Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Tokyo’nun Modern Mimari Harikaları

Japonya’nın başkenti Tokyo’da bulunan butik ve fırınlar dünyanın mimarı harikalarında hizmet veriyor.

Tokyo’nun ultramodern sokaklarında, sosyetenin yaşadığı bölge olan Aoyama bölgesinde, şık butikleri, jazz kulüpleri bankalar, restoranlar ve insanların kollarında gördüğünüz Prada ve Miu Miu çantaları arasında demode hissetmemek elde değil.

Güvenlik görevlileri en süslü dükkanların önünde nöbet tutuyor; fakat Aoyama’nın en stil sahibi dükkanlarını görmek aynı zamanda en iyi modern Japon mimarisinin çarpıcı örneklerini de görmenizi sağlıyor, neyse ki bu mimari örneklerini görmek için süslü dükkanlardaki tasarımlarla gereksiz yere oyalanmaya gerek yok.

Bunun yerine, bölgede yürüyüş yapmak ücretsiz ve şehri keşfetmenin anlamlı bir yolu, fakat bu bile en sağlıklı seyahat bütçelerini sarsabilir, çünkü Aoyama’da dünyanın üst düzey giyim markalarının savaşa dahil olması size üstün geliyor. Miu Miu, Gucci, Dior gibi markalar bölgeyi adeta yaşayan bir müzeye dönüştürmek için dünya çapındaki tasarımcılarla işbirliğine gitmişler; fakat belki de bu durumun Japonya’nın sıra dışı eğilimine örnek oluşturduğunu söyleyebilirsiniz. Yaşanan depremler ve kültürün yok olma korkusu nedeniyle ortalama olarak her 30 yılda bir binalar yıkılıyor ve yeniden inşaa ediliyor, ülke yeniliğin esiri olmuş durumda.

Aoyama’da bulunan Resimdeki bina The Herzog & De Meuron Tasarımı ve Aoyama’nın modaya uygun olarak itibarını temsil ediyor.

Profesör Tsutomu Matsuda ya da tanınmayı tercih ettiği adıyla Mazda; “burada birçok güzel bina bulunuyor,bölge her yıl değişiyor, hızına yetişmek zor” diyor. Profesör Mazda Pazar gününü Palace Hotel Tokyo tarafından organize edilen özel bir turla bana bölgenin en dikkate değer binalarını göstermekle geçirdi. Mazda, kendi tasarım ajansını yönetiyor ve ayrıca iki ayrı mimari yürüyüş rehberinin de yazarı, yani kendisi için bundan daha uygun bir meslek olamaz. (Japonya’ya uçak bileti karşılayamayacak olanlar için Tokyo’nun en iyi tasarımlarının sergileneceği Londra’nın yeni Japon Evi 2017 yılında açılıyor ve ramen ve yuzu’nun yanı sıra Japon tasarımlarını Londra’nın sıradaki en yeni modası haline getirecek.)

Profesör, From First Binası’nın önünde duruyor. Bu bina legovari bloklarıyla klişe değil, prefabrik yapı dünyanın Japon başkenti ile ortaklık kurmasını da sağlıyor. Dekonstrüksiyon mimarinin de başyapıtı, bölünmüş katlar ve merdivenler bir Escher tablosunun içinde olduğunuz hissini veriyor.

Lüks kırtasiye dükkanları ve mobilya mağazaları birbirleriyle yarışıyor. Profesör Mazda beni gök geçit ve açık yapı hakkında bilgilendiriyor. Tokyo’da öğleden sonra mavi gökyüzü binanın köşelerini aydınlatıyor.

Tokyo Kulesi Yoğun şehir siluetini aydınlatıyor.

Profesör Mazda; “bu bina aslında her şeyin başlangıcı oldu, bu sanki aslında dışarıdayken içeride olmak gibi” diyor. Mazda’ya göre; “binanın çılgın görünümü son 10 yılda Aoyama’nın Omotosando-dori kısmındaki diğer vahşi ve tuhaf binaların yaratılmasına ilham verdi”. Fumihiko Maki’ni Spiral’inin de dahil olduğu bir galeri ve kırtasiye dükkanı ve Dior’un camdan yapılmış tavan yüksekliğinin değişkenlik gösterdiği ve cam duvarların ışıkta titrediği SANAA acentası tarafından yapılmış binası New York’un Guggenheim müzesinin ötesine geçmek gibi.

Olimpiyatlar sayesinde mimari konular Japonya’da sıcak bir başlık. Orjinali Zaha Hadid tarafından tasarlanmış olan stadyumun yerine, yerel mimar Kengo Kuma’ın daha geleneksel olarak tasarladığı ahşap temalı projesinin seçilmiş olması geçen yıl Temmuz ayında tartışmalara sebep olmuştu. Komisyon tarafından stadyumun yeniden inşa edilmesi kararı verildiğinde Kuma; Japonya’yı temsil eden bir yapı inşa etmek istediğini söylemişti ve betondan ziyade ahşabın Japonya’nın sanayi sonrası toplumunu daha iyi temsil edeceğini iddia etmişti, nitekim bu proje seçildi.

Kuma’nın stadyumu henüz inşa edilirken, Aoyama çevresinde yapmış olduğu işlerin işaretlerini görmek mümkün, eğer taze kereste veya bambu ile kaplı bir bina görürseniz, onun tasarımlarından biri olma ihtimali yüksek. Kendisi Japon kültüründeki ahşabın, tasarımlarındaki öneminden ve verdiği huzurdan her zaman bahsediyor. Tasarımlarının en ünlüsü ise Nezu Müzesi. 2010 yılında inşa edilen müze modern öncesi Japon sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.
“Japon binalarında giriş kapılarına doğrudan yerine dolaylı bir yaklaşım var” diyor Profesör Mazda, müzenin girişine ve geleneksel bahçeleri için bambu kaplı geçide doğru yol gösterirken.

Nezu müzesi Japon mimar Kengo Kuma’nın şimdiye kadar ki en ünlü tasarımı

Burada Tokyo’nun merkezinde ziyade kuzey Japonya’nın yüksek dağlarında bulmayı bekleyeceğiniz cinsten bir sakinlik var. Kuma’nın Tokyo olimpiyat stadyumunu ülkenin içindeki daha geleneksel ve manevi görünümü yansıtmak için yeniden modellemeyi seçmesinin nedenini burada görmek zor değil. Bu durumdan profesör Mazda’ya bahsettiğimde gülümsüyor ve uzun beyaz saçlarıyla dönerek elini uzatıyor ve “beni takip et, sana tamamen farklı bir şey göstermek istiyorum” diyor.

Göstermek istediği şeyi görmeden önce isimsiz sokaklar boyunca 5 dakika yürüyoruz, burası Sunny Hill ve bütün o ahşap kırıkları etraftaki diğer şeylerle keskin bir kontrast oluşturuyor. Burası dünyanın en iyi pastanesi olmalı. Geleneksel Nezu Müzesinin aksine burası riayetsiz bir hisse kapılmanıza neden oluyor, hem dışarıda hem de içeride yer alan üçgen keresteler içeride servis edilen Tayvan ananas pastasına benziyor, neşeli ve son derece komik bir görüntüsü var.

Sunny Hill’in dış görüntüsüyle gitmek için dünyanın en orijinal pastanesi

Tatlı ikramlar ve yeşil çaydan aldığımız enerjiyle, profesör bastonunu kullanarak hızlı bir şekilde Aoyama’nın en sürrealist ve göz alıcı binalarını göstermek üzere hareket ediyor. Herzog & De Meuron tasarımı Prada binası köşeli kirişler ve camların bir isyanı niteliğinde, profesör; binanın deprem sırasında çöküşünün önlenmesi için güçlü beton kirişler kullanıldığını ve bu haliyle Tokyo’nun geleneksel yaklaşımına meydan okuduğunu açıklıyor. Güçlendirilmiş eş kenar yapı deprem sarsıntılarında ve sonrasında oluşan şoklara karşı hareket etmek üzere tasarlanmış.

Prada binası, deprem sonrasında çöküşü önlemek için tasarımında güçlü kirişler barındırıyor.

Rehberim kendisi takip etmemi işaret etmeden ve Prada personeli beni engellemeden önce muhteşem iç mekandaki pahalı çantaların birkaç fotoğrafını çekebiliyorum ve sonrasında ise rehberimi son mekanımız olan Omotosando Hills alışveriş merkezine doğru takip ediyorum. Bu aslında otoyol kenarlarında bulabileceğiniz sıradan bir alışveriş merkezi. Keskin köşeleri ve cetvelle çizilmiş gibi düz çizgileri ve asma tavanlı geçitleriyle kendi kendini eğitmiş olan Taduo Ando tarafından tasarlanmış bir bina.

Omotosando Hills’in yürüyen merdivenleri adeta bir şelale gibi dökülüyor.

Alışveriş yapanları merdivenlerde izlemek tıpkı bir şelalenin dökülmesi gibi. Profesörün memleketinin mimarisine aşık olmasının sebebini anlamak zor değil. Tuhaf, göz alıcı ve bambaşka mimarisi, yakın zamanda bir olimpiyat şehri olacak olan şehri harika bir şekilde temsil ediyor.

Seyahat Tavsiyeleri

Ulaşım:

British Airways (ba.com) Heathrow’dan haftada 2 gün 692 Pound’dan başlayan fiyatlarla Tokyo’ya sefer düzenliyor.

Konaklama:

Palace Hotel Tokyo (en.palacehoteltokyo.com) 3 gecelik kalışlarda oda kahvaltı ve “üstün Tokyo” turu olan Tokyo’nun uzmanları tarafından yönlendirilen bir günlük sanat ve mimarı turu da dahil kişi başı 2,090 Pound’dan başlayan fiyatlarla teklif sunuyor. Otelin Konsiyerj takımı misafirlerin bireysel ilgilerine göre terzi turları da ayarlayabiliyor.

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir