İstanbul Boğazı’nın Uzunluğu Kaç Kilometredir?

İstanbul Boğazı’nın uzunluğu, genişliği ve derinliğinin ne kadar olduğunu biliyor musunuz? 

Karadeniz ile Marmara Denizi’ni birleştiren İstanbul boğazı’nın yaklaşık uzunluğu 30 km.dir. Genişliği ise yer yer değişmekle birlikte en dar yeri, Rumeli Hisarı ile Anadolu Hisarı arasında olup yaklaşık 698 metre ve en geniş yeri 3 bin 500 metreyi bulmaktadır.

Daha girintili çıkıntılı olan Avrupa kıyıları 55 km. uzunluğunda iken, Asya yakası kıyıları ise 35 km. uzunluğundadır. Boğaz’ın derinlik ortalaması 60, en derin yeri ise yaklaşık 100 – 120 metre civarındadır.

İki kıta arasındaki ilk bağlantı 1973‘te Boğaz Köprüsü, 1988 yılında Fatih Sultan Mehmet Köprüsü  ve 2017 yılında Boğaz’ın üçüncü köprüsü Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile 3 kez ve 2016 yılında Avrasya tüneli ile 4 kez birleşmiştir.

Akdenizin En Büyük Adası Sicilya

Alman edebiyatçı Goethe’nin, “Sicilya’yı görmeden İtalya’yı anlamak mümkün değildir” sözünü dikkate alarak mutlaka gidilmesi gereken bir ada Sicilya.

Akdeniz’in en büyük adası Sicilya’yı beğenmemek mümkün değil. Ona aşık olmak için o kadar çok şey var ki adada. Hala aktif olan, başı her zaman dumanlı Etna Yanardağı, mavinin her tonuyla kendine davet eden denizi, irili ufaklı volkanik adaları, üzerinde yaşamış medeniyetlerden kalan Yunan tapınakları, İspanyol katedrallerinin girift cepheleri, Antik Norman kaleleri. Bunlara ek olarak şarabı, yerel pizzaları ve deniz mahsülleri size adaya çeken şeyler arasında.

Bu yazımızda Sicilya ile ilgili tavsiyelerimizi 10 maddede size aktarmaya çalışacağız. Bunu yapmadan size belirtmemiz gerekir ki Sicilya’ya 10 Madde kesinlikle yetmez.

1.Etna Yanardağı

Görsel Kaynak: Pixabay

Sicilya Adasında Avrupa’nın en yüksek, dünyânın ise büyük volkanlarından birisi olan Etna hala aktif bir volkandır. Catania’nın 29 km kuzeyindedir. Eski Yunanca ismi Aitne, Roma dilinde Aetna olan dağa Sicilyalılar bugün Mongibello demektedirler. Deniz seviyesinden 3308 m yüksektedir.

Belirli bir alana kadar otobüsler ile gidip, 1800 metreye kadar çıkabilir ve kraterleri yakından görebilirsiniz. Eğer Sicilya’ya giderseniz mutlaka gitmeniz gereken yerler listesinde olması gereken Etna’da lav şölenini görmeden dönmeniz sizin için çok büyük bir kayıp olacaktır.

2.Palermo

 

Görsel Kaynak: Erdem Uzun

2700 yıllık bir tarih ve kültür birikimi ile Palermo Sicilya’nın başkentidir.

Palermo’da hayat Sicilya’nın diğer şehirlerinde de olduğu gibi sokaklarda yaşar. Palermo’nun keyfini sürmek isterseniz dar sokaklarına hiç çekinmeden girmelisiniz.

Eğer ki gece sokağa çıkmak ve insanlar ile tanışmak istiyorsanız Vucciria’da bulunan Taverna Azzurra’ya mutlaka uğramanızı ve Sicilya’nın o güzel şarapları eşliğinde çekinmeden insanlar ile muhabbet etmenizi denemenizi tavsiye ederiz.

Palermo’da kesinlikle görülmesi gereken yerleri de söylememiz gerekirse San Giovanni Katedrali, Politeama (Utanç) Meydanı, Palazzo Normanni, Quattro Canti Meydanı, Zisa Kalesi, Ballarò Sokak Pazarı, Teatro Massimo ve Teatro Politeama Palermo’da kesinlikle görmeniz gereken yerlerden.

3.Taormina

 

Görsel Kaynak: Pixabay

Adada en canlı ve yaz tatili için en ideal noktalardan birisi denilebilir. Catania havalimanından 45 dk’lık bir seyahat ile ulaşabileceğiniz Taormina’da Isola Bella ve Mazzaro gidebileceğiniz en güzel plajlarıdır.

4.Catacombe dei Cappuccini (Mumya Mezarlığı Müzesi)

Görsel Kaynak: Erdem Uzun

600’lü yılların başında önce din adamlarına saygılarını göstermek için başlanan mumyalama işlemi, sonrasında asillerin, zenginlerin ve önemli insanların da öldükten sonra yer almak istediği bir mezarlık haline gelir.

Mezarlıkta 8000 tane ceset bulunmakla birlikte sergi alanında 2011 yılında yapılan sayıma göre 1252 mumya bulunmaktadır. Müze kısmına en son koyulan mumla ise 1920 yılında İspanyol gribi nedeniyle vefat eden İtalyan general Mario Lombardo’nun küçük kızı Rosalio Lombardo’dur.

Rosalio Lombardo’nun mumyası müzenin bulunduğu Palermo için bir simge haline gelmiş ve kesinlikle görülmesi gerekenler listesindedir.

En baştan uyarmak gerekirse, 90 yıl boyunca sırrı çözülemeyen bu mumyayı gördüğünüzde çok şaşırabilirsiniz. Çünkü Rosalio Lombardo yıllar geçmesine rağmen uyuyan bir bebekte tamamen farksız bir görüntü ile size karşılayacaktır.

5.Scala dei Turchi – Türk Merdivenleri

Görsel Kaynak: Pixabay

İki kumsal arasında ulaşan bu oluşum, merdivene benzeyen bir kayaç formasyonu şeklindedir. Osmanlı askerlerinin yaptığı seferlerde karaya çıkma amacıyla kullanılmasından dolayı Türk merdivenleri adıyla anılan bu yeri kesinlikle görmenizi tavsiye ederiz.

6.Cefalu

Görsel Kaynak: Pixabay

Palermo’nun doğusunda ve Tiran Denizi kıyısında yer alan Cefalu Sicilya’nın tipik bir balıkçı kasabasıdır. 12. yüzyılda yapılmış olan ünlü yapıları ve harika plajları ile Sicilya’da görülmesi gereken yerlerden birisidir.

7.Canolli

Görsel Kaynak: Pixabay

Sicilya tatlısı olarak bilinen Cannoli (Türkçe okunuş Kanoli), Sicilya mutfağında önemli bir yere sahiptir. Cannoli Siciliani adıyla bilinen hamur işi tatlı Palermo’da ortaya çıkmıştır. Ayrıca Palermo’da biraz daha büyük çeşitleri de yapılan bu tatlının yumruk büyüklüğünde olanına ise “cannulicchi” denmektedir. Canolli’yi deneyebileceğiniz en iyi yer Palermo’dur ama Sicilya’nın herhangi bir yerinde de yiyebileceğiniz Canolli’nin tadını Sicilya dışında bir yerde alamayacağınızdan emin olabilirsiniz.

8.Arancini

Görsel Kaynak: Pixabay

Nasıl ortaya çıktığı hakkında birden çok rivayet bulunan ama bir çok kişinin kesinlikle Sicilya kökenli olduğunu kabul ettiği lezzet ‘Arancini’, 10.yüzyılda adayı istila eden Arapların yeme alışkanlıkları sebebiyle ortaya çıkmış ve şekli sebebiyle de çok benzediği ‘küçük portakal’ yani ‘arancini’ olarak anılmaya başlanmış.

İtalya genelinde değişik isimler verilen bu harika lezzete Katanya’da Arancino denirken, Palermo’da Arancina denilir. Adanın bu iki şehrinin arasında olan atışma burada bile kendisini göstermiş.

9.Limoncello

Görsel Kaynak: Pixabay

Limoncello akşam yemeklerinden sonra içilen ve sindirime yardımcı özelliği olan bir İtalyan içkisidir. Çok soğuk içilmesi gerekir, bunun için de limoncello ya buzlukta saklanır ya da buzlukta bekletilmiş kadehler kullanılarak servis edilir. Sek içmek istemezseniz naneli limonata ile karıştırabilir veya yaptığınız meyve salatalarına koyabilirsiniz. Küçük şişelerde sakladığınız limoncelloları ise arkadaşlarınıza hediye edebilirsiniz.

Adından da anlaşılacağı gibi limonlu bir likördür fakat fıstıklı, portakallı, elmalı ve çilekli çeşitleri de vardır.

10.Deniz Ürünleri

Görsel Kaynak: Pixabay

Adı üzerinden bir ada olmasından kaynaklı olarak Sicilya farklı türden deniz ürünlerini bulabileceğiniz en güzel yerlerden birisidir. Balık pazarlarında metrelerde uzunluğundaki kılıç balıklarını, kilosu 1-2 Euro arası satılan midyeleri, gece sokaklarda satılan ahtapotları görüp demeneden gelmek olmaz.

Bize göre Sicilya’da en iyi deniz ürünü tadabileceğiniz yer Palermo’da bulunan ‘’Trattoria Al Vecchio Club Rosanero’’ isimli mekandır. Palermo Futbol takımının fotoğrafları ve formaları ile donatılmış bu tarihi mekanda özellikle ‘’Nero di Seppia (Mürekkepli Makarna)’’, ‘’Zuppa di Pesce (Balık Çorbası)’’ ile içerisinde midye (cozze), ahtabot (polpe), kılıç balığı (pesce di spada) ve her çeşit deniz ürününü karıştırdıkları makarna çeşitlerini mutlaka denemeniz gerekir.

 

BONUS: BRIOSCHE SICILIANA CON GELATO

Görsel Kaynak: Erdem Uzun

Bonus olarak karşınızda Brioche ekmeği. Lakin bir çoğumuzun bildiği gibi Kraliçe Marrie Antoinette’in meşhur “ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler.” sözünde geçen pasta olan Brioche değil Sicilya’ya özgü olan ”Brioche Siciliana”

Ve tabi ki Sicilya’dan çıkan harika bir tat ”Brioche Siciliana con Gelato”. 

İlk gördüğünüzde ”Ekmek arası dondurma mı o?” diyebileceğiniz ama tadını aldığınız zaman da vazgeçemeyeceğiniz muhteşem bir şey ”Brioche Siciliana con Gelato”. Sicilya’ya gittiğinizde denemeden dönmemeniz şiddetle tavsiye edilir. Özellikle Palermo’daki ”Brioscià Gelato” hem dondurma hem de ‘Brioche Siciliana con Gelato” konusunda gayet başarılıdır.

Sevakin Adası Nerededir? Nasıl Gidilir?

Sudan’ın kuzeydoğusunda Kızıldeniz’in batı kıyısında düz ve oval bir ada olan Sevakin, yüzyıllardır önemli bir kültür ve ticaret limanı olarak hizmet gördü. Sevakin Adası (Suakin Island) 3 bin yıldır güçlü imparatorluklar için stratejik ve hayati öneme sahip liman oldu. Sevakin Adasında 3. Ramses Milattan Önce 10. yüzyılda bir liman inşa etti. Afrikan’ın Kızıldeniz’e açılan ticaret limanı olan Sevakin yine Afrikalı Müslümanların Mekke’ye gitmek için hac kapısı oldu.

Osmanlı İmparatorluğunun idaresi altındayken Sevakin Adası‘nda Araplar, Afrikalılar, Türkler ve Hintliler gibi çok milletten insan yaşıyordu. Burada farklı milletlerden insanların aralarında yaptıkları evliliklerle çok zengin bir kültür oluştu. Sevakin geliştikçe Sudan sahillerine zenginlik getirdi. Sevakin’de binalar taşlaşmış mercanlardan inşa edilmiş. Binaların duvarları işlenmiş ağaç ve taşlarla süslenmişti. Sevakin, 19.yüzyılda Doğu Afrika’dan getirilen kölelerin başka ülkelere gönderilmek üzere toplandığı bir ada haline gelmişti. Köle ticareti ortadan kalkmaya başladığı zaman önemini kaybetmeye başladı.

Sevakin (Suakin Island) Neden Önemli?

1517’de Yavuz Sultan Selim‘in Mısır‘ı fethi ile Türk topraklarına katılan, 400 yıl doğrudan İstanbul’dan yönetilen ve Afrika’nın hac kapısı olan Sevakin Adası, XIX. Yüzyıla dek Osmanlı Devleti‘nin bugünkü Eritre, Cibuti ve kuzey Somali‘yi kapsayan Habeş Eyaleti valilerinin ikamet ettikleri yer oldu. Osmanlı kaynaklarında Savakin ya da Sevakin olarak kayıtlı kentin idaresi 1865 yılında Mısır Hıdivliği’ne bırakıldı.

1882’de Mısır‘ın İngilizlerce işgaliyle fiilen Türk denetiminden çıkan kent, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması‘nın 17. maddesi uyarınca kesin olarak İngiliz idaresinde Mısır‘a bırakıldı. Sudan’ın İngiliz-Mısır idaresinden 1956 yılında bağımsızlığını kazanması ile, Sevakin (Suakin Island) de Sudan topraklarının bir parçası oldu.

Nasıl Gidilir?

Havayolu dışında ulaşımın sıkıntılı olduğu adaya ulaşmak için önce Port Sudan aktarmalı uçuşlar gerçekleştirip oradan araçlar ile geçebileceğiniz gibi Hartum şehri üzerinden de geçebilirsiniz.

Tokyo’nun Modern Mimari Harikaları

Japonya’nın başkenti Tokyo’da bulunan butik ve fırınlar dünyanın mimarı harikalarında hizmet veriyor.

Tokyo’nun ultramodern sokaklarında, sosyetenin yaşadığı bölge olan Aoyama bölgesinde, şık butikleri, jazz kulüpleri bankalar, restoranlar ve insanların kollarında gördüğünüz Prada ve Miu Miu çantaları arasında demode hissetmemek elde değil.

Güvenlik görevlileri en süslü dükkanların önünde nöbet tutuyor; fakat Aoyama’nın en stil sahibi dükkanlarını görmek aynı zamanda en iyi modern Japon mimarisinin çarpıcı örneklerini de görmenizi sağlıyor, neyse ki bu mimari örneklerini görmek için süslü dükkanlardaki tasarımlarla gereksiz yere oyalanmaya gerek yok.

Bunun yerine, bölgede yürüyüş yapmak ücretsiz ve şehri keşfetmenin anlamlı bir yolu, fakat bu bile en sağlıklı seyahat bütçelerini sarsabilir, çünkü Aoyama’da dünyanın üst düzey giyim markalarının savaşa dahil olması size üstün geliyor. Miu Miu, Gucci, Dior gibi markalar bölgeyi adeta yaşayan bir müzeye dönüştürmek için dünya çapındaki tasarımcılarla işbirliğine gitmişler; fakat belki de bu durumun Japonya’nın sıra dışı eğilimine örnek oluşturduğunu söyleyebilirsiniz. Yaşanan depremler ve kültürün yok olma korkusu nedeniyle ortalama olarak her 30 yılda bir binalar yıkılıyor ve yeniden inşaa ediliyor, ülke yeniliğin esiri olmuş durumda.

Aoyama’da bulunan Resimdeki bina The Herzog & De Meuron Tasarımı ve Aoyama’nın modaya uygun olarak itibarını temsil ediyor.

Profesör Tsutomu Matsuda ya da tanınmayı tercih ettiği adıyla Mazda; “burada birçok güzel bina bulunuyor,bölge her yıl değişiyor, hızına yetişmek zor” diyor. Profesör Mazda Pazar gününü Palace Hotel Tokyo tarafından organize edilen özel bir turla bana bölgenin en dikkate değer binalarını göstermekle geçirdi. Mazda, kendi tasarım ajansını yönetiyor ve ayrıca iki ayrı mimari yürüyüş rehberinin de yazarı, yani kendisi için bundan daha uygun bir meslek olamaz. (Japonya’ya uçak bileti karşılayamayacak olanlar için Tokyo’nun en iyi tasarımlarının sergileneceği Londra’nın yeni Japon Evi 2017 yılında açılıyor ve ramen ve yuzu’nun yanı sıra Japon tasarımlarını Londra’nın sıradaki en yeni modası haline getirecek.)

Profesör, From First Binası’nın önünde duruyor. Bu bina legovari bloklarıyla klişe değil, prefabrik yapı dünyanın Japon başkenti ile ortaklık kurmasını da sağlıyor. Dekonstrüksiyon mimarinin de başyapıtı, bölünmüş katlar ve merdivenler bir Escher tablosunun içinde olduğunuz hissini veriyor.

Lüks kırtasiye dükkanları ve mobilya mağazaları birbirleriyle yarışıyor. Profesör Mazda beni gök geçit ve açık yapı hakkında bilgilendiriyor. Tokyo’da öğleden sonra mavi gökyüzü binanın köşelerini aydınlatıyor.

Tokyo Kulesi Yoğun şehir siluetini aydınlatıyor.

Profesör Mazda; “bu bina aslında her şeyin başlangıcı oldu, bu sanki aslında dışarıdayken içeride olmak gibi” diyor. Mazda’ya göre; “binanın çılgın görünümü son 10 yılda Aoyama’nın Omotosando-dori kısmındaki diğer vahşi ve tuhaf binaların yaratılmasına ilham verdi”. Fumihiko Maki’ni Spiral’inin de dahil olduğu bir galeri ve kırtasiye dükkanı ve Dior’un camdan yapılmış tavan yüksekliğinin değişkenlik gösterdiği ve cam duvarların ışıkta titrediği SANAA acentası tarafından yapılmış binası New York’un Guggenheim müzesinin ötesine geçmek gibi.

Olimpiyatlar sayesinde mimari konular Japonya’da sıcak bir başlık. Orjinali Zaha Hadid tarafından tasarlanmış olan stadyumun yerine, yerel mimar Kengo Kuma’ın daha geleneksel olarak tasarladığı ahşap temalı projesinin seçilmiş olması geçen yıl Temmuz ayında tartışmalara sebep olmuştu. Komisyon tarafından stadyumun yeniden inşa edilmesi kararı verildiğinde Kuma; Japonya’yı temsil eden bir yapı inşa etmek istediğini söylemişti ve betondan ziyade ahşabın Japonya’nın sanayi sonrası toplumunu daha iyi temsil edeceğini iddia etmişti, nitekim bu proje seçildi.

Kuma’nın stadyumu henüz inşa edilirken, Aoyama çevresinde yapmış olduğu işlerin işaretlerini görmek mümkün, eğer taze kereste veya bambu ile kaplı bir bina görürseniz, onun tasarımlarından biri olma ihtimali yüksek. Kendisi Japon kültüründeki ahşabın, tasarımlarındaki öneminden ve verdiği huzurdan her zaman bahsediyor. Tasarımlarının en ünlüsü ise Nezu Müzesi. 2010 yılında inşa edilen müze modern öncesi Japon sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.
“Japon binalarında giriş kapılarına doğrudan yerine dolaylı bir yaklaşım var” diyor Profesör Mazda, müzenin girişine ve geleneksel bahçeleri için bambu kaplı geçide doğru yol gösterirken.

Nezu müzesi Japon mimar Kengo Kuma’nın şimdiye kadar ki en ünlü tasarımı

Burada Tokyo’nun merkezinde ziyade kuzey Japonya’nın yüksek dağlarında bulmayı bekleyeceğiniz cinsten bir sakinlik var. Kuma’nın Tokyo olimpiyat stadyumunu ülkenin içindeki daha geleneksel ve manevi görünümü yansıtmak için yeniden modellemeyi seçmesinin nedenini burada görmek zor değil. Bu durumdan profesör Mazda’ya bahsettiğimde gülümsüyor ve uzun beyaz saçlarıyla dönerek elini uzatıyor ve “beni takip et, sana tamamen farklı bir şey göstermek istiyorum” diyor.

Göstermek istediği şeyi görmeden önce isimsiz sokaklar boyunca 5 dakika yürüyoruz, burası Sunny Hill ve bütün o ahşap kırıkları etraftaki diğer şeylerle keskin bir kontrast oluşturuyor. Burası dünyanın en iyi pastanesi olmalı. Geleneksel Nezu Müzesinin aksine burası riayetsiz bir hisse kapılmanıza neden oluyor, hem dışarıda hem de içeride yer alan üçgen keresteler içeride servis edilen Tayvan ananas pastasına benziyor, neşeli ve son derece komik bir görüntüsü var.

Sunny Hill’in dış görüntüsüyle gitmek için dünyanın en orijinal pastanesi

Tatlı ikramlar ve yeşil çaydan aldığımız enerjiyle, profesör bastonunu kullanarak hızlı bir şekilde Aoyama’nın en sürrealist ve göz alıcı binalarını göstermek üzere hareket ediyor. Herzog & De Meuron tasarımı Prada binası köşeli kirişler ve camların bir isyanı niteliğinde, profesör; binanın deprem sırasında çöküşünün önlenmesi için güçlü beton kirişler kullanıldığını ve bu haliyle Tokyo’nun geleneksel yaklaşımına meydan okuduğunu açıklıyor. Güçlendirilmiş eş kenar yapı deprem sarsıntılarında ve sonrasında oluşan şoklara karşı hareket etmek üzere tasarlanmış.

Prada binası, deprem sonrasında çöküşü önlemek için tasarımında güçlü kirişler barındırıyor.

Rehberim kendisi takip etmemi işaret etmeden ve Prada personeli beni engellemeden önce muhteşem iç mekandaki pahalı çantaların birkaç fotoğrafını çekebiliyorum ve sonrasında ise rehberimi son mekanımız olan Omotosando Hills alışveriş merkezine doğru takip ediyorum. Bu aslında otoyol kenarlarında bulabileceğiniz sıradan bir alışveriş merkezi. Keskin köşeleri ve cetvelle çizilmiş gibi düz çizgileri ve asma tavanlı geçitleriyle kendi kendini eğitmiş olan Taduo Ando tarafından tasarlanmış bir bina.

Omotosando Hills’in yürüyen merdivenleri adeta bir şelale gibi dökülüyor.

Alışveriş yapanları merdivenlerde izlemek tıpkı bir şelalenin dökülmesi gibi. Profesörün memleketinin mimarisine aşık olmasının sebebini anlamak zor değil. Tuhaf, göz alıcı ve bambaşka mimarisi, yakın zamanda bir olimpiyat şehri olacak olan şehri harika bir şekilde temsil ediyor.

Seyahat Tavsiyeleri

Ulaşım:

British Airways (ba.com) Heathrow’dan haftada 2 gün 692 Pound’dan başlayan fiyatlarla Tokyo’ya sefer düzenliyor.

Konaklama:

Palace Hotel Tokyo (en.palacehoteltokyo.com) 3 gecelik kalışlarda oda kahvaltı ve “üstün Tokyo” turu olan Tokyo’nun uzmanları tarafından yönlendirilen bir günlük sanat ve mimarı turu da dahil kişi başı 2,090 Pound’dan başlayan fiyatlarla teklif sunuyor. Otelin Konsiyerj takımı misafirlerin bireysel ilgilerine göre terzi turları da ayarlayabiliyor.

8K Çözünürlüklü New York Videosu

Gündüz veya gece New York şehrinde seyretmek için mutlaka bir manzara bulunur. Asla uyumayan bir şehirde bulunabilecek güzellikleri yaratmak için taksilerden gökyüzündeki uçaklara kadar her şey uyum içerisinde çalışır.

Bu 8K çözünürlüklü hiper-lapse videoda (time lapse videolarını kolayca hazırlamanızı sağlayan bir uygulama) fotoğrafçı Jansoli büyük şehrin bütün o parlak ışıklarından yaratılmış eşsiz bir renk yakalamış.

İtalya’daki Türk Köyü Moena

Moena Köyü (Comune de Moena), İtalya’nın kuzeydoğusunda Trento bölgesinde bulunan, ekonomisi büyük ölçüde turizme dayalı olan, 2600 nüfuslu küçük bir Türk köyüdür. Köyde her yıl 19-21 Ağustos tarihleri arasında bir “Türkiye Festivali” (Festa de Turchia) düzenlenmektedir ve Türk milli kıyafetleri içerisinde, ellerinde ay yıldızlı bayraklarla sokaklara dökülürler. Köyün meydanında ay yıldızlı kaide üzerinde bir yeniçeri büstü bulunmaktadır.

Hiç kimsenin Türkçe, bilmediği bu köyde insanlar; büstü göstererek ” O bizim atamız, biz Türk’üz, burası da bizim Türkiye’miz!” diyorlar.” Peki, kim bu Türk?

Adsı222z

Orhan Yeniaras, El Turco adlı kitabında hikayenin devamını şöyle anlatıyor:

“Lakabı Balaban(yırtıcı bir kuşolan Yeniçeri Hasan, IV. Mehmed döneminde yaşamış, başarılı bir Osmanlı istihbarat subayıdır. Rusça’nın yanında, İtalyanca ve İspanyolca da bilen Balaban, Roma, Berlin, Viyana ve Venedik gibi dönemin büyük şehirlerine defalarca girip-çıkarak, dönemin Serdar-ı Ekrem(bugünkü Genelkurmay Başkanı)‘i ve Sadrazam(en büyük Vezir)‘ı olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa‘ya; dolayısıyla da Osmanlı’ya istihbarat sağlamış ünlü bir askerdir. Kılık değiştirmekte usta olan Balaban Hasan, bir gün yine bir görev alır. Viyana’da bulunan on iki Türk ajanından uzun bir süre haber alınamadığından, Balaban Hasan neler olup bittiğini bir an önce öğrenip geri gelmek zorundadır. Balaban Hasan görev için gerekli hazırlıkları yaparken, Kara Mustafa Paşa da Kanuni zamanında fethi yarım kalan Viyana’yı ikinci kez kuşatmak amacındadır. Ancak durumu padişaha zamanında açamayan Paşa vicdan azabı çekmekte bir yandan da hazırlıkları ağırdan almaktadır. Bunun üzerine Balaban, Sadrazam Kara Mustafa Paşa‘ya haddi olmadığı halde bir an önce Viyana’nın kuşatılması, ne kadar geç kalınırsa kuşatmanın o kadar zor olacağı hususunda öğüt vermeye kalkar. Köpüren Sadrazam, Balaban’ın idam edilmesini emreder; ancak o bir yolunu bulup kaçmayı başarır.
Olaydan sonra Balaban, Avrupa’da II.Viyana dahil bir çok yerde gizlice Osmanlı askerleri içine karışarak savaşır. Girdiği bir mücadelede ağır yaralanır, atına atlayarak bilmediği bir yere doğru gider ve Moena köyüne varır.

Ölmek üzere olan bu Yeniçeri askeri, köylüler tarafından tedavi edilir. İyileşince de köyden bir kızla evlenir. Kasaba halkının ‘El Turco’ adını verdiği subay, o dönem dukalığın halktan istediği haksız vergilere karşı köyü ayaklandırır ve korur.

Bu küçük köyün kocaman yürekli insanları ona yardım edip iyileştirmiştir. Balaban artık gidebileceği bir yeri olmadığını bilmenin hüznüyle bu köyü kendi köyü beller. Zamanla hem köy halkı onu benimser hem de o bu köyü. Bilgisini, görgüsünü, her şeyini onlarla paylaşır. Bu İtalyan köyünde Türklüğü yaşatır.

A555dsız

Kendini ve Türk adetlerini bu yörenin insanlarına öyle sevdirir ki ölümünden sonra bile bu Türk gelenekleri yaşatılır.

Kuzey İtalya’da Avusturya sınırına çok yakın olan Moena köyünde kışın 3 bin olan nüfus, yazın 14 bine kadar çıkıyor. Hiç kimsenin Türkçe bilmediği köyde, bölge halkı yine de Türk olduğunu iddia ediyor.

Adsız333

Moena halkı, Türk gelenek ve göreneklerine öyle bağlı ki her yıl Ağustos ayında düzenli olarak Türk festivali düzenleniyor. Festival kapsamında hemen her evin penceresinden Türk bayrakları sarkıtılıyor, kasaba erkekleri bıyık bırakıyor, festival dönemi boyunca Türk yemekleri pişiyor.

Adsız777

Çocuklara Türk bayrağından yapılan kıyafetler giydiriliyor, gençler yeni çeri kıyafetleriyle kasabada volta atıyor ve kasabanın en yaşlısı Sultan kıyafetleri giyerek Osmanlı hükümdarını sembolize ediyor.

Adsız666

İtalya’nın kuzeyinde yer alan bu ilginç Türk kasabası sakinlerinin Türkiye halkından istediği tek şey ise sık ziyaret edilerek kültürel iletişimin daha da güçlendirilmesi.

Eskişehir’de Nereler Gezilir? Nerede Yenir?

Eskişehir bir öğrenci kenti olarak bilinse de hem tarihi değerleri, hem de son dönem ülkemize kazandırmış olduğu kültürel değerleri ile kesinlikle gidip görülmesi gereken yerlerden birisi. Eğer bir Eskişehir Gezisi planlayacak olursanız da bizim asla görmeden geri dönmemeniz gerektiğini düşündüğümüz birkaç yer tavsiyesi var.

Nereler Gezilir?

Porsuk Çayı & Adalar

Adalar_porsuk1

Eskişehir’de gezilecek yerler listemizin başında Porsuk Çayı ile başlıyoruz.Sakarya Nehri’nin en uzun kolu olan Porsuk Çayı’nın Eskişehir’de şehir merkezine rastlayan kısmı Adalar olarak adlandırılır. Sahip olduğu bu doku ile Amsterdam Kanalları’nı anımsatan Porsuk etrafında birçok kafe, fast food restoran, nargile kafe vb yerler bulunmaktadır. Bölge, diğer ünlü gezilecek yerlerden olan Doktorlar Caddesi, Kızılcıklı Caddesi, İki Eylül Caddesi, Taşbaşıve Hamamyolu Caddesi’ne çok kısa yürüme mesafesindedir.

Balmumu Heykeller Müzesi

balmumuheykeller1-640x480

Odunpazarı’nda bulunan ve henüz oldukça yeni olan müze, İngiltere’de neredeyse 200 yıldır ziyaretçilerini ağırlayan Madame Tussauds Müzesi’nin bir benzeri ve Türkiye’de bir ilk. 160 kadar balmumu heykelin bulunduğu müze; size hem oldukça duygusal hem de oldukça ilginç zamanlar yaşatacaktır.

Odunpazarı Evleri

927-eskisehir-odunpazari-evleri-kursunlu-kulliyesi

Odunpazarı’na kadar geldikten sonra buradan Odunpazarı Evleri’ni görmeden dönmek olmaz. Eskişehir’in en eski yerleşim birimlerinden birisi olan Odunpazarı’ndan Evliya Çelebi dahi bahsetmektedir. Bugünse restore edilen evler artık tam anlamıyla bir açık hava müzesini andırmaktadır.

Sazova Parkı

sazova_park_

Sazova Parkı, Eskişehir gezilecek yerler listemizde bulunuyor.Eskişehir’in, hatta Türkiye’nin en büyüklerinden birisi olan park, sadece büyüklüğü ile değil, oldukça huzur verici doğası ve sahip olduğu teması ile de ilgi çekicidir. Asıl adı Sazova Kültür ve Sanat Parkı olan alanda amfi tiyatro, bilim deney merkezi, uzay evi ve korsan gemisi gibi ilgi çekici oldukça fazla detay bulunmakta. Eğer parka gitmeyi düşünüyorsanız en azından gününüzün yarısını buraya ayırmanızda yarar var.

Atlıhan Çarşısı

Fotoğraf0141

Odunpazarı’da uğramanız gereken yerlerden birisi daha. Eskiden han olarak kullanılan yapı, bugün daha çok hediyelik eşya satanlara ve sanatçılara ev sahipliği yapıyor. Eskişehir’in meşhur lüle taşından yapılma hediyelik eşyalardan alıp geri dönmek için buraya uğrayabilirsiniz.

Çağdaş Cam Sanatları Müzesi

591_b

Henüz 2007’de açılmış olan müze, son dönem Türkiye’de faaliyete girmiş en başarılı müzeler arasında gösterilmekte. Müzede yüzden fazla sanatçının cama hayat verdiği eseri sergilenmektedir. Müzeye gittiğiniz takdirde cama olan bakışınız tamamıyla değişecektir.

Eskişehir Lületaşı Müzesi 

luletasi

Eskişehir civarında 5 bin yıldır bilinen ve kullanılan Lüle taşı için Odunpazarı belediyesince bir müze açıldı.Odunpazarı’na gelen çoğu turistin ilgisini çekiyor Lüle taşı müzesi.Eğer Odunpazarı’na gittiyseniz Lüle taşı müzesini de gezebilirsiniz.

Nerede Yenir?

Mezze Restorant

Mezze Restorant

Eskişehir’de deniz yok diye balıktan mahrum kalınacak değil. Bunun için de kuşkusuz Eskişehir’de bu konuda belki de tek adres olan Mezze Restoran balık yemeniz için gideceğiniz ilk yer olmalı. Tabi balık yemek için gittiğinizde mezelerle karnınızı doyurmak da isteyebilirsiniz.

Kırım Tatar Çi Börek Evi

Turkish-food-çibörek-Eskişehir

Çibörek Eskişehir’de ne yenir listemizin ilk sırasında bulunuyor. Kırım Tatar Çibörek genelde kalabalık olduğu için özellikle hafta sonları yer bulmanız zor olabilir. Özellikle yaz aylarında ikram olarak gelen buz gibi karpuzla, sayısını unutacak kadar çok börek yiyebilirsiniz.

Abdüsselam Balaban Kebap

Abdüsselam Balaban Kebap

Yine Kırım Tatarları’nın Eskişehir’e ve Türkiye’ye kazandırmış oldukları eşsiz lezzetlerden birisi. Balaban Köfte olarak bilinse de asıl ismi Balaban Kebabı. Bu lezzetin tadına varmak için de gidebileceğiniz en güzel yerlerden birisi 70 yıldan fazla süredir bu işi yapan Abdüsselam Balaban Kebap.

Ulaşım

7WJ4L8L354140409-cok-yuksek-hizli-tren-setlerinin-ilki-seferine-basladi

Eskişehir, sahip olduğu merkezi konum ile birçok şehirden kolay ulaşım imkanı sunar. Özellikle şehirden geçen tren seferleri şehre ulaşmanın en ucuz ve kolay yoludur. İstanbul’dan Anadolu’ya yapılan tüm tren seferleri Eskişehir üzerinden geçmektedir. Yüksek hızlı tren seferleri ile Ankara-Eskişehir arası 1.5 saat, İstanbul’dan Eskişehir ise 2,5 saat civarı sürmektedir.

Konaklama

Eskişehir sahip olduğu öğrenci nüfusu, gelişmiş sanayi ve turizm kenti olma sıfatından dolayı şehir içinde farklı kalitede onlarca otele sahiptir. Şehir içinde sıcak sularda yer alan termal otellerde kalabileceğiniz gibi, yeni yerleşim bölgelerinde yer alan birçok modern otelde de konaklamanızı sağlayabilirsiniz.

Abacı Konak Otel

abaci-konak-otel-resimi

Eskişehir, Odunpazarı’nda bulunan Eskişehir’in en köklü ailelerinden Abacı’lara ait olan Abacı Konak Otel, 1923 yılında aslına uygun olarak Bağdadi mimari tekniği ile yeniden hayata geçirilmiş. 5.250 m²’lik bir alana inşa edilen konaklar, 11 adet tipik Türk(Osmanlı) evinden oluşuyor. Konaklar yenilenirken yapının özgün mimari karakterinin bozulmamasına dikkat edilmiş. Bu otelde konaklarken güne leziz kahvaltıları ile merhaba demek ayrı bir mutluluk verecek.

Roof Garden Hotel

otel-genel-roof-garden-hotel-kopya

İster iş ister gezi amaçlı olsun Roof Garden Hotel, Eskişehir şehrini ziyaret ederken çok iyi bir tercih. Şehrin her yerine kolaylıkla ulaşım sağlayabileceğiniz otelde kendinizi evinizdeymiş gibi hissedebilirsiniz.

Konuklarına beklentilerinin ötesinde bir hizmet sunan tesis, şık dekoru ve çevre manzarasıyla Eskişehir’de kaliteli zamanlar geçirmenizi sağlıyor.

Antalya Gezi ve Seyahat Rehberi

Antalya körfezinin kuzeyinde yer alan Antalya, eski adıyla “Antalela”, en eski çağlardan beri bölge tüccarlarının uğrak yeri olarak olmuştur. Yunan sömürgesinden sonra Selçuklu Türkleri tarafından alınan şehir, İtalyan işgalinden sonra Anadolu Hükümeti’ne bağlanmıştır.

Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle birlikte şimdiki adıyla anılmaya başlanan Antalya, günümüzde Türkiye ve Akdeniz çanağının en gözde turizm destinasyonlarından biri olarak tanınmaktadır. Burası aynı zamanda Türkiye’nin en çok göç alan şehirlerinden biridir. Gazipaşa, Merkez, Alanya, Serik, Belek, Manavgat, Kemer, Kale, Kaş ve Finike şehrin en fazla turist alan ilçeleridir.

Denizi, bol güneşi, kumu, palmiyeleri, portakal bahçeleri, bulvarları ve dev turistik yatırımları ile turizmim anavatanı olarak bilinen Antalya, ekonomisiyle de bölge ve ülke ekonomisine yön verir. 2008 yılı itibari ile yaklaşık 800 bine varan nüfusu yaz turizmi ile adeta zirve yapar. Körfezleri, limanları, koyları, sahilleri yerli ve yabancı turist akınına uğrayan şehir, ekonomisine can verir.

Bölgede turizm dışında tarım ve hayvancılık da gelişmiştir. Türkiye seracılığında en fazla gelişen illerden biri olan Antalya’da meyvecilik ve zeytincilik de çok gelişmiştir. Antalya; muz, mandalina, portakal ve greyfurtun Türkiye’deki en önemli adreslerinden biri olarak bilinir.

Bölgenin örf ve adetlerinde Türkmen ve göçmen boylarının etkisi çoktur. Heybe, çadır ve kilimin bölge halkları açısından ayrı bir değeri ve önemi vardır. Herdem, zehir ve teke zortlaması en popüler oyunlarındandır.

Doğal, kültürel güzellikleri ve turistik değerleri kadar Antalya’nın mutfağı da meşhurdur. Domates civesi, Arap aşı, laba, külle, tandır kebabı, güleviz, hibeş, saç kavurma, turunç ve patlıcan reçeli en bilinen tatlarındandır.

Ünlü Antalya Plajları

Türkiye’nin en önemli turizm merkezi olan Antalya‘nın kıyılarının uzunluğu, girinti, çıkıntı dahil 640, düz hat 500 km’dir.Antalya‘nın batı kıyılarında dağların denize dik inmesi nedeniyle deniz derindir ve plajlar süreklilik göstermez. Ancak Kemer, Tekirova, Kumluca, Finike, Demre ve Kaş kıyılarında iyi olanaklı doğal plajlar vardır. Ayrıca Beldibi Plajları, Göynük Sahilleri ile Kemer, Tekirova, Olympos ve Kolindonya burnundan Ksantos‘a kadar olan sahillerde turizm için gerekli bütün tabii unsurlar bulunmaktadır. Konyaaltı ve Reşat Adası Plajlarıda Antalya‘nın batısında yer alır. İlin doğu kesiminde ise dağların denize paralel uzanması, dağlarla deniz arasında bir ova oluşumunu sağlamış, böylece Antalya‘dan başlayıp Side ve Gazipaşa yakınlarına kadar ince kumdan meydana gelen muhteşem plajlar olmuştur. Antalya otellerinin ve Antalya tatil köylerinin  en yoğun şekilde olduğu Lara, Karpuzkaldıran, Belek, Kundu plajları Antalya‘nın doğusunda yer alan plajlardandır. Bunun yanında Side otellerinde de kalabilirsiniz.

Antalya’da Mavi Bayrak ödüllü çok sayıda plaj mevcuttur. (Mavi Bayrak, Avrupa Çevre Eğitim Vakfı’nın (EEE) 1987’den beri yürüttüğü; deniz ve göl sularının temizliğini, kıyıların düzenini, plaj hizmetlerinin niteliğini yükseltmeyi amaçlayan bir kampanyadır.) Ülkemizde 1992’de Akdeniz kıyılarımızda başlatılan kampanya çalışmaları, Avrupa Çevre Eğitim Vakfı üyesi Türkiye Çevre Eğitim Vakfı tarafından yürütülmektedir.

Antalya‘daki ince kumlu doğal plajlar ve güzel manzaralı koyların yanı sıra mart-aralık aylarında iklimin ve deniz suyu sıcaklığının uygun olmasıyla devam eden deniz mevsimi bölgenin turizm potansiyelini arttırmaktadır.

Antalya’da Gezilecek Yerler

Antalya Kaleiçi

Surlardan günümüze şehrin içindeki birkaç burç ile Hadrian Kapısı ve yanındaki kuleler, limana bakan büyük kule ve liman surlarının bazı parçaları kalabilmiştir. İki surdan biri yat limanını, diğeri şehri at nalı gibi kuşatır. Kale Kapısı Meydanı’nda ayakta kalan kulelerden birisi saat kulesi olarak kullanılmaktadır. Surların kente girişi sağlayan dört kapısı vardır. Kaleiçi bugün Antalya’nın “Tarihi Çekirdek Kenti” olan ve “Kaleiçi” adıyla tanınan semti büyük bir kısmı yıkılmış ve yok olmuş iki surla çevrilidir. İç sur, yarım daire şeklinde yat limanını kuşatır. Restorasyon çalışmaları sonucunda Kaleiçi, pansiyonları, barları, çarşısı ile turizm merkezi haline gelmiştir. Liman ise yat limanı olarak düzenlenmiştir. Keleiçi restorasyon çalışmalarından dolayı Turizm Bakanlığı’nı 28 Nisan 1984 de FİJET tarafından Altın Elma (Turizm Oskarı) ödülü verilmiştir.

Düden Şelalesi

Antalya’ya yaklaşık 7 km, Varsak Belediyesi’ne 1 km mesafede cennetten akan bir doğa harikasıdır. Düden Şelalesi Antalya’nın en güzel şelalelerinden biridir. Dünyanın dört bir yanından Düden Şelalesi’ni görmek için turistler akın akın Antalya’ya gelmektedir. Şelalede bir de mağara vardır. Bu mağara, şelaleyi daha güzel yapmaktadır. Düden Şelalesi, bu mağaradan 10 km sonra başka bir güzelliği daha Lara’dan Akdeniz’e dökülerek bir kez daha insanlara güzelliğini göstermektedir.

Hadrianus Kapısı

Zamanımıza kadar yanlarındaki iki kule ile sağlam kalan tek kapı Üçkapılar veya diğer adı ile Hadrianus Kapısı olup, Pamphylia’nın en güzel kapısıdır. M.S. 130 yılında imparator Hadrianus’un Antalya’ya gelişi onuruna yapılan kapı, sütunları hariç, tamamen beyaz mermerden yapılmıştır. Oyma ve kabartmaları olağanüstüdür.

Eski Antalya Evleri

Yazların çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya’da evlerin yapımında soğuktan çok, güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiştir. Gölgeli taşlıklar ve avlular hava akımını kolaylaştıran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan girişi ile üç kat üzerine kurulmuştur.

Kesik Minare

Yapı elemanları incelendiğinde camiinin geçmişinin İ.S. II.yüzyıla kadar uzandığı görülür. Bulgular yapının, İ.S. V. yüzyılda mevcut antik bir tapınak üzerine Bazilika olarak yapıldığını göstermektedir. II. Beyazid’in oğlu Sultan Korkud tarafından cami’ye çevrilmiş ve yapıya bir minare eklenmiştir. Minare’nin ağaç kısmı XIX. yüzyılda çıkan bir yangında yanmış ve ozamandan beri Kesik Minare adı yerleşmiştir. Halen harap bir durumda olan eser kullanılmamaktadır. Fakat ziyaretçilere aynı yapı içinde Antik Bizans ve Selçuklu yapı unsurlarını sunma yönünde eşine ender rastlanır bir kalıntı olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

Karaalioğlu Parkı

Antalya Büyükşehir Belediye Binası’nın önünden yaklaşık 7000 metrekarelik bir alan üzerine kurulu olan parkın üç yönden girişi bulunmaktadır. İlimizin en eski parkıdır. 1940′lı yıllarda Haşim İşcan’ın belediye başkanlığı sırasında ana planı Perge Antik Kenti’nden alınarak düzenlenen parkta 120 çeşite yakın bitki türü vardr. Karaalioğlu Parkı, sıcak iklime has nadide çiçek ve ağaçları, beton yol ve miradorları, gazinoları ile Antalya’nın en şirin yeridir. Parktan seyredilen Antalya körfezi ve karşıki sarp, karlı Beydağları günün her saatinde başka başka renk alan bir tablo gibidir. Parkta ayrıca wc, çocuk bahçesi, çocuklar için eğitim alanı, çay bahçeleri vardır.

Antalya Müzesi

Antalya Müzesi 28 Mart 1919 yılında öğretmen Süleyman Fikri Erten tarafından 1. Dünya Savaşı’ndan sonra bölgeye gelen işgal güçlerinin yağmasından kurtarılan eserlerin korunması amacıyla kuruldu. 1937 Yılından sonra Yivli Minare Camii müze olarak kullanıldı. Bölgede yapılan kazılarda yeni yeni eserler bulundu. Eski uygarlıkların kalıntıları bir bir toprak üzerine çıkarılıp sergileniyordu. Bugün Konyaaltında bulunan ve çağdaş bir anlayışla düzenlenmiş Türkiye’nin en büyük müzelerinden biri olan Antalya müzesinde 13 teşhir salonu ve açık hava galerisi vardır. Kapladığı alan 7.000 metre kare olan müzede sergilenen eser sayısı 5.000 kadardır. 25.000 – 30.000 kadar eser ise müzede sergilenmeden korunmaktadır.

Aqualand ve Dolphinland

Antalya Beach Park içinde yer alan Aqualand ve Dolphinland 48 dönüm arazi üzerine kuruludur.Antalya’nın en büyük su kaydıraklarına sahip olan Aqualand’da 14 kaydırak, jakuzi bar ve dalga havuzu bulunuyor. Yemyeşil bir bahçeye de sahip olan mekanda, havuzda eğlendikten sonra çimlerde güneşlenmek mümkün. Dolphinland Gösteri Merkezi ise sahip olduğu iki yunus balığı, iki beyaz balina ve iki deniz aslanı ile çok eğlenceli şovlara sahne oluyor. Ukrayna’dan gelen eğitimli hayvanlarla birlikte yüzmek de mümkün.

Termessos Antik Kenti

Antalya çevresindeki antik kentlerin en ilginçlerindendir. Toros Dağları üzerinde 1050 m. yükseklikte kurulmuş bir Pisidya kentidir. Termessos Ulusal Parkı içinde bulunması ve koruma altında tutulan çok sayıda bitki ve hayvan türü ile birarada bulunup eşine az rastlanır bir sentez oluşturması ayrı bir özelliğidir Termessos’un. Antalya-Burdur karayolunun 11. km.’sinden Korkuteli yönüne dönüldüğünde 14 km. sonra Termessos işaret levhası görülür. Buradan Termessos’un uzaklığı 9 km.’dir. Termessos’u gezmek için biraz zaman ve biraz da yürümeyi sevmek gereklidir. Çünkü kent tamamen dağlık ve engebeli bir alanda kuruludur.

Karain Mağarası

Antalya’nın 30 km. kuzeybatısında eski Antalya-Burdur karayoluna 5-6 km. uzaklıkta bulunan Yağca Köyü sınırları içinde bulunur. İnsanlık tarihinin başlangıcındaki süreç içinde mağara, alt Yontmataştan başlayarak, orta ve üst Yontmataş evreleri, Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç gibi Protohistorik Çağlarda ve Klasik Çağda insanlar tarafından sürekli bir biçimde iskan edilmiştir. Bunun doğal bir sonucu olarak da yaklaşık 11 m. yi bulan kalın bir kültür dolgusu içermektedir. Ancak mağaranın en uzun süren ve en önemli iskanı Paleolitik (Yontmataş Çağı) ile ilgilidir. Klasik dönemlerdeki kullanım daha çok Adak Mağara (tapınak) niteliğinde olup, mağara alnı ve dış duvarları üzerinde Grekçe kitabe ve nişler bulunmaktadır. Karain Mağarasında yapılan kazalarda elde edilen arkeolojik buluntular, Antalya Müzesinde ve mağaranın hemen yakınında bulunan Karain Müzesinde sergilenmektedir.

Ariassos Harabeleri

Ariassos, Antalya’nın kuzeybatısında bulunan Taurus Dağlarındaki dar, taşlık bir vadide kurulmuştur. Ariassos’a ait bulunan en eski madeni para M.Ö. birinci yüzyıla aittir. Bir yüzünde Zeus’un başı bulunan bu paraların diğer yüzünde de kambur bir boğa görülür. Strabo, diğer kaynaklarda Areassos ve Ariassos olarak da geçen şehirden Aarossas olarak bahseder. Yıkılmış birkaç Helenistik duvar dışında diğer tüm kalıntılar Roma ve Bizans dönemlerine aittir. En iyi korunmuş yapı, ortadaki kemeri daha yüksek ve geniş olan üç kemerli zafer takı şeklindeki şehir kapısıdır. Kemerler taş kaideler üzerinde yükselir. Siteye, bu kapıdan geçilerek doğu-batı yönünde uzanan sütunlu caddeden geçerek girilir. Bu caddeye, Bizans döneminde ne için yapıldığı bilinmeyen ve dokusunu tamamen bozan bir çok yapı dikilmiştir. Bugün sadece birer taş yığınına dönüşmüş olduklarından diğer ana binaların özellikleri belirlenememiştir.

Alışveriş

Antalya yöresinde el sanatlarının pek çok çeşidiyle karşılaşabilirsiniz. Çuval, heybe kilim ve seccade gibi dokuma sanatları Antalya’ya göçebe Türkmen kültüründen miras kalmıştır. Yakınlarınızı sevindirmek istiyorsanız bu dokumlar Antalya’yı yansıtan en uygun hediye seçeneği olabilir.

Antalya’nın her türlü meyve ve sebzeden yapılan leziz reçellerinin tadı damağınızda kalacak. Şehirden ayrılırken yanınıza bir iki kavanoz reçel almanızı tavsiye ederiz.

Yiyecek – İçecek

Antalya, sahip olduğu tarihi zenginliği, mutfak kültürüne de yansıtabilmiş bir şehir. Akdeniz, Yörük, Ortadoğu, Girit mutfaklarından lezzetlerin hâkim olduğu Antalya, turizmin gelişmesi ve göçlerle birlikte hem dünya hem de Türk mutfağından her türlü lezzetin bulunabildiği bir kent haline gelmiş.

Kuşkusuz bu mutfağın lezzet kaynağı Antalya’nın verimli toprakları, yaylalarıdır. Turunçgiller, tahin, keçi eti ve sütü Antalya yemeklerinde yoğun olarak kullanılıyor. Şehrin, tadına bakılması gereken lezzetlerini de şöyle sıralayabiliriz: Piyaz, kölle, hibeş, cive, kabak tatlısı, kulaklı çorba ve 1001 çeşit Antalya reçeli.

Gece Hayatı

Renkli gece hayatıyla bilinen özel bir yer Antalya. Liman ve marina çevresine dizilmiş gece kulüpleri ve diskolar; rock, tekno ve hip hop müziklerini sevenler için doğru noktalar olabilir. Kaleiçi sokaklarında ise ufak rock barlarda ve dans gösterilerinin sabaha kadar sürdüğü kulüplerde eğlenebilirsiniz.

Konaklama

Antalya’da konaklama konusunda Türkiye’nin en geniş yelpazesine sahip ilidir. Özellikle turizmin başkenti olması sebebiyle 5 yıldızlı oteller ve 1. sınıf tatil köylerini bu bölgede tercih edebilirsiniz. Eğer tatilinizi Antalya merkeze yakın bir lokasyonda geçirmeyi planlıyorsanız Akra Barut Hotel sizin için iyi bir tercih olabilir.

Akra_Barut_Hotel
Akra Barut Hotel

Falezlerin üzerinde muhteşem bir konuma sahip olan otelde pek çok sağlıklı yaşam programıyla Türkiye’de 3 lokasyonda hizmet veren The Life&co Sağlıklı Yaşam Merkezi ise benzersiz bir resort deneyimi yaşamak isteyenleri bekliyor.

Akra Health Club içindeki kapalı yüzme havuzu, dinlenme odaları, buhar odası, masaj odaları, cilt ve bakım odaları, terapi odaları ve Türk hamamıyla muhteşem bir yer. The Life&Co da sunulan ‘Sağlıklı Yaşam Konsepti’ ise son teknoloji ‘Technogym’ ile donatılmış Fitness Club ile tamamlanıyor.

akra-barut-kahvalti-1024x768
Akra Barut Kahvaltı

Otel bünyesindeki ana restoran, şık ortamda kaliteli yemekler sunan restoran, brasserie, havuz bar, lobi bar, snack bar ve pastahanede çeşitli Türk ve dünya lezzetlerini tadabilirsiniz.

Antalya’daki Önemli Festivaller

Antalya Altın Portakal Film Festivali

Antalya, pek çok kültürel etkinliğe ve festivale ev sahipliği yapıyor. Bunların en önemlilerinden biri de Antalya Altın Portakal Film Festivali. 1950’li yılların ortalarında, Aspendos tiyatrosunda düzenlenmeye başlayan konserler ve tiyatrolar festivalin çıkış noktasını oluşturdu. İlki 1964 yılında düzenlenen festival bugüne kadar her sonbahar Türk ve dünya sinemasının ünlü yüzlerini ve sinemaseverleri ağırlıyor.

TÜBİTAK Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği

2011’de ondördüncüsü düzenlenecek olan TÜBİTAK Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği gök bilimine ilgi duyanlar tarafından sabırsızlıkla bekleniyor. Temmuz ayında gerçekleştirilen festival kapsamında, gök cisimleri, supernovalar, dünya dışı yaşam gibi konularda seminerler düzenleniyor ve ziyaretçiler teleskopla uzmanlar eşliğinde gözlem yaparak gökyüzünü keşfediyor.

Uluslararası Antalya Caz Festivali

Uluslararası Antalya Caz Festivali, akustik ve tarihi yapısıyla misafirlerine muhteşem bir atmosfer sunun Aspendos Antik Tiyatrosu’nda, temmuz ayında gerçekleştiriliyor. Dünyaca ünlü sanatçıları ağırlayan bu sahne, here sene caz severlerin buluşma noktası oluyor.

Yeşilyayla Güreşleri

Elmalı’da gerçekleştirilen Yeşilyayla Güreşleri, Antalya’nın bir kültür şenliği olarak devam ediyor ve konuklarına coşkulu anlar yaşatıyor. En köklü spor organizasyonlarından biri olan Yeşilyayla Güreşleri’nin 2011 yılında 659.’su düzenlenecek.

Uluslararası Antalya Kum Festivali

Kum heykel sanatına olan ilginin giderek artmasıyla birlikte Uluslararası Antalya Kum Festivali de şehrin en önemli kültür sanat etkinlikleri arasındaki yerini aldı. Bu festivale katılmak için dünyanın dört bir yanından gelen sanatçılar sadece kum ve su kullanarak eşsiz heykeller yapıyor. Sergi alanında geceleri yapılan ışık gösterilerinin de mayıs ve kasım ayları arasında süren festivale büyülü bir atmosfer kattığını ve ziyaretçilere görsel bir şölen yaşatığını söylemeliyiz.

Antalya Ulaşım

Turizmin başkenti Antalya’ya İstanbul’dan Metro, Ulusoy, Varan, Pamukkale ya da Kamil Koç gibi firmalarla ulaşabileceğiniz gibi Pegasus, Türk Hava Yolları, AtlasGlobal ve Borajet gibi firmalardan da uygun fiyatlar biletler bulabilirsiniz. Eğer tüm bu firmaları tek tek dolaşmak istemiyorsanız Antalya uçak biletinizi uçak bileti arama motorları üzerinden de ulaşabilirsiniz.

Batum Gezi ve Seyahat Rehberi

Batum, Gürcistan’ın Karadeniz kıyısında, Acara Özerk Cumhuriyeti’nin yönetim merkezi olan liman kenti. Nüfusu 121.806’dır (2002). Turizm merkezi olan Batum’un yaz aylarında bu nüfus 400.000’i bulmaktadır.

Batum, Transkafkasya Demiryolu’nun ve Bakü petrol boru hattının son bulduğu önemli liman ve ticaret merkezidir. Türkiye sınırına 20 kilometre uzaklıktadır ve subtropikal iklimin olduğu bölgede bol meyve ve çay yetişir. Petrol rafinerisi ve gemi yapımcılığıyla da tanınmıştır. Türkiye’yi karayoluyla Gürcistan ile Azerbaycan’a ve Orta Asya cumhuriyetlerine bağlayan Sarp Sınır Kapısı Batum’a açılır.

Uzun kumsalları, muhteşem doğası ve mimarisi ile Batum mutlaka görülmesi gereken bir dünya kenti.

Batum Tarihi

Batum’un eski Yunan kolonisi olarak Batis adıyla kurulduğunu sanılır. Kent, ortaçağa değin Gürcü krallıklarının ve prensliklerinin yönetimlerinde kaldı. 16. yüzyılda Osmanlılar tarafından fethedildi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Çarlık Rusya’nın eline geçti. Ayastefanos ve Berlin antlaşmalarıyla şehir Rusya’ya bırakıldı. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Rusya’nın bölgeden çekilmesiyle şehir Brest-Litovsk Antlaşması uyarınca Osmanlı Devleti’ne geri verildi ve bağımsız bir sancak merkezi oldu. Mondros Mütarekesi uyarınca önce İngilizlere, sonra Gürcülere bırakıldı. 1918 yılında kurulan Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti sınırları [1] içinde kaldı. Misak-ı Milli sınırları içerisinde sayıldığı için, Akif Sümer, Ahmet Fevzi Erdem, Ali Rıza Acara, İmamzade Edip Dinç ve Hahutzade Ahmet Nuri Efendi, Birinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Batum milletvekilleri olarak katıldılar. Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti sınırları içinde kalan Artvin ve Ardahan geri alınırken, 7 Mart 1921’de Batum da işgalden kurtarılmasına rağmen, 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova Antlaşması gereğince Bolşevik ordularının ele geçirdiği Gürcistan’a bırakıldı. Kent, 16 Temmuz 1921’de kurulan Acara Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin yönetim merkezi oldu. Moskova Antlaşması’nın teyidini sağlayan Kars Antlaşması sonucunda Sovyet Gürcistan’ına bırakılması onandı. Gürcistan’ın 1991’de bağımsızlığını ilan etmesinden sonra Acara özerk cumhuriyeti yönetiminin başına Aslan Abaşidze geldi ve Batum’da ikamet ederek bölgeyi bir diktatör olarak yönetti. Mayıs 2004’te Abaşidze iktidarı, merkezi yönetimin desteğindeki halk hareketiyle son buldu.

Batum Ulaşım

Türkiye’de yaptığı havalimanlarıyla tanına TAV’ın yeniden inşa ettiği uluslararası Batum Havalimanı 2007 yılında açıldı. Batum, Mahincauri istasyonundan başlayan demiryoluyla da Tiflis’e bağlanır. Sarp Sınır Kapısı’ndan Gürcistan’a açılan karayolu Batum kentinden geçer.THY 2008 yılından itibaren İstanbul-Batum uçuşlarını başlatmıştır.Türkiye vatandaşları pasaport ve vize aranmaksızın Batum havaalanına inerek Hopa ilçesine gelebilmektedirler. THY’nin İstanbul Batum İstanbul seferleri 29 Mayıs 2007 tarihinde başlamış olup haftada üç sefer ( Salı, Perşembe, Cumartesi) karşılıklı olarak icra edilmektedir. TR – BATUM seferleri dış hat özelliği taşıdığından yolcu işlemleri DIŞ HATLAR terminalinden ve dış hat prosedürler doğrultusunda yapılacaktır.

Batum Görülecek Yerler

Apsaros Kalesi: Roma döneminde inşa edilen, sırasıyla Bizans ve Osmanlı egemenliğinde bulunan bu kale görülmeye değer tarihi yapılardan. Kale Gonio sahilinde yer alıyor.

Aziz Matthias Anıt Mezarı: İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Matthias’a ait bu anıt mezar şehrin önemli tarihi kalıntılarından biridir. Mezar Apsaros Kalesi’nin içinde bulunur. Aynı zamanda burada bir de Osmanlı döneminden kalma bir hamam yer almaktadır.

Virgin Mary Kilisesi: Batum’un katedrali sayılan kilise 19. yy’da inşa edilmiş oldukça görkemli ve güzel bir yapıdır.

Batum Devlet Parkı: Şehrin diğer bir yeşil noktası da bu parktır. Karadeniz’in hemen kıyısında yer alan bu parkta pek çok heykel, plajlar ve kafeler bulunuyor.

Akvaryum: 2000 metrekare üzerine kurulu, mimarisi Karadeniz’in çakıl taşlarından esinlenerek hayata geçirilmiş olan akvaryum Batum’un en ilgi çekici duraklarından biri. Hem karadan hem denizden görülebilen yapı içinde çeşitli akvaryumlar ve hayvanat bahçesi bulunuyor.

Sputnik Tepesi: Şehrin en yüksek noktalarından biri olan Sputnik Tepesi, Batum’da görülmesi gereken yerlerden. Tepeye çıkıp şehri yukarıdan izleyebilir ve Batum’un güzelliklerine bir de buradan bakabilirsiniz.

Sahil şeridi ve plajlar: Sınır kapısından başlayıp kilometreler boyunca uzanan sahil şeridi ve burada yer alan onlarca plaj Batum’da görmenizi mutlaka tavsiye ettiğimiz yerlerin başında geliyor. Tertemiz ve bakımlı sahiller Karadeniz’in koyu mavi sularıyla birleşince ortaya oldukça güzel bir görüntü çıkıyor.

Batum Botanik Bahçesi: Batum Botanik Bahçesi, Gürcistan Cumhuriyetinin iki özerk cumhuriyetinden biri olan Acara Özerk Cumhuriyeti’nin yönetim merkezi olan Batum’un dokuz kilometre kuzeyinde, Karadeniz’in kıyısında Mtsvane Kontskhi’da yer almaktadır. Eski Sovyetler S.C. Birliği’nin en büyük botanik bahçesi olan park 112 hektarlık alana yayılmıştır.

Batum Botanik Bahçesi’nin kuruluşuna 1880’lerde başlandı. Bölgenin ikliminden çok etkilenen şef bahçıvan, ziraatçı M.Dalfons tarafından tür özellikle Güney Fransa’dan bitkiler getirilerek yeni bir Riviera yaratmak üzere bitki dikimi yapılmaya başlandı.

Rus Botanikçi Andrey Nikolayeviç Krasnov (1862-1914) ile bahçede sistematik bir çalışma yürütüldü. Krasnov uluslararası tanınmış bilim adamları, ziraatçılarla ilişki kurarak tohum, çelik, bilimsel araştırmalar desteği aldı. 3 Kasım 1912’de parkın resmi açılışı yapıldı. Bahçe düzenlemesinde Krasnov’a Fransız D’Alphonse ve Gürcü İason Gordeziani yardımcı oldukları bahçede Krasnov’un planları uygulandı.

Parkta özellikle eski SSCB’nde ekonomik değeri olan yarıtropikal bitkilerin yetiştirilmesi ve tanıtılmasına yönelik çalışmalar yapıldı.

Batum Botanik Bahçesi’nde, Kafkasya’ya özgü yarıtropik bitkilerin yanı sıra Uzak Asya, Yeni Zelanda, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Himalayalar, Meksika, Avustralya ve Akdeniz’den bitkilerin yetiştirildiği bölümler bulunmaktadır.

Parkın koleksiyonunda 5000’den fazla bitki türü bulunmakta, bunların 2000’i ağaç ve çalılardır. Ayrıca parkta 1200 gül türü bulunmaktadır.

Parkta bitki tanıtımı, çiçekçilik ve kesme çiçekçilik, yarıtropikaller, bitki fizyolojisi ve biyokimya ile botanik alanlarında bilimsel araştırmalar yapılmaktadır.

Önceleri Gürcistan Bilim Akademisi tarafından yönetilen park Batum Botanik Bahçesi 2006’dan itibaren bağımsız bir enstitü tarafından yönetilmektedir.

Alışveriş

Ülkenin para birimi “lari” ve “tetri”, 100 tetri, 1 lari. Hediyelik olarak  Gürcü şaraplarından alabilirsiniz. Ayrıca peynir çeşitleri, küme, füme balık da satın alabilirsiniz.  Batum’da süper marketler olmadığı için yerlilerine  içki, sigara, Tükiye’den ithal ürünler, ev yapımı hamur işlerinin, sebze ve meyvenin satıldığı küçük bakkallar var. İlginç olan bu bakkalları işletenlerin ağırlığının kadınlar oluşturması.
Batum’un simgesi olan manolya çiçekleri,parfümden, ilaç ve temizlik sanayine kadar pek çok alanda kullanılıyor.Kahve kültürüyle de ünlü Batum’da hemen her köşe başında bir kahvehane, kahve ve aksesuar satan dükkan bulunuyor.

Yiyecek İçecek

Gürcistan’da ülkeye özgü  ayrı bir içki kültürü var.Gürcistan’da içki sarhoş olmak için içilmiyor ve tek başına içmek çok büyük bir ayıp ve asla boş boş içilmez. İkram çok kutsal ve her sofranın bir Tamada’sı (her bir kadehi belli sebebe bağlayan hitabet yönü güçlü kişi) var. Tamada,  konuşmaya başladığında masada kim olursa olsun, dinlemeye başlar ve bu  kutsal bir adettir. Bizzat böyle bir masada bulun bir kişi olarak  deneyimlerimden çıkarımım şudur ki,mutlaka ama mutlaka hazırlıklı ve dayanıklı  olun hem kadehi kaldırmak için geçerli bir sebep bulabilmek için hem de kanınızdaki alkol oranıyla baş edebilmek için.Çünkü sohbet derenleştikçe  kadehlerin kaçıncı kez kalktığını ve sebebini hatırlamakta güçlük yaşayabilirsiniz. Kafkasya, özellikle de dağlarından gelen sağlıklı sularıyla meşhur. Dolayısyla sağlıklı maden sularından mutlaka içmelisiniz.   

Megrel Bölgesi’e özgü ancak Gürcistan’da  heryerde bulabileceğiniz  ‘haçapuri’ denemelisiniz. Haçapuri pizza görünümlü  bir tür pide. Yumurtalı, sucuklu ve bol yağlı türü  olanlarına da “haçapuri acarski’ deniliyor.

Batum Gece Hayatı

Gece hayatı deyince akla gelen şehirlerden biri de Batum’ dur. Günahlar şehri olarak bilinen bu şehirden korkmalısınız. Gündüz dışarıda çok fazla kimseyi bulamayabilirsiniz. Ama gece her zaman hayat vardır bu şehirde.

Arena:

Batum’un en büyük ama bizce en vasat diskosu. İçerideki ortamı görüp bir şeyler içmek için girebilirsiniz. Ama sakın oradan kız çıkarmaya çalışmayın.

Star Disco:

Star disco, Batum’daki onlarca disko içinde en iyisi diyebilirim. Mutlaka gidilmesi gerekiyor. Türk olduğunuz için içeri sorunsuz bir şekilde girebiliyorsunuz. İçeride eğlence çok iyi. Çok sayıda Gürcü ve Kırgız, Özbek güzel kız çalışıyor. Gözler sizin üzerinizde oluyor. Mutlaka gidin.

One minute:

Bu disconun sahibi Türk. Bu yüzden Türklere iyi davranılıyor. Burası da gayet iyi. Tavsiye ederim.Eğer Batum’a gidecekseniz ya One minute ya da Star Disco’ya gitmenizi tavsiye edebiliriz.

Batum’a Nasıl Gidilir?

Hopa üzerinden gidecekler için Gümrük işlemleri için harcanan süre haricinde Sarp sınır kapısından ulaşım mesafesi yalnızca 20 km. Sarp’tan da Batum merkez 20 km daha uzaklıkta. Günübirlik geçişler için pasaport veya kimlik yeterli, karşılıklı olarak yapılan anlaşma gereği de vize aranmıyor. THY’nin Hopa bağlantılı Batum Havaalimanı’na direkt ucuşları ise  bir diğer ulaşım şekli, kendi aracınız ile Gürcistan’a giderseniz, deponuzu fazla doldurmayın, çünkü bu ülkede benzin çok ucuz.

NOT: Dönüşte, Dutty Free bölümünden alışveriş yapabilmeniz için, Gürcistan’da, en az 3 gün bulunmanız gerekiyor, yani kalış sürenize göre alışveriş imkanı var.

Brüksel Gezi ve Seyahat Rehberi

Avrupa’nın sanatla yoğrulan şehirlerine kıyasla biraz soğuk ve resmi görünen Brüksel, gri ve puslu karakterinin altında ne kadar zengin bir tarih ve kültürle büyüdüğünü, O’nu anlamaya başaranlara gösteriyor. Belçika’nın merkezinde yer alan Brüksel; Flemenk, Alman ve Fransız kültürünün buram buram hissedildiği bir şehir. Tek bir çizginin standartlığından uzak olan bu şehir, önceleri monoton ve karanlık gelebilir ancak biraz vakit geçirmeye başlayınca aslında Brüksel’in içinde eğlenceli bir çocuk olduğunu anlıyorsunuz.

EPSON DSC picture
EPSON DSC picture

Brüksel’de Gezilecek Yerler 

  • Brüksel, alışveriş meraklılarına, gurme lezzet arayanlara, müze gezmeyi sevenlere, mimari detaylardan hoşlananlara, tarihe ilgisi olanlara kısacası herkes için birçok alternatif sunuyor.
  • Ortaçağdan günümüze tüm görkemini koruyarak Brüksel’in can alıcı merkezi olan Grand Place’ı ziyaret edin. Etrafını saran çikolatacılara, ünlü restoranlara, göz alıcı mimari yapılara bayılacaksınız.
  • Zarif dekoratif süslemeleri ve kıvrımsal desenlerin kullanıldığı Art Nouveau akımının en güzel eserlerini Brüksel’de görebilirsiniz. Kar amacı gütmeyen ve yerel mimar, tasarımcıların rehberliğindeki 3 saatlik turlara katılabilirsiniz. Detaylı bilgi için www.arau.org
  • Avrupa’nın en geniş yapısı olan eklektik mimarideki Adalet Sarayı, neoklasik eser Kraliyet Sarayı ve Borsa Binası gerçekten çok etkileyici.
  • Gotik ve Rönesans mimarisinin bir arada kullanıldığı St. Catherine Kilisesi, 13.yüzyıldan kalma St. Michel Katedrali ve Notre Dame du Sablon Kilisesi görülecekler listenizde yer almalı.
  • Horta Müzesi, Hannon Evi, Cauchie Evi ve Solvay Kütüphanesi’ni kesinlikle ziyaret etmelisiniz.
  • Art Nouveau’nun en etkileyici örneklerinden biri olan Çizgi Roman Müzesi hem binasıyla hem de çocukluğunuzdan beri kahramanınız olan çizgi roman karakterleriyle keyifli bir zaman yaşatıyor.
  • Autoworld Brussels hem yetişkinler hem de çocuklar için keyifli bir müze. Otomobil tarihine ışık tutan müzede sizi 250‘den fazla otomobil bekliyor.

Brüksel’de Ne Yenir, Ne İçilir?

  • 1968 yılından beri haftanın her günü hizmet veren ve geleneksel brüksel tatlarını bulabileceğiniz Au Vieux St. Martin’de ister öğle ister akşam yemeğinizi yiyebilirsiniz. Sıcak ve samimi bir dekorasyonu olan restoranın taze ürünlerle ve ev yapımı soslarla lezzetlenen yemeklerini beğeneceğinize eminiz.
  • Şık bir ortamda, leziz bir İtalyan mutfağı arıyorsanız doğru adres Da Mimmo!
  • Klasik ve göz yormayan dekorasyonuyla şıklığını gösteren Odette En Ville, dünya mutfağından seçmelerle güzel bir akşam yemeği için harika bir seçenek.
  • Yerli ve yabancı tasarımcıların butiklerinin bulunduğu bölgede yer alan Café Modèle sade dekoru ve albüm kapaklarıyla renklenen duvarlarıyla modern bir mekan. Buraya gelin ve bir kadeh içkinizi içip leziz sandviçlerinin tadına bakın!
  • Brüksel’in gece hayatını da görmek istiyorum diyorsanız şehrin bir numaralı gece kulübü Fuse sizi bekliyor. Tekno tınılarının ağırlıklı olduğu kulüp, house ve elektronik müzik dinlemeyi sevenler fazlasıyla mutlu ediyor.
  • Şık ve zarif dekorasyonuna bir de leziz yemeklerin eklendiği Brasserie de Bruxelle’e isterseniz öğlen yemeği için isterseniz de akşam yemeği için gidebilirsiniz.
  • Brüksel’de gördüğünüz tüm çikolata dükkanlarına girmeli ve leziz çikolataların tadına bakmalısınız.
  • Brüksel’e gelip waffle yemeden ve bira içmeden dönmeyin!

Brüksel’den Ne Alınır?

  • Brüksel’in en hip alışveriş caddesi Rue des Chartreux’de bulunan Gabriele Vintage’ta 1920‘lere ait elbiselerden, 70‘lerin platform ayakkabılarına kadar değişik birçok parça bulabilirsiniz. Mağazanın pazar ve pazartesi günleri kapalı olduğunu hatırlatalım.
  • Bir başka vintage mağaza ise Gabriele Vintage’ın yanında yer alan Isabelle Bajart. Mağaza pazar, pazartesi ve salı günleri kapalı.
  • Retro, vintage ve ikinci el parça tutkunuysanız Idiz Bogam tam size göre!
  • Belçika yapımı hoş koleksiyonlarıyla dikkat çeken Annemie Verbeke güzel bir alışveriş noktası.
  • Belçikalı tasarımcıların koleksiyonlarının yer aldığı Stijl yaratıcı vitrin düzenlemeleriyle dikkat çekiyor.
  • Şapka takmak hoşunuza gidiyorsa Christophe Coppens’da birbirinden şık şapka seçenekleri sizi bekliyor.
  • Çocuklu aileler ve bebek bekleyenlerin kesinlikle uğraması gereken bir adres var: Tinok; birçoğu Belçika yapımı olan bebek arabaları, mama masaları, oyuncak ve kıyafet çeşitleriyle apayrı bir dünya!
  • Brüksel’e gelmişken çikolata dükkanlarına girmeden olmaz! Wittamer ve Pierre Marcoloni ise bizim önerilerimiz!
  • Vinil plak meraklılarına mükemmel bir adres: The Collector Record Gallery.

 Kaynak: Jabiroo

tr_TRTürkçe
en_USEnglish tr_TRTürkçe