tesadüfen ben de yakaladım böyle bir kişiyi ve itiraf etti. Ben size sosyal medyada çok saldırdım ama sizi görmek istedim diye. Bir tarafta sana küfürler yağdırırken diğer tarafta imzanı almaya çalışıyor. Hakikaten, şizofren bir ruh durumuna doğru ilerliyoruz. Dolayısıyla, insanlar gerçek hayatta olamadıkları şeyleri sosyal medyada gerçekleştiriyor. Biri, patronu ve eşi tarafından susturuluyorsa, eziliyorsa sosyal medyada kaplan kesiliyor. Bu senin sosyal medyadan ne beklediğin, ne aradığın ve alacağınla alakalı. Hayat da bir seyahat yani, içinde nerelerde dolaşacağına dikkat etmek lazım.

Kaynak: Jabiroo

Onur Kutlu Gago; “Artık Deneyim Turları Ön Plana Çıkacak.”

Onur Kutlu Gago, iflah olmaz bir gezgin ve bu deneyimlerini kurmuş olduğu acenta ile sizlere aktarmak istiyor.

Evet Onur, Bize Biraz Kendinden Bahseder Misin?

1980 yılında İzmir’de doğdum, evet İzmirliyim, Türküm ama hepsinin ötesinde dünya vatandaşıyım. ‘Geleceğin Mesleği’ olarak görülen Bilgisayar Mühendisliği işinde yaklaşık 13 sene çalıştıktan sonra o geleceğin benim geleceğim olmadığına karar verdim. Üniversiteyi bitirdikten sonra AIESEC aracılığıyla bir sene Belçika’da yaşadım. O gün bugündür dünyayı geziyorum, 5 kıtada 30 civarı ülkeyi tanıma şansım oldu. Çok seviyorum farklı kültürlerden yeni insanlarla tanışmayı, onların farklı yanlarını keşfetmeyi.

onur kutlu gago

Tale’in Ne Olduğunu 20 Kelimeyle Açıklar Mısın?

Dünyadaki farklı kültürleri, yerel insanlarla etkileşim halinde yakından tanıyabileceğiniz, kendi başınıza yaşayamayacağınız unutulmaz deneyimlerle dolu film gibi programlar sunuyoruz.

Tale Fikri Nereden Çıktı?

Tek kelimeyle ifade etmek gerekirse: İhtiyaçtan! Seyahat etmek artık çok kolaylaştı, bir tıkla uçak biletinizi, otelinizi ayarlayabiliyor, elinize kaptığınız bir seyahat rehberiyle dünyanın neresine isterseniz gidebiliyorsunuz. Buraya kadar herşey kolay, ama iş gittiğiniz yerin kültürünü yakından tanımaya, oranın insanıyla haşır neşir olmaya, turistik şeylerin ötesine geçip yerel hayatı keşfetmeye gelince bunu kendi başına becermek gerçekten çok zorlaşıyor. İşte Tale tam olarak bu noktada devreye giriyor.

Tale En Çok Kime Hitap Ediyor?

Seyahatlerini kendi örgütleyen tecrübeli gezginlere. Seyahat etmeye yeni başladıysanız, henüz Roma­, Floransa, Venedik gibi klasik turları yapmadıysanız, muhtemelen Tale size ağır gelecektir. Yıllardır geziyor, kendi başınıza her tarafı keşfediyor ama gittiğiniz yerlerde müze, tarihi bina görmenin ötesinde oranın kültürünü, yerel hayatını daha yakından tanımak istiyorsanız, Tale tam size göre.

onur gago

Dünyada Tale’in Yaptığına Benzer İşler Yapan Kimse Yok Mu?

Bilim adamları, turizmin geleceğini “Deneyim Turizmi”nde görüyor. Artık seyahatseverler fotoğraf çekmek değil, fotoğrafın içinde olmak, yani sadece bir şeyleri görmek değil, onları deneyimlemek istiyor. Ancak turizm sektörü henüz ataletini aşıp bu alana yönelemedi. Firmalardan gerekli desteği göremeyen gezginler, kolları sıvayıp Peer­to­Peer anlayışı içerisinde birbirlerine destek oluyorlar. Örneği New York’ta yaşayan insanlar, orayı gezmeye gelen turistleri para karşılığı gezdiriyor, onlara yerel hayatı yaşatmaya çalışıyor.

Yerel Deneyimleri Nasıl Yaratıyorsun?

Tale gezilerinin en önemli özelliği, gidilen yerin kültürünü her yönüyle ele almamız. Yemeğinden müziğine, sanatından gündelik yaşantısına farklı yerel deneyimleri öyle bir akış içerisinde sunuyoruz ki, siz adeta kendinizi bir filmin içinde zannediyorsunuz. Bu deneyimleri yaratmak için önce bölge kültürünü çalışarak bir yerel deneyim listesi hazırlıyor, sonra kendimiz oraya giderek tek tek herşeyi deniyor, içlerinden en iyilerini seçip masal gibi programlar hazırlıyoruz. Zaten Tale’in adı da buradan geliyor.

Nerelere Gezi Düzenliyorsun?

Çalışma alanımız tüm dünya. Ama önceliğimiz farklılık. Nerede farklı bir kültür varsa, onun peşinde koşuyoruz. Buna tabii ki bir kültür cenneti olan ülkemiz de dahil. Tale’severler genelde tecrübeli gezginler olduğu için, onların yıllar önce gezip bitirdiği, bir noktadan sonra hepsi birbirine benzemeye başlayan klasik Avrupa başkentlerine gezi düzenlemiyoruz. Tale çok meraklıdır, hep farklılık peşinde koşar, bilinmeyeni kovalar.

Yaşadığın En Büyük Zorluk Nedir?

Bizim işimiz büyük ölçüde insana ve insan ilişkilerine dayanıyor. Yarattığımız deneyimlerin hepsinde başrolde oynayan yerel kahramanlar var. Hepsi birer karakter, enerjisi çok yüksek insanlar. Tabii ki böyle karakterleri bulmak gerçekten çok zor bir iş. Ama algılarımız açık olduğu için böyle güzel insanları görür görmez hemen yanaşıyoruz yanlarına. İşimiz ‘deneyim’ ve bunun odağında da insan olduğu için, doğal olarak hiçbir Tale gezisi bir diğeriyle birebir aynı olmuyor. Misafirlerimizden bu konuda anlayış bekliyoruz. Unutmayın süper kahramanların bile kötü günleri olabilir.

Okuyucularımızı 40 Kelimede Tale’le Gezmeye İkna Edebilir Misin?

Siz de grup turlarında koyun gibi güdülmekten hoşlanmıyor, turistik yapay deneyimlerden rahatsız oluyor, gittiğiniz yerde turist gibi değil oralı gibi yaşamak, yerel kültürü yakından tanımak mı istiyorsunuz? Gelin Tale’le tanışın, birlikte masal gibi seyahatlere çıkalım.

tr_TRTürkçe
en_USEnglish tr_TRTürkçe