Kentleri Nasıl Gezmeli?

Kentte yürümek, yüzleri ve yerleri gözleyerek kent hakkında ipuçları toplamaktır.

Kentleri nasıl gezmeli? Yanıtı pek zor olmayan bir soru. Tabii ki yürüyerek. Ama aylak aylak bir yürüyüşten bahsediyorum. Aylak insan kentte, ormanda yürür gibi yürür, keşiflere açıktır. Yüzleri ve yerleri gözleyerek kent hakkında ipuçları toplar. Tıpkı doğa yürüyüşlerinde çiçek toplayan yürüyüşçüler gibi. Fransız antropolog ve sosyolog David Le Breton’a göre aylak amatör bir sosyologdur ama aynı zamanda da güçlü bir romancı, bir gazeteci, bir siyaset adamı, bir anı toplayıcısıdır. Her zaman uyanık, gevşek ve uyuşuktur.

Kentte yürüyüşe tablolar, manzaralar, görüntüler eşlik eder ve insanın merakı sürekli canlı kalır. Bir yığın önemsiz gibi gözüken olay gerçekleşir. Karşılaşılan insanların bazıları keyif, bazıları sıkıntı verir. Yürüyüş aynı zamanda sokakları, evleri, pencereleri, meydanları, anıtları, camileri, dükkânları seyretmektir.

Kent yürüyüşçülerine mahallelerde, sokaklarda farklı kokular eşlik eder. Sabah kokuları, öğle kokuları, akşam kokuları farklı farklıdır. Ekmek kokusu, pasta kokusu, kebap kokusu, köfte kokusu, simit kokusu, döner kokusu, balık kokusu, evlerin pencerelerinden uçup gelen yemek kokuları. Tüm bu kokular yürüyenin iştahını kabartır, onu yemek düşlerine sürükler.

Ben de her gittiğim ülkede, kaldığım otelin adresini bir kâğıda yazıp cebime koyduktan ve bir de kent haritası aldıktan sonra düşerim yollara ve aylak yürüyüşümü başlatırım.

Yanıma adres alma alışkanlığımı Pekin gezisinden sonra edindim. Kaldığım otelden çıkmış, sokak sokak dolaşıyordum. Otura kalka akşama kadar yürüdüm. İnsanları seyrettim, kokuları kokladım. Ünlü Tiananmen Meydanı’na geldiğimde, hem akşam olmuş hem de ayaklarım dayanılmaz şekilde sızlamaya başlamıştı. Bir taksi çevirdim. İşte ne olduysa ondan sonra oldu. Şoföre kaldığım otelin nerede olduğunu bir türlü anlatamadım. Şoför, otelin İngilizce adını bilmiyordu, ben de Çincesini. Çaresiz indim. Ne yapacağımı şaşırmıştım.

Meydanı dört dönerek İngilizce bilen birisini aradım. Bu arayışım tam iki saat sürdü ve sonunda üniversitede görevli bir Alman’ın yardımıyla otelimi bulabildim. O gün bugündür yanımda, bulunduğum ülkenin dilinde yazılmış adres olmadan sokağa çıkmıyorum.

Yürüyerek yapılan gezilerde, kentlerin daha iyi tanındığına inanıyorum. Binaları daha yakından görüyor, gündelik yaşama ait bilgilere daha çabuk ulaşıyorum. Dinlenmek için oturduğum kahvelerde kurduğum dostluklar birçok bakımdan işime yarıyor. Örneğin, Barcelona’da arka sokaklarda bir kahvede oturuyordum. Yanımdaki masada oturan kır saçlı adam, sigarasını yakmak için kibrit istedi. “Yok” dedim, “sigarayı terk ettim”. Neden terk ettim, niçin terk ettim, sağlığım nasıl? Bu sorular bir dostluğun ilk temel taşları oldu. Kahveden beraberce çıktık. Yine yürüyerek ünlü mimar Gauidi’nin yaptığı Sagrada Familia Kilisesi’ne ve Güell Parkı’na gittik. Daha sonra arka sokaklara dalıp hiçbir tanıtım kitabında yer almayan küçük lokantalarda, gerçek İspanyol yemekleri yedik.
Bir kibrit sayesinde, kaldığım dört gün boyunca kenti en ücra köşelerine kadar gezmiş, hiçbir kitapta yer almayan yerleri görmüş, ayrıca bir İspanyol dost edinmiştim.

Yürüyüp de yorulmasaydım, o kahveye oturmayacak, Miguel’i tanımayacaktım.
Ünlü yazar Hermann Hesse de gezilerinde hep yürümeyi tercih ettiğini belirtir ve şunları söyler: “Pazardaki ve sokaktaki yaşam, güneşin dansı, topraktaki ve sokaktaki gölgeler, bir ağacın gökyüzüne uzanan ucu, bir hayvanın sesi ve hareketi, insanların yürüyüşü ve davranışı. Sokakların kalabalığı… İç dünyasında bunları aramadan, yaşamın kaçış yollarını sorgulamadan seyahate çıkan insan, geriye bomboş döner.”

Yürüyün dediysek de işi o kadar abartmayın. Bazen kentin en işlek meydanında bir kahveye oturup etrafı gözleyin. Bu gözlem bile sizin kenti tanımanıza yardımcı olacaktır. Ben bu tür oturuşlarda, yanımdan geçen kalabalıklara ait olmayan bir hayalet gibi hissederim kendimi. Görünmez bir adammışım gibi, önümden geçenlerin yaşamlarına tanıklık ederim.

ATLAS 2012 ŞUBAT SAYI / 227

Yazı: Mehmet Yaşin

Kerem Yücel’in Gözünden Suudi Arabistan

Uçsuz bucaksız çölün ortasında yükselen devasa gökdelenleriyle Ortadoğu’nun kalbi olmayı amaçlayan başkent Riyad; Kızıldeniz kıyısında ışıltılı Cidde ve sınırları alemlerle belirtilen kutsal Mekke…

Atlas, her kentinde hummalı imar faaliyetinin sürdüğü, sokaklarını din polisi “mutavva”nın denetlediği, 5 bini aşkın prensin bulunduğu ve turist olarak girilemeyen Suudi Arabistan Krallığı’ndaydı; onu saran sır perdesini aralamaya çalıştı.

Adını sık duyduğumuz ama hakkında fazla bilgiye sahip olmadığımız, kendini adeta gizleyen bir ülke Suudi Arabistan. İslam tarihi açısından taşıdığı önemle, kutsal toprakları, kraliyet, petrol ve kıskançlık uyandıracak zenginliğiyle anılır hep. Arap Yarımadası’nın beşte dördünü kaplayan, yaklaşık 27 milyon nüfuslu ve kadim bir kültürden beslenen bu ülke, daha ilk adımdan itibaren insana farklı, kendine özgü bir yerde olduğunu hissettiriyor.

Suudi Arabistan topraklarını ilk kez görüyordum uçak Riyad’a inmek için alçaldığında. Uçsuz bucaksız bir düzlüğün ardından heyecanım alabildiğine büyüdü. Daha önce hiç bu kadar kule vinci bir arada görmemiştim. Artık Ortadoğu’nun kalbi olmaya aday, büyük ve iddialı bir merkezdeydim.

Başkent Riyad, 6 milyonluk nüfusuyla Suudi Arabistan’ın en büyük yerleşimi. Aralarında Türk firmalarının da bulunduğu çok uluslu inşaat şirketlerinin durmaksızın çalıştığı dev bir şantiye alanı. “Kral Abdülaziz Finans Merkezi” kompleksi tamamlandığı zaman Ortadoğu’nun ekonomik ağırlık noktasının buraya kayması bekleniyor. Yeni bir borsa kurulması bile planlanıyor. Hava şartları, kum fırtınaları izin verdiği sürece gece gündüz çalışılıyor.

Bu büyük finans kentinin merkezine ilerledikçe banka binaları ve oteller göğe doğru yükseliyor. Kraliyet Merkezi adlı bina ise tüm heybetiyle Riyad’ın simgesi; alt katları alışveriş merkezi, üst katları ise otel ve iş merkezi. Allah’ın adlarına ithafen 99 kata sahip bu devasa gökdelenin seyir terası, kentin tüm manzarasını gözler önüne seriyor. Geniş caddeleri ve bakımlı binalarıyla gayet düzenli bir kent görünümünde Riyad. Kralın burada yaşaması nedeniyle kurallar da oldukça sıkı. Din polisi olarak adlandırabileceğimiz “mutavva”, etkisini burada daha da çok hissettiriyor.

Sadece Riyad’da değil, tüm Suudi Arabistan’da sokağa çıkmak için en doğru zaman akşam saatleri. Gündüz dışarıda kimselere rastlanmıyor. Alışveriş merkezleri, restoranlar genellikle 16:00’da açılıyor ve akşam bir anda ortalık canlanıyor. Bu arada Suudi Arabistan’da namaz saatlerinde sokakta olmak yasak. Müslüman olmayanlar araçlarının içinde ya da görünmeyecekleri bir yerde bekleyebiliyor. Aksi durumda mutavvanın sizi namaz kılmanız için camiye davet etmesi büyük bir ihtimal. Ülkeye girerken de pasaport kontrolü sırasında dini inancınızı bildirmeniz isteniyor.

Vahabi öğretisinin getirdiği katı kurallar Suudi Arabistan’da toplumsal yaşama damgasını vuruyor. Elbette mahremiyete büyük önem veriliyor. Restoranlarda, alışveriş merkezlerinde, kafelerde aileler için ayrı giriş kapıları var. Birçok alışveriş merkezi de belli bir saatten sonra kapılarını sadece ailelere özel olarak açıyor, diğerleri içeri alınmıyor. Aynı uygulama kimi kitabevi, restoran gibi mekânlar için de geçerli. Tüm bu yerlerde namaz saatlerinde ziyaretçiler dışarı çıkıyor, mekân kapatılıyor ve namaz sonrası yeniden açılıyor. Kuralları bilmek, toplumun hassasiyetlerine dikkat etmek Suudi Arabistan’da çok önemli.

Suudi Arabistan’da konuk olduğum bir düğünde de kadınlar ve erkekler birbirini hiç görmeden eğleniyordu. Biri Türk, biri Lübnanlı çiftin düğününün yapıldığı salonda farklı yerlerde toplanmışlardı. Kadınlar tarafında ayrı müzisyenler vardı, onlar da kapalı bir odadaydı ve kadınları hiç görmüyorlardı. Müzisyenlerin odasına kurulmuş kamerlarla kadınlar onları izliyor, bazen de istek parçalarını iletiyordu. Düğünler geç saatlerde başlıyor ve gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürüyordu.

Ama gençler, ülkenin sıkı kurallarının içinde kendilerine çıkış yolları bulmaya çalışıyor. Dışarıda buluşma konusunda yaşadıkları güçlüklerden dolayı evlerde bir araya geliyorlar. Bu konuda en önemli nokta güven duygusu. Buluşmaya katılanlarının birbirlerine verdikleri güven, bir sonraki etkinlik için en önemli referans. Buluşma sahiplerinden Mahmut (onun ve diğerlerinin tam adını veremiyoruz), bir okulda öğretmenlik yapıyor. Arkadaşlarıyla belli günlerde bir araya gelip sohbet ediyor ve gitar çalıyorlar. Hatice, ise ayda yılda bir gün buraya gelip müzik dinleyebilmek ve sigara içebilmek için bunca sıkıntıya girdiğini anlatıyor.

Grafik tasarım öğrencisi Ayşe, ülkedeki dinamikleri anlamamız için bize şu örneği veriyor: “Babam oldukça ileri görüşlü ve eğitimli biri. Ama Suudi Arabistan’da yaşadığımızı unutmamamız lazım. Okuldaki ödevim için fotoğraf çekmem gerekiyordu. Dışarıda stüdyolara gidip çekim yapamazdım. Babam da evde küçük bir fotoğraf stüdyosu kurdu. Ben başka bir odada oturup, stüdyoda bulunan video kamera aracılığıyla fotoğraf çekiminin teorik bilgilerini eve gelen fotoğrafçıyı izleyerek öğreniyorum. Pratik yapma şansımın belki de hiç olmayacağını bile bile.” Ayşe şunu da ekliyor: “Burada herkesin makinesi var, fotoğraf çekmek mümkün; ağaçları, heykelleri ve Kızıldeniz’i…”

Kadınlar siyah, “abaya” ismi verilen kıyafetler giyiyor. Suudi olmayan kadınlar yüzlerini örtmek zorunda değil. Bir Suudi kadını yüzünü örtmeden ve ailesinden bir erkek yanında olmadan dışarı çıkamıyor. Mutavva, araçları durdurma hakkına sahip. Aynı aileden ya da “kefillikten” olmayan, aynı firmada çalışmayan kadın ve erkeklerin aynı araç içinde olması çoğu zaman suç kabul ediliyor. Ancak ülkedeki yabancılar için bazı farklı uygulamar da mevcut. Örneğin yabancı kadınların çalışması mümkün; banka, sağlık merkezi gibi yerlerde çalışan kadınların çoğu Filipinler, Malezya gibi Asya ülkelerinden. Ağır işlerde ise Afganistan, Pakistan, Hindistan gibi ülkelerden gelen erkek işçiler görev alıyor. Devletin kendi vatandaşlarına sağladığı ekonomik imkânlar, işleri daha çok yabancıların yapmasına neden oluyor.

Riyad

Resmi adıyla Suudi Arabistan Krallığı’na turist olarak gelinemiyor; ülkeye hac, umre ve çalışma vizeleriyle giriş yapılıyor. Ancak çalışabilmek için de mutlaka bir şahsın veya bir firmanın kefil olması gerek. Bu sisteme “kefaliyet” deniyor; kefil olmadan “ikame” denen oturma ve çalışma iznini almak mümkün değil. Her türlü resmi işlemde kefilden yazı getirmek, onayını almak gerek. Kimi zaman kefiller bu hizmetin karşılığı olarak çalışanın maaşının bir kısmını alabiliyor. Ülke dışına çıkmak için de kefilin onayı ve daha önce teslim aldığı pasaportu çalışana geri vermesi gerek.

Kral Abdullah bin Abdülaziz, Suudi Arabistan’da büyük saygı görüyor. Suud ailesi, ilk kral Abdülaziz bin Suud’dan beri ülkenin yönetiminde. Arap Yarımadası, 1500’lü yıllarda Osmanlı egemenliğine girmişti. Çalkantılı bir tarihe sahip Suudi Arabistan toprakları, 1900’lerin başında da Osmanlılarla İngilizler arasındaki mücadelelere sahne oldu; diğer büyük devletler de dünyanın bu bölgesini hep etkinlik sahaları içinde tutmaya çalıştı. Suud ailesi, güçlü bir monarşik yönetimin temellerini attı ve Suudi Arabistan Krallığı 1932’de resmen kuruldu. Birleşmiş Milletler’in kurucu üyeleri arasında bulunan Suudi Arabistan, petrolün sağladığı kazançla kısa sürede büyük değişiklikler yaşadı. Günümüzde G20 ülkelerinden biri; ayrıca Arap Birliği, OPEC gibi organizasyonlara üye.

Suudi Arabistan’da krallık ailesinden 5 bini aşkın prens var. Hemen hemen hepsi devletin birçok kademesinde üst düzey yönetici olarak görev yapıyor. Bir sohbet sırasında genç bir kız, prenslere bakışın halk arasında kimi zaman farklılaştığını gösteriyor. “Milli bayramda Cidde sokaklarında biz de ailece herkes gibi bayrağımızı sallıyorduk. Bir anda dörtnala giden bir atın sesini duyduk. Kalabalığın ortasında bize doğru geliyordu. Atın üstünde etrafına umursamaz bakışlar atan, geriye yaslanmış prens, kalabalığı çileden çıkarmıştı…”

Günbatımı Kenti Cidde

Kızıldeniz kıyısındaki Cidde, 4 milyonluk nüfusuyla Suudi Arabistan’ın bir diğer önemli yerleşimi. Muhteşem bir günbatımına sahip kent, ülkenin en canlı merkezlerinden. Kraliyet ailesinin genç fertleri, üniversite öğrencileri ve yabancı çalışanlar bu sahil kentinin caddelerini hareketlendiriyor. Cidde’nin meydanlarını ise büyük, iki katlı bina yüksekliğinde heykeller süslüyor; bisikletler, çekiçler, kovalara konmuş çiçekler gibi… Suudi Arabistanlılar, bu heykellerin altında serinleyip aileleriyle birlikte günün yorgunluğunu atıyor. Ailelerin bulunduğu alanlara bekâr erkeklerin girmesi yasak.

Cidde, altyapısındaki sıkıntılar nedeniyle dönem dönem sellere maruz kaldı. En son 2009 yılında yaşanan felekatte çok sayıda insan hayatını kaybetti. Bu olayın ardından Kral Abdülaziz’in talimatıyla sel döneminden 100 gün önce suları engelleyecek bir projeye başlandı. Kral için bir itibar meselesi olan proje zamana karşı da bir yarıştı. Her an yağmurlar başlayabilir, dağlardan inen sular Cidde’ye bir yıl önceki acıları yeniden yaşatabilirdi. Ama Türkiye’den gelen bir inşaat firması Suudi Arabistan’a inşaat ekipmanlarıyla adeta çıkarma yapıp projeyi kralın da öngördüğü süreden önce tamamlamayı başardı.

Petrol, ülkenin en büyük gelir kaynağı. Burası tam anlamıyla “petrolün sudan ucuz olduğu” bir yer. Suudi Arabistan’da bunu her alanda hissediyorsunuz. Stop ettirilmeyen araçlar, büyük klimalar, ışıl ışıl bir ülke. Suudi Arabistan’daki petrol yataklarını işletme çalışmaları 1940’larda ARAMCO firmasının yatırımlarıyla başladı. Petrol, bundan çok daha önce bulunmuş ve Amerikan firmaları çoktan bu konuda imtiyazlar kazanmıştı. Ama bu imtiyazlar giderek büyüyen tepkiler alınca 1950’de yeni bir anlaşmaya varıldı. Ülkede hâlâ petrol işletmeciliği konusunda tek söz sahibi ARAMCO firması.

Petrolün sağladığı kazanç, etkisini kısa sürede gösterdi. Refah seviyesi yükseldi, kentler kral ve prenslerin adlarını taşıyan geniş caddelerle, dev binalarla donatıldı. Günümüzde Suudi Arabistan’ın ekonomisinin büyüklüğü, satın alma paritesine göre 600 milyar doları geçiyor; kişi başına gelir ise 25 bin dolar civarında. Ünlü uluslararası markaların çoğu ülkede boy gösteriyor. Reklam panolarında genellikle Arap kökenli ama Suudi Arabistanlı olmayan modeller kullanıyor. Kimi zaman tepkilerin önüne geçmek için kadın modellerin yüzü karartılıyor.

Kutsal Topraklar

Mekke’nin ise Suudi Arabistan için önemi apayrı. Kutsal topraklara yaklaştıkça benim de heyecanım giderek yükseliyor. Buraya sadece Müslümanlar girebiliyor; yolda Müslüman olmayanlar için mecburi yön tabelaları dikkat çekiyor. Kâbe’nin bulunduğu Harem-i Şerif’in ana girişinde kalbim yerinden çıkacak gibi atıyor artık. Kapıda sıkı güvenlik önlemleri var. Rehberim Razi’yle birlikte ihramlarımızı giymiş şekilde içeri adım atıyoruz. Dışarının boğucu sıcağı yerini Kâbe’nin huzurlu serinliğine bırakıyor.

Hac dönemi olmamasına rağmen büyük bir kalabalık var; dünyanın dört bir yanından gelmiş Müslümanlar bir arada. Osmanlı’dan kalma, yakında yıkılması planlanan revakları geçiyorum. Karşımda onca ihtişamı ile Kâbe duruyor, etrafında binlerce insan aynı ruh haliyle dönüyor. Razi ile omuz omuza kalabalığın arasına giriyoruz. “Dikkat et kendine” diyor ve sımsıkı koluma giriyor. Artık tavaf eden binlerce Müslümanla birlikte Kâbe’nin çekim gücüne kapılmış durumdayız. Bir, iki, üç derken kaç kez tavaf ettiğimi hatırlamıyorum. Fotoğraf çekmek, Kâbe’nin duvarına yaklaşmak ve bir kez olsun elini sürebilmek için herkes birbiriyle yarışıyor. Kâbe’nin duvarına yaklaştığımda Razi’nin beni ileriye doğru ittiğini hatırlıyorum. Etrafımızda binlerce Müslüman Kâbe’ye dokunmak, yanında getirdiği şeyleri onun duvarına sürmek için çabalıyor. Razi sayesinde birkaç dakika da olsa burada kalabiliyorum. Biraz daha kalmak istememe rağmen itişmelere dayanamayıp tekrar Kâbe’nin etrafında dönmeye başlıyoruz. Kâbe’ye yaklaşmak, buradaki havayı hissetmek insanın hayat boyu unutamaycağı bir deneyim kesinlikle.

Suudi Arabistan, hacıların ihtiyaçlarını karşılamak için Kâbe çevresini bir inşaat alanı haline getirmiş. Civardaki tepeler dinamitlerle patlatılıp yerlerine büyük oteller inşa ediliyor. Bu bölgelerde yaşayan Mekkeliler ise kentin başka mahallelerine taşınıyor. Mekke, oldukça çarpık bir kentleşmeye sahip; yeni yapılan binalar, yollar, tünellerle kent yeni bir çehreye kavuşuyor. Yakındaki lüks otellerin odalarında, Kâbe’den 24 saat canlı yayın izlemek mümkün. Ve ister alışveriş merkezi içinden, ister özel asansörlerle doğrudan Harem-i Şerif’e geçilebiliyor.

Kâbe’nin yakınında bulunan, inşaatı büyük ölçüde bitmiş saat kulesi dünyanın en yüksek yapılarından biri. Binanın en üst noktasında hilal şeklinde odalar bulunuyor. İnşaat firmasının üst düzey yetkilileri için yaptırılan bu odadan kuşbakışı tüm Mekke ve Kâbe görünüyor. Binanın en üst noktasındaki vincin operatörü, kendini çok şanslı hissettiğini söylüyor. “Şu anda aldığım paranın yarısına bile burada çalışabilirim, çünkü Kâbe’nin yanındayım, kutsal topraklardayım” diyor Pakistan’dan gelen operatör. Mekke’de inşaat işlerinde çalışacak işçi bulmak hiç de zor değil. Çalışanlar Kâbe’ye yakın olabilmek için her şartı kabul ediyor. Namaz saatlerinde işi bırakıp Kâbe’ye gitmek onlar için büyük nimet. Bu arada ülkede çalışma ortamlarında güvenliğe büyük önem veriliyor. Suudi Arabistan hükümeti, iş kazalarına karşı tüm tedbirlerin alınmasını zorunlu kılıyor ve bunlara uyulmadığında çok sert yaptırımlar uyguluyor.

Batılı şirketlerin çalışanları, bazı özel uygulamaları da beraberinde getirmiş. Suudi Arabistan’da kadın ve erkeklerin birlikte plaja gittiği, kadınların zaman zaman araba kullanabildiği özel bir bölge de bulunuyor. “Deyrul Aruz” isimli bu alan, çoğu Amerikalı olan yabancılar ve kraliyet ailesinin fertlerinin girebildiği bir tür tatil merkezi. Buna benzer daha küçük ölçekteki özel alanları “compound” ismiyle kentlerde de bulmak mümkün. Yüksek duvarların çevrelediği, kendine ait güvenlik elemanları bulunan bu yaşam alanları bir sır perdesinin ardında. Giriş çıkışlar sadece pasaportla yapılıyor. Suudi Arabistan vatandaşlarının içeri girme izni yok. Buralar çoğunlukla yabancı yöneticiler, üst düzey çalışanlar ve mühendislerin konakladığı yaşam alanları.Suudi Arabistan’ın dikkat çeken özelliklerinden biri de camilerin oldukça sade olması. Mezarlıklar da öyle. Hatta aile fertleri cenazenin nereye defnedildiğini bile bilmiyor, mezarların başında herhangi bir işaret de bulunmuyor. Mezarlıklar başında ağlamak, dua etmek de yasak. Buna uymayanlara toplum oldukça sert tepki gösterebiliyor. Suudi Arabistan’da cuma günleri tatil, sokaklar sessiz. Bu, ayrıca idam cezalarının infaz edildiği gün. Gazetelerdeki ilanların, anonsların halkı cuma namazı sonrasında uygulanacak idama şahitlik etmeye çağırması olağan bir durum.

Özgün bir diyar Suudi Arabistan. Onu saran sır perdesi de hiçbir zaman tam olarak aralanmayacak gibi görünüyor.

Suudi Arabistan Rehberi

NASIL GİDİLİR

THY Cidde, Dammam, Medine, Mekke ve Riyad’a direkt uçuyor. THY 444 0 849
Suudi Arabistan Havayolları, İstanbul’dan salı ve pazar günleri hariç, diğer günler Cidde ve Medine’ye direkt uçuyor.
Rezervasyon 212-213 09 90

VİZE-PARA

Suudi Arabistan’a gidecek Türk vatandaşlarının vize alması gerekiyor. Suudi Arabistan turist vizesi vermiyor. Ayrıca bayanlara da tek başına vize verilmiyor. Önceden İsrail’e giriş çıkış yapmış olan, pasaportunda İsrail kaşesi bulunanlara vize verilmiyor. Hac ve umre için ise Diyanet İşleri aracılığı ile Suudi Arabistan Hac Bakanlığı’ndan onay alınması gerekiyor. Hizmet, diplomatik ya da hususi vize sahibi olmanız Mekke’ye girebileceğiniz anlamına gelmiyor. Mekke girişinde yapılan kontrollerde “hac” için ayrı bir vize sahibi değilseniz, hangi amaçla geldiğinizi resmi olarak açıklamanız gerekiyor. Suudi Arabistan’a girişte verilen resmi formda din kısmını mutlaka doldurmanız gerekiyor.

Bütün yabancılar bu ülkeye bir Suudi Arabistan vatandaşının kefaleti altında gelir; onun işinde çalışır; oturma ve çalışma izinlerini onun vasıtasıyla alır. İşçiler izne ayrılacakları zaman gerekli çıkış-giriş vizesini kefil alır; bir işten ayrılıp başka bir işe girebilmeleri için de kefilin muvafakati aranır; ülkeden ayrılabilmek için kesin çıkış vizesini de kefil temin eder.

Suudi Arabistan Krallığı 

Büyükelçiliği 312-468 55 40
İstanbul Konsolosluğu 212-281 91 40
Suudi Arabistan’ın resmi para birimi riyal. Cidde ve Riyad’daki bazı alışveriş mekânlarında dolar ve avro geçerli.

GEREKLİ BİLGİLER

Suudi Arabistan’ın şeriat ile yönetildiğini unutmamak gerekiyor. Ülkeye giriş yapan herkes bu kuralları kabul etmiş sayılıyor. Ülkeye alkollü içeceklerin sokulması ve içilmesi yasak. Uygunsuz içerikli herhangi bir yayının sokulması yasak. Okuduğunuz gazetenin ya da derginin içindeki bir fotoğraf bile “uygunsuz” olarak kabul edilebilir. Suudi Arabistan’da her gün, bazı ilaç ürünleri uyuşturucu listesine alınabiliyor, ülkeye iyi niyetle ilaç sokan bir kişi, gözaltına alınabiliyor. Ülke içerisinde pasaportunuzu veya ikametinizi sürekli olarak yanınızda taşımanız gerekiyor. Namaz saatleri sırasında sokakta gezmeniz yasak. Kafe, restoran, alışveriş merkezleri gibi yerler namaz saati öncesi kapanıyor. Bankalar gün içersinde farklı saatlerde hizmet veriyor. Devlet bankaları saat 00:00’a kadar açık. Suudi Arabistan’da hicri takvim uygulanıyor. Perşembe ve cuma günleri tatil, haftanın ilk günü cumartesi. Aile ortamı dışında kadın ve erkek bir araya gelmiyor. Kadınların araba kullanması yasak. Suudi Arabistan’da kadınlar abaya giymek zorunda.

Türkiye Riyad Büyükelçiliği 966-1 482 01 01
http://riyad.be.mfa.gov.tr

Yazı ve Fotoğraflar: Kerem YÜCEL

Kaynak: Atlas Dergisi

İstanbul Arkeoloji Dünyanın İlk 10 Müzesi Listesinde

İstanbul Arkeoloji Müzeleri VirtualTourist.com tarafından derlenmiş olan İlk 10 Müze Listesi’ne girdi. İnternet sitesinin açıklamasına göre bu liste VirtualTourist.com seyahat sitesinin editörleri tarafından, dünyadaki sanat müzesi olmayan müzeler dikkate alınarak, üyelerine ve seyahat severlere yardımcı olmak için derlendi.

Listede İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne Kahire Mısır Müzesi, Washington DC’deki Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesi, New York City’deki Aşağı Doğu Yakası Tenement Müzesi, Brüksel’deki Müzik Enstrümanları Müzesi, Stokholm’deki Vasa Müzesi, Meksika’daki Ulusal Antropoloji Müzesi, Amsterdam’daki Anne Frank Müzesi, Londra’daki The British Museum ve Tokyo Ulusal Müzesi eşlik ediyor.

Site’nin İstanbul Arkeoloji Müzeleri ile ilgili görüş yazısında şunlar yer alıyor: ‘Günümüz Türkiyesi birçok değişik kültür barındırıyor. Bu nedenle İstanbul Arkeoloji Müzeleri çok önemli bir role hizmet ediyor: Sadece ülkenin zengin arkeolojik örneklerini sunmuyor, aynı zamanda ulusun tarihinde önemli roller paylaşan, birbiriyle iç içe geçmiş kültürleri de kapsıyor. Müzenin binalarından biri olan Çinili Köşk Müzesi, diğer İslam eserlerinin yanı sıra Osmanlı ve Anadolu antik çinilerine ev sahipliği yapmakta.’

VirtualTourist.com editörleri tarafından hazırlanan yazıda İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin şehrin Sultanahmet bölgesinde rahat ulaşılabilir bir yerde konumlandığı ve çok iyi organize olduğu belirtiliyor. Ayrıca müzenin etrafındaki gölgelik alanların ve parkların Topkapı Sarayı kalabalığına alternatif, huzurlu kaçış alanları olduğundan söz ediliyor.

Kotor’un Bu Kadar Güzel Olduğunu Bilmezdim.

Karadağ sınır kapısı Dubrovnik’ten 15 dakika uzaklıkta olmasına rağmen neden bu kadar az kişinin Karadağ’a geçtiğini çok merak ettim. İçimden de acaba burada gezecek pek bir yer yok mu diye geçirirken bir anda muhteşem ormanların arasında süzülüp Herceg Novi’ye geldik. Herceg Novi, Karadağ dilinde Yeni Hersek demek (Bosna-Hersek’ten çalmışlar).

Burada bir Osmanlı Kalesi mevcut ve o bölgeyi gerçekten çok iyi bir şekilde kontrol edilebilecek bir yamaca kurulmuş. Burada pek oyalanmadan Kotor’a geçtik. Kotor’a giderken tanıştığımız Karadağlılar Kotor için Avrupa’nın yeni sosyetik tatil yeri dediler, gerçektende öyle Kotor inanılmaz bir doğa ve tarih yatağı.

montenegro

Doğal bir liman olan Kotor, dar boğazlarla birbirine bağlayan dört koydan oluşur. Koyun çevresindeki çıplak dağlar kıyıya dik bir biçimde iner. Turunçgillerin ve astropik iklime özgü bitkilerin yetiştiği kıyılarda çok sayıda turizm tesisi vardır.

Kotor Körfezi Dördüncü Zaman’da deniz düzeyinin en son yükselişi sırasında bu bölgedeki vadilerin sular altında kalması sonucunda ortaya çıktı. Yanında Lovćen ve Orjen dağlarının yükseldiği, kıyıları girintili çıkıntılı derin bir körfezdir. Körfez, Verige boğazıyla birbirinden ayrılan iki büyük havzadan (Tivat koyu, Kotor ve Risan körfezi) meydana gelir.

Körfezin çevresini dolaşan karayolu birkaç küçük yerleşmeyle turizm tesislerini birbirine bağlar. Bu yerleşmelerin en eskisi, MÖ 3. yüzyılda bir Illyria kenti olarak kurulan ve sonradan Romalıların yönetimi altına giren Risan’dır. Körfezin çevresinde Roma döneminden kalma birçok yerleşmenin kalıntıları vardır. Körfezin girişinde 1382’de kurulmuş ve sonradan Osmanlı, İspanyol, Venedik, Rus, Fransız ve Avusturya işgali altında kalmış olan Hercegnovi yer alır. Hercegnovi’nin doğusunda eski dönemlere ait bir hazinenin saklandığı Savina Manastırı (1030) bulunur.Ortaçağda Kotor kasabası ve öteki limanlardan sağlanan gemilerle bir “Körfez (Boka) Filosu” oluşturulmuştur; başlangıçta ticaret amacıyla kurulan bu filo 19. yüzyıla gelinceye değin deniz savaşlarına ve korsanlara karşı girişilen çarpışmalara katılmıştır.
Avrupa’nın en güzel turistik yörelerinden biridir. Ayrıca balıkçılık çok canlıdır. Başlıca limanları Tivat, Risan, Prčanj ve Kotor’dur.

Bunları unutmayın;

  • Kaleye tırmanmak ve inmek toplamda 1,5-2 saat arasında sürüyor. Vaktiniz müsaitse, sabah erken ya da akşamüstü çıkmayı tercih edin.
  • Spor ayakkabı, ince bir t-shirt, şort ya da pantolon tercih edin. Yanınıza küçük bir şişe su almayı unutmayın.
  • Kale içine 2-3 saat vakit ayırın. İçinde görülmesi gereken bir sürü kilise, hediyelik eşya mağazaları, oteller ve restoranlar var. Ayrıca banka ve postane de bulunmakta.
  • Gece en hareketli yerlerden biri kale içi. Hem yemek yiyip, birşeyler içebilir, hem alışveriş yapabilirsiniz.

Bunlara dikkat edin;

Sabah kahvaltıları otellere göre değişiklik gösteriyor. Kahvaltıların vazgeçilmezi peynir, sosis ve yumurta. Kaldığımız otelde yumurta ve sosis siparişleriniz alınıp dilediğiniz gibi pişiriliyor. Bal, reçel, tereyağı küçük kutularda, mısır gevreğini çok seviyorlar. Siyah çayı pek bilmiyorlar. Otellerde ve mönülerde var ama yerel halk pek içmiyor. Ama bütün bitki çaylarını bulabilirsiniz. Kahve ve kutu meyve suyu en çok tükettikleri içecek. Budva’da kahvaltıda börek ve kek gibi hamur işleri varken burada sadece ekmek vardı. Bir de zeytin bilmiyorlar. Yine Budva’da ki otelde küçük bir tabak da olsa yeşil zeytin varken, burada sadece pizzaların üzerine bir iki tane yeşil zeytin koyuyorlar.
Küçük büfelerde ve pastanelerde peynirli kocaman pizza dilimleri ve hazır köftelerden yapılmış dev hamburgerler 1-2 euro arası. Tercih ederseniz rahatça doyarsanız. Bir şişe bira da yaklaşık aynı fiyatlarda.

Sahil yolunda üç tane yanyana restoran var, hemen deniz kenarında. Şık koltukları ve masaları ile keyifli ve temiz yerler. Hemen hemen hepsinin mönüsü ve fiyatları aynı. Öğle yemeklerimizi en popüler olan Pronto’da yedik. Orta boy pizzalar içindeki malzemeye göre 7-10 euro arasında. Küçük şişe biralar 2-3 euro. Et çeşitleri porsiyon başına 10 euro civarında.

Marinadaki restoran akşam yemeği için mükemmel bir yer. Üstelik Kotor’un en lüks restoranı. Mönüdeki fiyatlar 10-20 euro arasında değişiyor. Bira ve şarap diğer yerlere göre 2 ya da üç kat daha pahalı. Ama değer… Rezervazyonsuz yer bulmanız biraz zor. Şehir turuna çıkmadan yerinizi ayırtın, daha sonra geceyi orada noktalarsınız. Zaten yemek sonrası gidecek bar, disko gibi yerler yok. Doğru yatmaya…

Kale içindeki restoranların hepsi birbirinin aynı gibi. Gözümüze kestirdiğimiz Vardar Otel’in restoranı hem öğle, hem de akşam yemeği için tercih edilebilir. Porsiyonlar buralara göre biraz küçük ama servis çok iyi, yemekler lezzetli. Müşteri kalitesi de daha farklı. Fiyatlara gelince yemekler ortalama 8-12 euro, bira 2-4 euro arasında.

Ne yapılır;

Kaleye tırmanın, kale içini iyice gezip keşfedin.

Eğer gece daha kalabalık ve renkli bir yerde vakit geçirmek istiyorsanız en hareketli yer kale içi. 
Kalenin hemen dışında hergün kurulan et ve sebze pazarı var. Pazar dediğime bakmayın, yaklaşık 30-40 metre birer sıra tezgahtan oluşuyor. Bütün sebzeler bahçeden koparılıp gelmiş, hepsi organik. Zaten her satıcının önünde bir iki kasa bahçeden ne çıktıysa onlar var. Pembe domateslere içim gitti. Bir de hayatımda yediğim en güzel inciri yedim. Küçüçük, hafif kuru, ama bol ballı değişik bir incir. İncirin tadına bakmadan gelmeyin. Bir de küçük siyah üzümleri var, buralarda pek görmediğim. Cinsini bilmiyorum ama onun da tadına bakılmalı. Hemen arkalarında ise, bizim pazarlarda kullandıkları buzdolaplarının içinde et, balık  ve peynir satan satıcılar var. Pazar, akşamüstü yerini hediyelik eşya satan standlara bırakıyor.

Yakın koylara günlük tekne koyları var vaktimiz yoktu biz katılmadık.
Çok geç farkettiğimiz birşey de Kotor’un tamamını rahatça gezebileceğiniz, üstelik körfezin arkasına da dolaşan sarı otobüs. Sanırım belediye otobüsü (sadece tek sefer ya da sabah akşam olmak üzere iki sefer yapıyor olabilir), biz çok geç keşfettik. Onunla karşılıklı iki kıyıyı yürümek zorunda kalmadan gezebilirsiniz. Körfezi karadan dolaşmanın bir yolu da bisiklet. Kiralayıp akşamüstü, ya da sabah saatlerinde güzel bir keşif yapabilirsiniz.

Şarapları güzel, marketlerden alabilirsiniz. Aynı şaraplar havaalanında iki katı fiyatına satılıyor.

Bu kadar sakinlik fazla gelir diyorsanız, (birkaç gün sonra detaylı yazacağım) kalabalık plajları, sabaha kadar açık disco barları, tekne turları ile Budva tam size göre.

Viking diyarına yolculuk, Kopenhag…

Mimari, kültür, sanat, gastronomi, tarih ve doğal güzellikleriyle öne çıkan Kopenhag, bir kuzey şehrinden beklenmeyecek ölçüde sıcak ve samimi atmosfere sahip. Masallarıyla ünlü Hans Christian Andersen’in rengârenk evini, göz alıcı bahçeleri, opera binasını, tasarım müzelerini ve sıcacık pastaneleri keşfetmeye var mısınız?

Rosenborg Kalesi

Saymakla bitmeyecek kadar kaleye sahip olan Kopenhag’da en ünlülerden biri Rosenborg Kalesi’dir. Botanik bahçeleri, balo salonları ve muhteşem bir zevkle döşenmiş odalarını gezerken neden buranın bu kadar ünlü olduğunu anlayacaksınız. Kaledeki müzede kraliyet mücevherlerinden bira bardakları ve bebek pabuçlarına kadar pek çok tarihi eser görülebilir.

Tyvenkokkenhanskoneoghendeselsker’de yemek yiyin!

Muhtemelen ismini okuma zahmetine katlanmamış olabilirsiniz, ancak bu restoranda gerçekten güzel yemekler pişiren bir aşçı bulunuyor. Değişik yemekler üretmeye hevesli çalışanları sayesinde kendine özgü bir mutfak yaratan restoran, Kopenhag’a giden herkesin mutlaka uğraması gereken yerler arasında sıralanıyor.

Viking Gemi Müzesi

Bu müzede adından da anlaşılacağı üzere yüzlerce yıl önce batmış Viking gemilerinin kalıntıları sergilenmektedir. 1957’de keşfedilen kalıntılar ile Vikinglerin tarihine doğru bir yolculuğa çıkmak mümkün. Sergiyi gezerken Vikinglerin gemi işçiliğinde gerçek bir usta olduklarının farkına varacaksınız.

Roskilde Festivali

Müzik tutkunlarının yazın akın ettiği bu festivale her yıl dünyaca ünlü müzik grupları katılmaktadır. 90 bin kişi ile birlikte hep bir ağızdan sevdiğiniz şarkıları söylemek isterseniz, Roskilde’ye mutlaka gitmelisiniz.

Carlsberg Bira Fabrikası

Danimarkalılar dünyadaki herhangi bir toplumdan daha fazla bira tüketir. Bu nedenle ünlü bira fabrikalarını gezmek hiç de garip karşılanmayacaktır.

Tivoli Bahçeleri

Harikulade bir işçiliğin ve tasarımın ürünü olan bu bahçelerde zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamayacaksınız. Danimarka’nın simgelerinden olmuş Tivoli bahçeleri, Kopenhag yolcularının listesinde mutlaka yer almalıdır.

Legoland

Lego, çocukluğunuzdan hatırladığınız oyuncaklar olabilir. Ancak lego ile oynamak için çocuk olmaya gerek yoktur. 45 milyondan fazla parçanın yer aldığı Legoland’da, çocukluğunuza doğru bir gezintiye çıkabilirsiniz.

Egeskov Kalesi

Pek çok kişi Fyn adasındaki Kvaerndrup’a gitme şansını bulamaz. Ancak eğer giderseniz orada Egeskov Kalesi’ni görebilirsiniz. Muhteşem kırsal manzarası ve etrafını çeviren bahçeleriyle Egeskov, kesinlikle görmeye değer.

Alaçatı Uçurtma Festivali

Alaçatı Uçurtma FestivaliMalum, rüzgarıyla meşhurdur Alaçatı. Rüzgar sörfüne meraklıların Türkiye’deki bir numaralı adresidir bu nedenle.

Şimdilerde bu rüzgar cenneti bambaşka bir etkinliğe ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor: Alaçatı Uçurtma Festivali

14 Nisan’da yapılacak festivalde yüzlerce uçurtma rengarenk bir şölen için gökyüzüne salınacak.
Uçurtma uçurtmak hayattaki en zevkli aktivitelerdendir. Hangimiz küçükken elimize geçen gazete kağıdından kendi küçük amatör uçurtmamızı yapıp gökyüzüne bırakmadık ki? Uçurtma kimilerimiz için kelime anlamının çok dışında anlamlar bile taşır. Örneğin özgürlük gibi…

Siz de uçurtma uçurarak bu duyguyu tatmak, veya sadece renk cümbüşünü izleyip fotoğraflamak istiyorsanız 14 Nisan’da alaçatı’da düzenlenen bu etkinliği kaçırmayın.

Savaş yorgunu “Dili” huzurun tadını çıkarıyor

Dili, Avustralya’nın kuzeyindeki Timor Adası’nın en büyük iki şehirlerinden biri. Doğu Timor Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti, sömürge mimarisi örneği tarihi yapıları, tropik bitki örtüsü ve gözalabildiğine uzanan sahilleriyle ünlü bir turizm merkezi olabilirdi. Fakat son 60 yılda birbirini izleyen savaşlar nedeniyle dünyaya açılamadı. 2006’dan bu yana Birleşmiş Milletler’in gözcülüğünde kente barış geldi. Kalkınma hamlesi başlatıld. Kapadokyalı gezgin İsmet İnce, iki ay önce adayı gezdi, izlenimlerini yazdı.

Doğu Timor’un başkenti Dili’nin havaalanı küçük ve bakımsız. Büyük uçaklar inemiyor. Ülkeye girişte herhangi bir zorluk yaşanmıyor. Bir aylık vizenin bedeli 30 dolar. Havaalanı şehre çok yakın. Orada karşılaştığım BM çokuluslu polis gücünden Türk Emniyet görevlisi Uğur Bey, uzun yıllar Dili’de otel yöneticiliği ve restoran işletmeciliği yapan Kemal Bey’in önerileri doğrultusunda kentin Comoro semtinde bir otele yerleştim.

Dili, ülkenin şehir denilebilecek tek yerleşimi. 1520’de Portekizliler kurmuş, 1769’da başkent olmuş. Endonezya işgali sonrasındaki iç karışıklıklardan ciddi ölçüde nasibini almış, önemli kısmı yok olmuş. Şimdilerde yaralarını onarıp, atılım yapmaya çalışıyor. Yeni gelişen turizm ekonomide önemli rol oynuyor.

RİO’DAKİ İSA HEYKELİNİN KOPYASI       

Dili’nin kuzeyi deniz, güneyi yeşil ve bereketli dağlarla çevrili. Dağın doğu eteğindeki semtler denize ve dalgalara bakıyor.

200 bin nüfuslu kentte halkın çoğu Katolik. Dinin kent yaşamındaki önemini gösteren iki simge Dili’nin iki ucundaki iki önemli anıt. İsa Heykeli, doğuda, Fatucama Burnu’nun hemen üstündeki dağlık bölgede. 1996’da Endonezya yaptırmış. Brezilya’nın Rio de Janeiro kentindeki ünlü heykele benzetilmiş, yüksekliği 27 metre. Kentin batı ucunda ise Papa Jean Paul 2’nin heykeli yükseliyor. Bronz anıt 6 metre yüksekliğinde. Papa’nın 1989’da ayin yaptığı yere, dokuz yıl sonra dikilmiş.

Dili’nin merkez noktası Portekizlilerden kalma valilik binası. Sömürge mimarisinin örneği olan yapı günümüzde hükümet binası. Arkasında 65 sandalyeli Parlamento, biraz ileride Çinlilerin yaptığı yeni Başkanlık Sarayı bulunuyor. Sarayın bahçesi ücretsiz internet kullanıcılarının mekânı.

Şehrin merkezi, görkemli kıyı şeridi gündoğumundan gece yarısına kadar hareketli. Liman boyunca uzun bir yürüyüş hattı var. Burada balıkçılar taze balık satıyor, parklardaki sahalarda voleybol, futbol oynanıyor. Sahildeki banyan ağaçlarının serin gölgesinde hindistancevizi suyu içmenin keyfine doyulmuyor.

Kentin iklimi sıcak ve nemli. Adada kuru ve yağışlı olmak üzere iki mevsim yaşanıyor. En sıcak ay kasım, en soğuk ay temmuz. Gündüz sıcaklıkları genellikle 30 – 35 derece civarında.

ÇOCUK SANATINA YANSIYAN ACI

Şehiriçi taşıma “microlet” denilen küçük dolmuşlar, özel taksilerle yapılıyor. İşsizliğin yoğun olduğu kentte, BM önemli bir iş kapısı. Ülkede gaz ve petrol önemli gelir kaynağı. Kent ekonomisinin temelini de bunlar oluşturuyor.

Dili’nin tam ortasından geçen Comoro Bulvarı’nın deniz tarafında Çinliler tarafından inşa edilen, kentin belki de tek büyük mağazası Timor Plaza görülüyor. İçinde çok sayıda işyeri, kafe, restoran, ofis bulunan bu bina, yeni yeni Timorluların yaşamına girmeye başlamış.

Kentin müzeleri, ülke tarihi ve kültürünü yansıtıyor. Arte Moris, el eserleri sergisi gibi. 2003’te İsveçli sanatçı Luca Gansser’in öncülüğünde güzel sanatlar okulu olarak açılmış. Şimdi 12 yaşından büyük çocukların sergilenen çalışmalarında, Timor’un geçmişte yaşadığı acıların izleri var.

Ülke tarihine ait en önemli arşiv, Parlamento’nun arkasındaki sömürge mimarisi tarzındaki yapıda. Xanana Gusmao Okuma Odası, zengin bir kütüphane. Buradan yürüyüş mesafesinde önemli bir mezarlık yer alıyor. Santa Cruz Mezarlığı, hazin bir olayın izlerini taşıyor: 1991’de öldürülen özgürlük savaşçısı Sebastian Gomes Rangel’in cenaze töreni sırasında, burada Endonezya askerleri halka ateş açmış 250 kişi hayatını kaybetmişti. Bu yüzden 12 Kasım, Doğu Timor’da ulusal yas günü.

Mezarlığın biraz ilerisindeki pazaryerinden Dare köyüne giden dolmuşlar kalkıyor. Merkeze 30 dakika mesafedeki köy, kentin güneyini kaplayan dağın tepesinde. 2’nci Dünya Savaşı’nda Avustralyalı askerler bu köye sığınarak Japon saldırılarından kaçmış. Timorlular da Avustralyalılara yardım için buraya çekilmelerine karşın, çok sayıda kayıp vermişler. Kurbanların anısına 1969’da Dare’ye bir anıt dikilmiş, 2009’da ise müze kurulmuş.

Dili, aynı zamanda ülkenin elsanatı ürünlerinin sergilendiği, kolaylılıkla temin edilebildiği önemli bir merkez. Mandarin semtindeki Tais Pazarı, bu tür ürünlerin bulunabileceği en büyük merkez. En popüler turistik hediye el dokuması “Tais.” Bu dokumalar düğün, cenaze gibi özel günlerdeki giysilerin yanı sıra el çantası, kitap kabı gibi ürünlerde kullanılıyor. Pazarda bunların dışında sepetler, ağaç kaplamalar, kâğıt ve gümüş hediyelikler bulunabiliyor.

Kent her tür hizmetin sunulduğu büyük bir hastaneye sahip olmasına karşın, ciddi sağlık sorunları yaşanıyor. Malarya ve sarıhumma hâlâ ciddi yaşamsal risk.

AKVARYUM GİBİ MERCAN KAYALIKLARI

Merkezin çok yakınındaki harikulade sahiller Dili’nin gururu. Kıyı boydan boya beyaz kumsal. Kentin en iyi otel ve restoranları burada. Sahilde gün batımını izlemek ayrı bir keyif.

Dili’nin kuzey sahilinde 3 kilomete uzaklıkta dik bir mercan kayalığı yükseliyor. Bu bölge yunus, kılıç ve tonbalığı gözlem alanı. Dilililere bakılırsa, yılın bazı aylarında suyun sahile yakın kısımlarında timsahlar da görülebiliyor. Hatta bazı üzücü olaylar yaşanıyor.

Dili çevresinde görülebilecek yerlerden biri de Atauro Adası. Macera tutkunları, dalış meraklılarının tercih ettiği ada mercan kayalıklarıyla ünlü. Nakroma Feribotu her cumartesi sabahı adaya gidiyor, öğleden sonra donuyor. Yolculuk 3 saat sürüyor. Deniz taksisiyle de 1,5 saatte ulaşılabiliyor. Sularındaki canlı çeşitliliği o kadar fazla ki ada “Denizlerin Amazonu” olarak anılıyor. Konaklama tesisleri kıyı bölgesinde. 995 metre yükseklikteki Maucoco Tepesi’ne yürüyüş turları düzenleniyor.

NASIL GİDİLİR?

Singapur, Avustralya’nın Darvin kenti ve Endonezya’nın Bali Adası’ndaki Denpasar’dan Dili’ye direkt uçak seferleri düzenleniyor.

COMORO’DAKİ TÜRK PİDECİSİ

Dili restoranları, yemekleriyle ünlü. Yerel mutfakta acı biber sosu, baharat yoğun olarak kullanılıyor. Restoranlarda Çin, Hint, Japon, Tayland, Lübnan, İtalyan, hatta Türk mutfağının ürünlerini bulmak mümkün. Kentin ana arterlerinden Comoro Bulvarı’nda pide ve kebap üzerine çalışan bir Türk restoranı var.
Dili’de restoranlar dışında kaldırım mutfakları yaygın. Şehrin muhtelif bölgelerindeki pazaryerlerinde çok sayıda farklı türde tropik meyve, sebze satılıyor. Ülkenin en ünlü yerel yemeği eğreltiotu yapraklarıyla sarılı hindistancevizli, pirinç pilavlı “Katupa.” Bunu pazar mutfaklarında bile bulabilirsiniz. Timor’un mükemmel tropikal meyve sularının yanında, kahvesi de ünlü. Özellikle, ağızda hoş bir koku bırakan çok koyu renkli “Kahve Tina” mutlaka tadılmalı.

PORTEKİZ SÖMÜRGESİYDİ

Doğu Timor Demokratik Cumhuriyeti, Atauro ve Jaco Adaları ile Oecusse-Ambeno Bölgesi’ni de kapsayan, Güneydoğu Asya’nın küçük bir ülkesi. Endonezya Takımadaları’nın Güneydoğusu’nda, Avustralya’nın Darvin Kenti’nin 640 kilometre kuzeybatısında, Savu, Banda ve Timor Denizi’nin çevrelediği Timor Adası’nın doğu bölümünde. Komşusu sadece aynı adanın batısındaki Endonezya’ya bağlı Batı Timor. Yüzölçümü 14 bin 609 kilometrekare, nüfusu yaklaşık 1.2 milyon.

Doğu Timor, uzun yıllar Portekiz sömürgesiydi. 2’nci Dünya Savaşı’nda Japonlar işgal etti. Bu arada 50 bin kişi öldü. 1975’te Portekiz boyunduruğundan kurtulup bağımsızlığını ilan etti. 10 gün sonra Endonezya’nın işgaline uğradı. 1999’daki referanduma kadar, bağımsızlık mücadelesinde onbinlerce kişi öldü. Halkoyu sonucu BM desteğiyle Endonezya işgali sona erdi. 2002’de ülke BM’nin 191’inci üyesi oldu. Ancak, isyancı gruplar, çeteler, muhalifler arasındaki çatışmalar sürdü. 2006’da BM çokuluslu polis gücü devreye girince adaya barış geldi.

Kaynak: Hürriyet Seyahat

Ab’den Türklere Vize Kolaylığı, Gözler 26 Nisan’da

Akşam’da yer alan habere göre; Avrupa Birliği Komisyonu üyeleri Türkiye’ye vize kolaylığı getirecek kararların alınacağı toplantı öncesi genel çerçeveyi belirledi.

AB ile müzakere sürecini yaşayan Türkiye, Türklere uygulanan vizenin kaldırılmasını istiyordu. AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, AB Adalet Divanı ve üye ülkelerin mahkemelerinde ‘Türklere vize uygulanamayacağına yönelik’ alınan kararları hatırlatarak ‘vizeleri kaldırın’ mesajı yollamıştı. Bağış, AB’nin vize rejiminin son 10 yılda Türkiye’de yaşanan ekonomik büyümeyle anlamsız hale geldiğini belirterek, ‘Mevcut uygulamalar STK’lar ve gençlerin AB fonları ve projelerinden faydalanabilmeleri açısından engel oluştururken, Türk işadamlarının da Gümrük Birliği çerçevesinde yararlanmaları gereken adil rekabet ortamına zarar veriyor’ demişti.

Türkiye’nin En Gözde Kumsalları

Kelebekler Vadisi, macerayı sevenler için ideal bir yer. Kilyos’tan Patara’ya, Dalyan’a, İçmeler’e işte Türkiye’nin turizmine değer katan en gözde kumsallar …

KİLYOS
İstanbul’un en temiz denizini ve kumsalını bulabileceğiniz yegâne yer Kilyos. Karadeniz sularının hırçınlığına rağmen şehir yaşamından uzaklaşmak ve denizin tadını çıkarmak için İstanbulluların nadir alternatiflerinden biri de aynı zamanda… Burç Beach, Solar Beach gibi büyük kumsal plajlarının da yer aldığı Kilyos’un içinden kuzeye doğru gittikçe daha sakin koylar bulabilirsiniz.

KELEBEKLER VADİSİ
Akdeniz kıyılarının güney batısındaki Babadağ’ın eteklerinde yer alan Kelebekler Vadisi, kelebeklerle süslü sakin bir tatil için ideal bir yer. Karadan ulaşımın olmadığı koyda, binlerce kelebek çeşidi ile birlikte kamp tatili yapabilirsiniz. Güneşlenmekten, yüzmekten, kaya tırmanışı yapmaktan keyif alanlar için ideal bir kumsal. Özellikle ucuz fiyata keyifli bir tatil yaşamak isteyen gençlerin uğrak yeri olan vadi, bakir doğasını koruyor

PATARA
Anadolu uygarlıklarından Likya’nın önemli limanlarından biri olan Patara doğanın cömertliği sayesinde Türkiye’nin en güzel kumsallarından birine ev sahipliği yapıyor. Çöl kumsalına benzeyen şifalı kumsalında güneşlenmek, hırçın dalgalı denizinde yüzmek, antik kentte dolaşmak, kum tepelerinde gün batımını seyretmek ve kır lokantasında güney mutfağı ile tanışmak sizin için ideal tatili temsil ediyorsa, Fethiye-Kaş karayolu üzerinde bulunan Patara’yı mutlaka ziyaret etmelisiniz.

DALYAN
Dalyan; Türkiye’nin en eski yerleşim yerlerinden biri olan Kaunos Antik Kenti, kayalara oyulmuş kral mezarları, denizi, gölleri, padişahlara bile hizmet etmiş şifalı suları, çamur banyoları, doyumsuz tekne gezileri, Caretta-Caretta kaplumbağaları ve balığın her çeşidini bulabileceğiniz mutfağı ile cazip bir tatil seçeneği…

İÇMELER
Marmaris körfezinin batı ucundaki koyda yer alan İçmeler, adını çok sayıdaki su kaynağından alıyor. Sularının en önemli özelliği sindirim sistemine iyi gelmesi… Dağların arasına gömülmüş kanyonunda dolaşmak bambaşka bir keyif ve deneyim. Düzenli ve güzel sahil şeridi, koy boyunca uzanan plajı, konaklama tesisleri, bar, eğlence ve alışveriş merkezleri ile İçmeler’de şehir hayatının avantajlarından uzaklaşmadan dinlendirici biri tatil geçirebilirsiniz.

ÇALIŞ
Fethiye’nin Çalış Plajı yeryüzünde günbatımının en güzel seyredebileceği yer olarak biliniyor. Sıcak yaz akşamlarını serinleten esintisi, konaklama tesislerinin kalitesi, su sporlarının çeşitliliği sayesinde oldukça popüler bir yer. 2 kilometrelik plajı ile güneşin ve denizin tadına varmak için en iyi alternatiflerden biri…

KLEOPATRA PLAJI

Geniş bir kumsalı olan Cleopatra Plajı mavi bayraklı olmasının yanı sıra kıyıdan üç-dört adım atıldıktan sonra insan boyuna ulaşan derinliği ile Alanya’nın en gözde plajı… Yaz aylarında on binlerce kişiyi ağırlayan plajda kıyı boyunca tekne paraşütünden, jet skiye kadar çeşitli su sporlarından da yararlanabiliyorsunuz. Yalnızca güneşin batışının izlemek için bile muhteşem bir yer olan Cleopatra Plajı’nı mutlaka görmelisiniz.

Oslo’dan Bergen’e Norveç Gezi Rehberi

Norveç; dağların, buzulların ve fiyortların (Norveç kıyılarında buzulların oluşturdukları dik yamaçlı, derin ve eski buzul koyaklarının aşağı kesimlerinin deniz altında kalmasıyla oluşan körfezler) ülkesidir. Ülkenin güney bölümü; fotoğrafik sahil köyleri, muhteşem doğa manzaraları ve çok yönlü kent yaşamı ile dikkatleri çeker. Burada bulunan Oslo, fiyortlar, dağlar ve ormanlık tepelerle çevrili olup insanı büyüleyen coğrafik bir yapıya sahiptir. Güneyde bulunan Lillesand, Tvedestrand, Risor, Brekkesto ve Gamle gibi köyler birer sahil incisidir.

TraenaNorvegia

Kayağın beşiği güney bölgesi, özellikle Telemark bölgesi, kayak tutkunlarının aklını başından alır. Norveç’in batı sahillerinde bulunan fiyortlar, Dünya Mirası alanlarının en popüler olanlarıdır. Herbir fiyort kendine has bir yapıya ve özgün cazibelere sahiptir. En uzun ve en güzel manzaralı çağlayanlar Geirangerfjord’da bulunur.

Dünyanın en uzun fiyortu olan Sognefjord burada bulunur. Unesco’nun Dünya Mirası olarak kabul attiği Naroyfjord, bu fiyortun bir koludur. Ülkenin batı sahillerinde yer alan Bergen kenti, fiyortları keşfetmeye başlamak için en uygun yerdir. Yine ülkenin batı sahillerinin güney bölümü, eski ahşap evlerle bezenmiştir. Bu alanlar, sakin yeşil alanlar ve uzun beyaz plajlar ile kaplıdır.

Ülkenin kuzey bölgeleri, tabiatın sunmuş olduğu farklı ışık görüntüleri (The Northern Lights) ve gece yarısı havada asılı kalan (24 saat boyuca güneş görünür) güneşin sunmuş olduğu olağanüstü görüntüler (The Midnight Sun), insanın aklını başından alacak kadar güzel ve hayret vericidir. Norveç’in kuzey ucu (The North Cap), deniz seviyesinden 307 metre yüksekliktedir.

Norveç’in ikinci büyük buzulu olan Svartisen, dünyadaki en güçlü anafor olan Saltstraumen ve sahil boyunca yükselen görkemli dağlar, insanı şaşırtan manzaralar sunmaktadır. Ülke coğrafyasının ve uzun kış mevsiminin imkan tanıdığı kış sporları, ülkenin bu bölümünde de insanların yaptığı aktivitelerin başında gelir

Norveç’in İklimi

Ülkenin kuzeyi soğuk bir iklimin etkisi altında iken, sahile yakın yerleşim alanları ve güney bölümü ılıman iklimin etkisi altındadır. Sahilden içeriye doğru gittikçe kuru ve sıcak yazlar, fazlasıyla soğuk kışlar yaşanır. Özellikle Aralık ve Mart ayları arasında yaşanan kış mevsimi uzun ve çok soğuk geçer. Bu durum, ülke insanının kış sporlarıyla fazlasıyla ilgili olmasının yolunu açmıştır.

Bergen

Norveç Resmi Tatilleri

Yeni Yıl (1 Ocak), Palmy Sunday (Paskalya’dan Önceki Pazar – Mart/Nisan), Maundy Thursday (Paskalya’dan Önceki Perşembe – Mart/Nisan), Kutsal Cuma (Mart/Nisan), Paskalya (Mart/Nisan), Resmi Tatil (1 Mayıs), Anayasa Bayramı ( 17 Mayıs), Ascension (Mayıs), Whit Monday (Mayıs), Noel (25-26 Aralık), başlıca tatil sezonu (Haziran-Ağustos)

Schengen ülkeleri ve vize..

Norveç maalesef  Türk vatandaşlarından vize istemekte. Yeşil (bazı kamu çalışanları) ve kırmızı (diplomat) pasaportuna sahip olanlardan vize istenmemekte, ancak yeşil pasaport ile girişlerde geliş nedeni, kalınacak yer, kalış süresince geçim nası sağlnacak, vs. gibi sorular sorulup cevapların belgelerle veya telefonlarla ispatlanması isteniyor.İstanbul en büyük şehrimiz olmasına rağmen Norveç konsolosluğunun vize işlerini yapan bir şubesi bulunmamaktadır. Tüm işler Ankara’da yapılmakta/yürütülmektedir (İstanbul’da bazı aktiviteler gelişmekte.

bergen_

Vize, oturum ve çalışma müsadesi gibi konuları Utlendingsdirektoratet (yabancılar başkanlığı) tarafından yürütülmektedir. Ankara’daki konsolosluk bu kuruluş ile yazısmaları yapan bir aracı. Yani vizeyi veren konsolosluk değil, Utlendingsdirektoratet’dir.

Yani dosyalar Norveç’te açılmakta ve bu sebepten dolayı, işadamlarına verilen vizeler hariç bu tip işler (turist vizesi veya oturum) aylarca sürmektedir.” Norveç’e giriş turist veya işadamı sıfatıyla oluyor, ya da oturum müsaadesine sahip olmanız gerekiyor. Tabi BM andlaşmalarına göre mülteci olarak giriş de mümkün.

Bunun dışında spesyalist/ekspert olarak da giriş yapmak mümkün.1) Turist olarak Norveç’e giriş: Norveç Schengen anlaşmasına tabi olduğundan Norveç’e turist olarak girebilmek için ya Schengen vizesine sahip olmanız ya da Norveç vizeniz olması gerekiyor (Bu anlaşmaya dahil ülkeler arasında sınır giriş/çıkış kontrolleri kalktı. Norvec Shengen ülkesi, yani diğer Shengen ülkelerine gidiş/geliş sanki yurtiçi seyahati gibi.. ). Schengen vizesini herhangibir “Schengen-ülkesinin” (Almanya, Hollanda, Belçika, İsveç, Norveç,..)konsolosluğundan alabilirsiniz.

Norvec vizesi sadece Norveç için geçerli olduğundan Norveç vizesi almak pek akıllıca değil. Zaten bu çok özel durumlarda veriliyor. Turist vizeleri 1 haftalık, 2 haftalık, 1 aylık veya 3 aylık olarak verilmekte. Ayrıca vize süresine bakılmaksızın tek defaya maktu(tek giriş) veya çok girişli olarak veriliyor. Yine en akıllıca olanı 3 aylık ve çok girişli olarak vize istemek.

Çünkü işlemler aynı, verilme sansı da aynı. Bir yakınım üç aylık vizesi dolmadan Schengen ülkelerinden çıktı ve sonra tekrar Norveç’e geldiğinde sınırda kalmıştı (sınır polisinin elindesiniz ve kim olursanız olun hiç iyi muamele görmüyorsunuz, bu olayı kesinlikle unutamıyorum, unutmayacağım, çok ağrıma gitmişti..). Sonradan öğrendik ki vizesi tek defaya maktu imiş. Vize almak icin neler gerekli? Bu sorunun cevabını doğal olarak en iyi konsolosluklar verir. Ancak belirtmek istiyorum ki eğer değişiklik olmadıysa profesyonel seyahat şirketleri tarafından düzenlenmiş grup gezileri hariç, Türk vatandaşlarına turist vizesi pek verilmiyor.

Norveç’te bir yakınınızı ziyaret etmek için yapmış olduğunuz vize başvurusu da bu sınıfa, yani turist vizesi sınıfına girmekte. Bu tür vizeyi almak daha kolay olabilir, ancak o yakınınızdan/tanıdığınızdan size bir davetiye gelmesi lazım.

Bunun dışında Norveç konsolosluğu sigorta (SSK) kartınızdan tutunda maaş bordrosuna kadar birtakım belgeleri istemekte. Norveç konsolosluğunun bu konuda üç-beş sayfadan oluşan bir listesi/enformasyonu mevcut. Talep edildiğinde size gönderirler.2) İşadamı olarak giriş: Çalıştığınız veya ortak olduğunuz şirket tanınınmış, bilinen bir şirket ise, bu vize birkaç gün içinde ve hatta baskı yapıldığında birkaç saat içinde alınan vize. İlk alındığında biraz daha uzun sürebilir. Geçeliliği turist vizesi gibi. Bu vize için başvuranlar bir şirket veya fuar ziyareti, konferans vermek, endüstriyel eğitim/öğrenim, v.b. gibi işleri olan kimseler. Bu vize için çapraz belge, yani hem davet eden şirketten bir davatiye hem de çalıştığınız şirketten bir mektup istenmektedir.

Norvec’te oturum almak icin neler gereklidir konusuna girmeden once sunu vurgulamakta yarar goruyorum: Ankara’daki elciligin veya konsoloslugun birakin oturum vermeye, oturum verilmis bir kisinin pasaportuna oturum damgasi basmasina bile selahiyeti yoktur.

Bu konuda her sey Utlendingsdirektoratet tarafindan sonuclandirilmakta ve yurutulmektedir. Ama ayni zamanda Norvec sinirlari disindaysaniz, muatabiniz konsolosluktur. Norveç’te oturum alabilmeniz için 1) Norvec’te ogrenci olmaniz veya Norvec’e ogrenci olarak gelmeniz, veya 2) Norvec’te 1. sinif akrabanizin olmasi (yani anne, baba, cocuk veya es. Kardes burda 2. sinifa girmekte), veya 3) Norvec’e calismak icin gelmeniz gerekiyor.Tabi herbir alternatif icin belgeler istenmekte ve o alternatife ait degisik uygulamalar mevcut.

Oturum sadece Norvec’te verildigi icin bu alternatiflerden birine uyan Turk vatandasina Ankara’dan gecici vize verilmektedir. Gecici vizeye sahip olanlar Norvec’e girdikten sonra 14 gun icinde ikamet edecegi yerdeki “polise” basvurmasi gerekiyor. Bir yil gecerliliginde olan ve her yil yenilenen oturum polis tarafindan verilir. Tabi bu normal asayisi saglayan polis degil, emniyet mudurlugunun bu tip isleri yurutmek icin actigi burolar/subeler. Neden bu sekilde yapilmis? Cunku Utlendingsdirektoratet Norvec’te kendi subelerini acmak yerine daha ekonomik olsun diye heryerde subeleri mevcut olan emniyet mudurlugunu bu is icin gorevlendirmis

Norvec’e gelmek isteyen bir kisi, yukarida saydigim bu alternatifleri Turkiye’den saglamasi/yurutmesi sart degil tabi. Mesela turist olarak gelipte burda ogrenci olanlar veya evlenenler olabiliyor. Tabi her alternatifin (belki ogrenci olma konusu haric) cok detaylari var.

Detaylar:1) ÖğrencilerBu konuda Oslo Üniversitesi ingilizce olarak çok güzel bilgiler ve broşürler hazırlamış, web sitesinden bakabilirsiniz. Ancak ingilizce bilmeyenler içın en önemli unsuru belirtmek istiyorum.

Öğrenci olarak kabul için

a) Türkiye’de 1 yıl akedemik öğrenim görmek (yani hali hazırda üniversite öğrencisi olmak)
b) TOEFL (veya muadili) ingilizce testini belli bir puan ile kazanmak gerekmektedir

Çalışmak için gelenler

Norveç İş ve işçi bulma kurumu.
Vize konusunda bildigim, verilen vize ne uzatilabiliyor, ne de baska tip vizeye cevrilebiliyor. Tabi yeni bir vize icen tekrar basvuruda bulunma imkani var. Norvec’te kalabilmek icin zaten vize yeterli degil. Oturum/calisma musadesi almak gerekli.

Yani 1) Hayir, vize cevrilemez. Burada iken universiteye basvurabilirsiniz. Ama siz Turkiye’den degilde Norvec’ten basvurdunuz diye bir ayricaliginiz olmuyor. Basvuru tarihinden itibaren cevap alincaya kadar da (burda olun olmayin) bayagi bir zaman geciyor.

Bu normal basvurular icin boyle. Doktora icin basvurular da bir takim formalitelere tabi olsa bile, eger sizi yaniniza alacak profoser isterse bunu bayagi hizlandirabiliyor ve doktora ogrencisi olmanizi kesinlikle sagliyabiliyor. 2) Bu konuda pek emin degilim. Bu konu yabancilarin Norvec’te is kurma (veya sube acma) konusu ve benim bilgim haricinde. Ama burda baska kanallar ile (mesela Norvec Sanayi ve Ticaret Bakanligi) is kurmaya hak kazandiysaniz, siciliniz temiz olmak kaydi ile hic bir merci/kisi otorum almaniza karsi cikamaz.

Burda calismak icin bir sirkette is bulursaniz, o zaman durum farkli. O zaman oturum veren merci bunun gerekli olup olmadigina gore (yani yurtdisindan ithalin gerekli olup olmadigina gore) oturum vermekte veya vermemekte serbest. Mesela son 3-4 yildir hemsire, doktor kitligi yasandi (yasaniyor) ve Norvec’te is bulan hemen hemen tum hemsirelere, doktorlara oturum verildi.

tr_TRTürkçe
en_USEnglish tr_TRTürkçe