Alman turizmciler, Antalya bölgesinde köy turları istiyor

Almanya’da Antalya destinasyonunu satan seyahat acentelerine yönelik başlayan E-Akademi katılımcıları, “Beyond Antalya-Antalya’nın Ötesi” gezisiyle bölgenin gizli hazinelerini keşfetti. Tanıtım turuna katılan Alman turizmciler, “Yollayacağımız turistlere köy hayatını yaşama imkânı sunacak köy turları, doğal turlar ve gurme turları sunun” dedi.

ATSO’nun (Antalya Ticaret ve Sanayi Odası) bölgeyi pazarlayan Alman seyahat acentelerinin bilgilerini arttırmaya yönelik başlattığı E-Akademi’de ikinci adım atıldı. Birinci adımda bölgeyi sanal ortamda öğrenen Alman turizmcilere ikinci adım olarak bölge tanıtım turu düzenlendi.ATSO ve aynı zamanda Antalya Tanıtım AŞ’nin de Yönetim Kurulu Başkanı olan Çetin Osman Budak, E-Akademi uygulamasını tanıtım amacıyla kullandıklarını belirterek “Antalya’da uygulamaya koyduğumuz E-Akademi ile Almanya’da bölgemizi pazarlayan seyahat acentesi profesyonellerini birer Antalya uzmanı haline getirmeyi hedefliyoruz’ dedi.Bölgenin çeşitli turizm hizmet sağlayıcıları, Yalvaç Belediyesi ve Olympos muhtarlığının destek verdiği ilk tanıtım turunda Alman turizmciler, Sagalassos, Eğirdir Gölü, Yalvaç, Antiocheia, Burdur Müzesi, Olympos Çıralı, Tahtalı, Antalya Kaleiçi ile Antalya Müzesi’ni gezdiler.

“Köy evinde konaklamalar ilgi çeker”

“Beyond Antalya-Antalya’nın Ötesi” gezisine katılan AER Ticket AG temsilcisi Nils Gnadt, turun geleneksel ve çağdaşlığın iyi harmanlanarak düzenlendiğini belirtikten sonra, “Bu gezide hem 5 yıldızlı otellerde hem de köy evlerinde konakladık. Köy evinde konaklamaları portföyümüzde bulunan müşteri kitlesine anlatacağız. Köy yaşamını deneme fırsatı sunan turların ilgi göreceğine inanıyorum” dedi.

Haberin Devamı…

Kemal Kaya’nın Kaleminden Güney Asya’da 303 Gün

Tamamen yabancı olduğunuz bir kültürde tam 303 gün, keyifli heyecan verici bir 303 gün. Bu süre içerisinde Endonezya, Malezya (3), Singapur (2), Borneo, Filipinler, Tayland (3), Laos ve Kamboçya’da bulundum. Gezime Tayland’tan başladığım ilk 30 günü de eklersek aslında Güney Asya’da 333 gün demek daha doğru olur.

En çok sorulan sorulardan birine vereceğim cevap şu: En çok Endonezya ve Filipinleri sevdim. Ülkeleri birbiriyle karşılaştırmanın yanlış olduğunu düşünürüm. Ancak belli kategorilerde birbirleriyle karşılaştırılabilirler. Doğrusu belirlenmiş kategorilerde bile seçim yapmak kolay değil. Denizin en güzeli hangisinde, en güzel doğa hangisindeydi, macera neredeydi, eğlenceli olan hangisiydi, yaşasan hangi ülkeyi tercih edersin gibi blog üzerinden gelen sorulara gerçekten cevap verebilmem çok zor. Bir gün oturup kategorilere ayırıp enlerüzerinden bir yazı hazırlayacağım. Şu an birikmiş epeyce enler var ama olsun, zamanı gelince.

Güney Asya ülkeleri Endonezya, Malezya, Singapur, Tayland, Myanmar, Laos, Kamboçya, Vietnam, Filipinler, Doğu Timor ve Brunei’dir. Bu ülkelerden Doğu Timor, Brunei, Myanmar ve Vietnam’a gitmedim. Brunei’ye Sarawak eyaleti sınırından girmek istediğimde kapıdan vize vermemişlerdi. Aslında vize vermeyeceklerini biliyordum, ancak Hollandalı yol arkadaşımın zorlamasıyla ona eşlik etmiştim. Sabah Eyaletinden ise vize alıp gitmek istediğimde benden uçak bileti istenince Brunei’ye gitmekten vazgeçmiştim. Çünkü o an bulunduğum şehir Kota Kinabalu’dan Brunei’ye gitmek 2 saat iken uçakla Brunei’ye gitmek hem maliyetli hem de zaman kaybıydı. Doğu Timor’da çok uzaktı. Uzaklık benim için hiçbir zaman sorun değildi, ancak uzaklığın doğurduğu uçuş maliyetleri sorunumdu.

Vietnam Türk pasaportu için vize alması çok zor olan ülkelerden birisi. Ben bir işadamı dostum sayesinde vize engelini aştım ancak vize için ödemem gerekn maliyetler yanında ülkenin yağışlı sezona girmesi nedeniyle rotamdan çıkarmak zorunda kaldım. Myanmar ise ilginç bir şekilde gitmeyi ertelediğim bir ülke oldu. İlginç diyorum çünkü geçen hafta vize almak için Bangkok’taki elçiliklerindeydim. Buddha Günü dolayısı ile tatilde olduklarından kapalıydı. Henüz uçak biletimi ve otel rezervasyonumu yapmamıştım ve her biri uçuk rakamlardaydı. Myanmar’da bu yıl bir turizm patlaması yaşandığından her yer dolu ve kapasiteyi kaldıracak yeteri kadar otel olmadığından fiyatlar daha birkaç ay öncesine göre 2 kat artmış durumda. Bu yüzden Myanmar’ı gelecek seneye erteledim. Bu süre içerisinde çok sayıda otel ve guest house açılıp fiyatların daha da düşmesini umuyorum. Belki yanılıyorum. Olsun, uzun süre tren ve otobüsle seyahat ettikten sonra uçak biletine o kadar para vermek de içimden gelmedi.

Hiç tanımadığınız kültürlerde gezmek, yemek, içmek ve yaşamak hiç kolay değil. Eğer alışkanlıklarınızı geride bırakmazsanız çok zor diyebilirim. Güney Asya demek aslında güler yüzlü insanlar ülkeleri demek. Birçoğunun halkı İngilizce bilmemesine rağmen, onlarla kaynaşmak ve samimi olmak çok kolay. Şu ana kadar aklımda kalan kötü bir hatıram ve deneyimim olmadı, olsa bile bu satırları yazarken hatırlamıyorum. Dünyada çok yeri gezmiş yolda tanıştığım Kanadalı bir arkadaşımın dediğini söylüyorum: Budist ülkeler dünyanın en güvenli yeri. Güney Asya gezimde başıma herhangi kötü bir şey veya hırsızlık da gelmedi.

Benim için zor olan bir şey vardıysa o da yemeklerdi. Benim gibi deniz ürünleriyle pek arası olmayan biri için yemek seçimleri zor olan bir yerdi. Oysa hem fiyatı hem menü zenginliği açısından deniz ürünleri sevenler için bir cennettir. Pirinçten bıktım diyebilirim, zira buradaki pirince pilav diyemezsiniz, sadece haslanarak tüketiliyor. Hiçbir zaman köri sosu ile aram iyi olmadı ve Güney Asya’da kendimi içerisinde buldum. Hemen her yerde, her türlü yemeği yedim ama bazen yiyemediğim zamanlar oldu. Gözümde pizza ve salata tütüyordu. Bunun yanında hiç bilmediğim birbirinden farklı yüzlerce yemek, onlarca çeşit tropikal meyve tattım.

Asya’da gezmek demek sıcak suya hasret kalmak demek. Her ülkede sıcak suyla yaptığım duşun sayısı bir elin parmakalrını geçmez. Örneğin 2 ay kaldığım Endonezya’da sadece 2 defa sıcak su ile duş bulabildim. Her ülkede saç tıraşı olmak yapmam gerekenler listesinde bulunuyor. Gittiğim her ülkede saç tıraşı olacak kadar uzun süre kaldım çünkü. Endonezya, Malezya, Borneo, Filipinler ve Tayland’da dalışlar yaptım. Singapur hariç her ülkede tekne turlarına katıldım, bir çoğunda trekkinglerdeydim yine.

Asya demek milyarlarca milyarlarca sinek, böcek demek, binlerce ama binlerce kez değişik böcekler, sivrisinekler, karıncalar, tahtakuruları, örümcekler ve bilmem neler tarafından ısırılmak demek. Hele benim gibi kanınız lezzetliyse, vücudunuza sizi koruyacak spreyler, losyonlar sürmeden dışarıdaysanız bu her an işlence yaşamak demektir. Ben her yerde işkencedeydim, abartmıyorum. Türkiye’den ayrılırken hiçbir aşı da yaptırmamıştım, ne sıtma, ne sarı humma. Tez elden testler yaptırsam iyi olur doğrusu.

Bu 303 veya 333 gün içerisinde birçok yerini gördüm Güney Asya’nın ve görmek istediğim yerleri için en az bir 333 gün daha ayırmam gerekecek. Sınırlar değişse de kültürler birbirine benzer olduğunu fark edince artık rota değiştirmenin zamanı geldiğini hissediyorum. Rotayı değiştirme zamanı artık!

Endonezya

Uluwatu Tapınağında Maymunlarla, Bali

Aktif Yanardağ Mount Rinjani, 2000 metre Lombok

Dünyanın En Büyük Krater Gölü Lake Toba çevresinde Motosiklet Turu

 

Bali’den Gili Adalarına Balıkçı Teknesiyle 40 km Giderken

Gunung Leuser National Park, Sumatra’da Orangutanların Peşinde

 

Malezya/Borneo

 

Tioman Island

 

Dünyanın En büyük Mağarasında Caving

 

Kinabatangan Yağmur Ormanlarında Trekking

 

UNESCO Dünya Mirası Mulu BNational Park’a Uçuş

 

Singapur

Vivo City Alışveriş Merkezinde Ayak Masajı ile Rahatlarken

Dünya Turuna Çıkmış Gezgin Arkadaşım Bekran İle

Singapur’u 1-Altitude Bar’ın 63. Katından Gece İzlerken

 

Singapur Universal Stüdyolarında Eğlenirken

 

Universal Stüdyolarında Duvar Tırmanışı 11 Metre

The Merlion, Marina Bay, Singapur

 

Filipinler

2000 Yıllık Batad Pirinç Tarlaları

Palawan Adasında, Büyük Lagün’de Tekne Turu

Colasa Beach, Palawan Adası

Coron’da batık Japon Gemilerine Dalış

 

Pinagbuyutan Adasında Hindistan Cevizine Tırmanırken

ve Hindistan Cevizi, Ağacından Kendim Kopardım

Hayatımın En büyük Macerası: Sumaging Mağarasında

Dünyanın Aktif En Küçük Mağarasında Koreli ve Filipinli Arkadaşlarla

Tayland

Bangkok’ta Menemen Yapmak, Couchsurfing

Advanced PADI Kursu, Khao Lak, Tayland

 

Koh Tapu (J.Bond Island).Bond Island)

 

Koh Phangan, Full Moon Party’de Yılbaşını Kutlarken

 

Krabi’de Tekne Turu

 

Krabi Gece Marketinden Böcekleri Tadarken

 

Phuket Old Town

 

Long Neck Karen Hiiltribe, Chiang Mai

 

Türkiye’den Arkadaşlara Rehberlik Yaparken, Pattaya

Laos

Luang Prabang’da Fil Sürerken

Haysoke Guest House, Vientiane

Istanbul Restaurant, Vientiane’de diğer 2 Türk Gezginle

Laos’un Zafer Anıtı

Gizemli Kavanozlar Düzlüğünü İncelerken, Phonsavan

Buddha Park’ta Piknikteyken Kopan Terliğime Ağıt

Vientiane’de Parkta Üniversiteliler Arasında

Xieng Khoung Old City, Phonsavan

Kamboçya

Angkor Wat’da Gün Batımını İzleyen Budist Rahiplerle

Angkor Wat Sunset

Sihanoukville’de Songkran Festivalini Kutlarken

Day 303: Tayland: 13, Bangkok, 10 Mayıs 2012, Perşembe

http://yoldaolmak.com/guney-asyada-303-gun.html

 

YOLDA OLMAK

Kemal KAYA

Keşfedilmeyi bekleyen kent!

Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Yanköy yakınlarındaki Sillyon Antik Kenti, keşfedilmeyi bekliyor…

Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Sillyon Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Elif Özer,Sillyon Antik Kenti’nin Antalya’daki antik kent ve ören yerleri arasında en ilginç yerleşim yerlerinden biri olduğunu söyledi.

Truva Savaşı’ndan sonra göçlerin başladığı bir dönemde kurulduğu belirlenen şehrin Antalya Ovası’nın tam ortasında bir tepede olması nedeniyle günümüze kadar korunduğunu anlatan Özer, Sillyon’un erken dönem tarihi kaynaklarda iskan gören bir şehir olduğunu ifade etti.

Özer, şehrin milattan önce 6 ve 5. Yüzyıllarda Persliler tarafından kale şehir olarak kullanıldığı, Büyük İskender’in Mezopotamya’dan çıkıp Anadolu’ya girmesiyle kentin silüetinin de değiştiğini kaydetti.
Doç. Dr. Özer, şöyle devam etti:

“Büyük İskender, Pamfilya bölgesine geldiğinde buradaki kentleri ele geçirmek istiyor. İskender, Sillyon’a iki kez geliyor. Bazı antik kaynaklarda belirtildiğine göre, Büyük İskender’in ‘teslim olun’ çağrısına karşılık Sillyon halkı direniyor. Bir süre burayı işgal etmeyi deneyen İskender, bu isteğine kavuşamadan geri dönüyor. Tarihi kaynaklar, Sillyon’un Büyük İskender’in ele geçiremediği birkaç şehirden biri olduğunu gösteriyor.”

Sillyon’un jeopolitik konumu nedeniyle Helen, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar tarafından kullanılan bir kent olduğunu anlatan Elif Özer, Selçuklular tarafından yapılan taş caminin ise halen ayakta olduğuna dikkati çekti.

Yapılacak restorasyonla caminin ziyarete açılabileceğini belirten Doç. Dr. Özer, ”Selçuklular ve Osmanlılar antik yapılara hiçbir şekilde zarar vermemişler ve korumuşlar. Bu nedenle kenttin birçok yapısı doğa şartların uğrattığı zarar dışında bir zayiata uğramamış. Özellikle Helenistik döneme ait yapılar oldukça iyi korunmuşlar” dedi.

KENTLE YAŞIT SU KAYNAĞI

Antik kentte henüz kazı çalışmalarının başlamadığını, yüzey araştırmalarının ise sürdüğünü belirten Özer, bu çalışmalar sırasında turkuaz mavisi kap kacak parçaları, Selçuklu dönemine ait olduğu belirlenen minik insan başı gibi buluntuların gün ışığına çıkarıldığını kaydetti.

Kent tiyatrosunun 1969 yılındaki heyelanda yıkıldığını ve 11 basamağının ayakta kaldığını ifade eden Özer, gerekli önlemlerin alınmaması durumunda tiyatronun tamamen yok olacağına işaret etti.
Özer, kaynağı Sillyon Antik Kenti eteklerinden çıkan su kaynağının ise yüzyıllardan beri insanlar tarafından kullanıldığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Bu kaynak hiç kurumadan yüzyıllar boyunca akmış. Bu civardaki insanlar tarafından bu su biliniyor ve kullanılıyor. Oysa bu kaynak suyunun tanıtımı yapılsa, bölgeye olan ilgiyi de artırır. Çok güzel bir tadı var. Sillyon adını verdiğimiz bu su, kentle belki de aynı yaşlarda. Bu suyun ölçüm çalışmalarını yapıyoruz. Selçuklular ve Osmanlılar da suyun çıkış noktasına bir çeşme yaparak suyun kullanımına devam etmişler.”

Sillyon Antik Kenti yakınlarındaki yerleşim birimlerinde yaşayan vatandaşlar ise antik kentin yeterince tanıtılmadığından yakındılar.

Türk Hava Yolları ile Air Canada İşbirliği

THY ile Air Canada arasında bağlantılı taşıma anlaşması imzalandı.

Air Canada ile imzalanan anlaşmaya göre, THY’nin Toronto seferleriyle Air Canada’nın Kanada içindeki 29 değişik noktasına her iki yönde Türk Hava Yolları bileti ile seyahat edilebilecek.

Anlaşmadan önce Kanada’nın diğer şehirlerine seyahat eden yolcular ayrıca  Air Canada veya diğer havayolu şirketlerinden ayrı bilet satın almak durumunda kalıyorlardı. Bu yüzden satın alınan biletlerin koordineli olmaması sebebiyle hem ücret toplamının yüksek çıkması hem de bağlantılı uçuşlar arasındaki operasyonel aksaklıkların takibi açısından sorunlar yaşanmaktaydı.

Sözkonusu anlaşmayla  Türk Hava Yolları hizmetlerinin Air Canada işbirliği ile tüm Kanada’ya ulaşması mümkün hale geldi. Artık tek biletle Kanada içinde Air Canada’nın uçmuş olduğu herhangi bir şehirden THY’nin uçtuğu Türkiye’nin herhangi bir şehrine tek biletle seyahat edilebilecek.

Kanada içi Air Canada bağlantı noktaları şunlar: Montral, Ottawa, Quebec City, Winnipeg, Saskatoon, St. Johns, Regina, Deer Lake, Halifax, Thunder Bay, Moncton, Fredericton, Sydney, Saint John, Charlottetown, Sault Ste Marie, Windsor, Sudbury, Timmins, North Bay, London, Kingston, Sarnia, Vancouver, Victoria, Fort McMurray, Kelowna, Edmonton ve Calgary.

Bu gece müzelerde ışıklar sönmeyecek

Türkiye genelindeki pek çok müze, 18-24 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Müzeler Haftası nedeniyle bugün gece yarısına kadar açık ve ücretsiz gezilebilecek. Aralarında İstanbul Ayasofya, Türk-İslam Eserleri, Ankara Anadolu Medeniyetleri, Ankara Etnografya, Gaziantep Zeugma, Antalya Müzesi’nin de olduğu Kültür Bakanlığı’na bağlı birçok müze, bugün mesai saatleri içinde normal ücretle, mesai saati bitiminden gece saat 23.00’e kadar ise ücretsiz olarak ziyarete açık olacak.

Avrupa’da da kutlanan Müzeler Gecesi uygulamasına İstanbul’daki büyük sanat müzeleri Sabancı, İstanbul Modern ve Pera Müzesi de çeşitli etkinliklerle dahil oluyor. Bu kapsamda şu sıralar ‘Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar’ ve ‘Dünden Sonra’ sergilerine ev sahipliği yapan İstanbul Modern bugün saat 22.00’ye kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.

Şu sıralar ‘Rembrandt ve Çağdaşları: Hollanda Sanatının Altın Çağı’, ‘Bir Ülke Değişirken: Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türk Resmi’ ve yenilenen tasarımıyla ‘SSM Hat Koleksiyonu’ sergilerini ağırlayan Sabancı Müzesi, bugün mesai saatleri içinde ücretsiz gezilebilecek. Sabancı, 19 Mayıs Cumartesi günü ise saat 22.00’ye kadar açık kalacak ve 19 Mayıs Gençlik Bayramı nedeniyle tüm öğrencileri ücretsiz kabul edecek. Ayrıca müze bahçesinde 15.00-16.00 saatleri arasında Sabancı Üniversitesi caz topluluğu Sujazz, 16.00-17.00 arasında rock müziği grubu Shuffle konserleri izlenebilecek.

‘Goya: Zamanının Tanığı’, ‘Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar’ sergilerine ev sahipliği yapan Pera Müzesi de Müzeler Gecesi kapsamında 19 Mayıs Cumartesi günü 24.00’e kadar açık ve öğrencilere tüm gün, diğer ziyaretçilere ise 19.00’dan sonra ücretsiz olacak. Ayrıca müzeyi gezen ilk 200 öğrenciye Pera’da açılan öğrenci sergilerinin katalogları hediye edilecek ve saat 20.00’de Halimden Konan Anlar, 21.15’te ise Bora Çeliker Quartet konserleri gerçekleştirilecek.

Dünyanın yedide biri seyahat edecek

Bu yıl dünya genelinde seyahat eden turist sayısının rekor kırarak ilk kez bir milyarı geçmesi bekleniyor. Yani 2012 yılında dünyanın yedide biri yollarda olacak. Meksika’da düzenlenen dünyanın önde gelen 20 ekonomisinden oluşan G20 (Yirmiler Gurubu) turizm bakanları toplantısına katılan UNWTO yetkilileri, bu yıl dünya genelinde bir milyardan fazla insanın seyahat etmesini beklediklerini, bunun daha önce aşılmamış bir eşik olduğunu bildirdi.

BM Dünya Turizm Örgütü’nün (UNWTO) Başkanı Talib Rifai, “Bir milyardan fazla turist olacak. Bu, insanlığın yedide biri demek. Tarihte böyle bir şey daha önce hiç olmamıştı” diye konuştu.

Dünya Ticaret Örgütü’nün verilerine göre, uluslararası turist sayısı 2012 yılında yüzde 3-4 oranında artış kaydedecek. Böylece 2011 yılında 980 milyon olan turist sayısı artarak, tarihi bir milyar eşiğini geçecek.

Uluslararası turizm 2012 yılının ilk iki ayında yüzde 5,7 oranında büyüme kaydederek 131 milyonu geçti. Geçen yılın aynı döneminde seyahat eden turist sayısı 124 milyondu.

Meksika’nın Yucatan yarımadasındaki Merida kentindeki toplantının önemli gündem maddelerinden birini de dünya genelinde turistlerin serbest dolaşımı önündeki engellerin kaldırılması oluşturuyor.

Toplantıda G20 ülkelerinin turizm bakanlarının yanı sıra Danimarka, İspanya, Şili, Kamboçya, El Salvador, Guatemala, Jamaika ve Peru gibi ülkelerin temsilcileri de yer alıyor. Ayrıca Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) gibi örgütlerin temsilcileri de Meksika’daki toplantıya katılıyor.

Serbest dolaşımdaki engeller

Meksika aynı zamanda 16-18 Mayıs tarihleri arasında Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi’nin (WTTC) bölgesel toplantısına ev sahipliği yapacak. Turizm branşında faaliyet gösteren 500′den fazla firmanın yöneticisi toplantıda bir araya gelecek.

Bekran Sarsılmaz’ın Ekvador Notları

Güney Amerika’nın Kolombiya ve Peru ile komşuluk yapan bu küçük ülkesinin nüfusu 15 milyon.

1830′da Gran Colombia’nin dağılmasıyla birlikte kurulan üç ülkeden biri.

Ekvador bayrağında sarı çeşitliliği, mavi gökyüzünü ve denizi, kırmızı ise bağımsızlık için savaşanlar askerlerin kanını simgeliyor.

En büyük, en zengin şehri Guayaquil olmasına rağmen, başkent 2820 metre yükseklikteki tarihi şehir Quito. Quito 16. yüzyılda İnka İmparatorluğu’nun kuzey başkenti idi.

Halkın sadece %6′sı Avrupa kökenli, en büyük etnik grup %72 ile Mestizo’lar.

1999′daki büyük ekonomik krizin ardından para birimi olan Sucre’den vazgeçilip 2000 yılında dolarizasyon kararı alındı. O tarihten bu yana dünya üzerinde resmi olarak dolar kullanan az sayıda ülkeden biri durumunda Ekvador.

1$= 1,8 TL

Ülkenin başlıca dört coğrafik bölgesi var: Sahil Kesmi (Litoral), And Dağlık Kesmi (Sierra), Amazon (Oriente) ve Galapagos Adaları.

Evrim teorisinin ortaya atıldığı dünyaca ünlü Galapagos Adaları Ekvador’un 950 kilometre batısında yer alıyor ve günümüzün en gözde ve en pahalı turistik noktalarından biri. 1832 yılında Ekvador’un bir parçası haline gelmiş.

Ekvador tam bir yanardağlar ülkesi, bir çoğu da günümüzde aktif ve büyük patlamalara sebep oluyor. Chimborazo 6310 metre yüksekliğiyle ülkenin en yüksek noktası, aynı zamanda Ekvator Çizgisi’ne yakınlığı sayesinde dünya üzerinde güneşe en yakın nokta diye biliniyor.

Quito dünya üzerindeki en optimal iklime evsahipliği yapan şehir olarak geçiyor ve “Sonsuz İlkbahar Diyarı” ismi verilmiş.

Dünya üzerinde doğayla ilgili anayasal hakların uygulamaya konulduğu ilk ülke Ekvador.

Ülkenin en büyük ekonomik kaynağı petrol, altın, tekstil ve gıda. Benzinin litre fiyatı sadece 0,5$.

Ülke dünyanın en büyük muz ithalatçısı. Chiquita’yı bilmeyen yoktur herhalde? :)

Hola: Merhaba             Gracias: Teşekkürler

UNESCO Dünya Mirası listesinde Ekvador’a ait 4 yer var.

Neyi meşhur: Galapagos Adaları, muz, Ekvator çizgisi, gül

Ne satın almalıAlpaka yününden kıyafetler, hamak, el yapımı müzik aletleri

 

KİŞİSEL YORUMUM

Artıları: İspanyolca öğrenirken Pasifik Okyanusu kıyısındaki plajlarda gönlünüzce eğlenir, Amazon’lara gidip doğa sporları yapar, yanardağların eteklerinde unutulmaz yürüyüşlere katılır ve bütün bunlar için çok az harcarsınız! Ekvador hakkında şu bir gerçek ki, insanı daha fazla zaman geçirmeye iten bir havası var, bir hafta planlayıp aylarca kalmak işten değil.

Eksileri: Otobüs yolculukları tehlikeli, son yıllarda maalesef artan bir suç oranı var. Özellikle otobüs yolculuklarında hırsızlığa karşı dikkatli olmalısınız. Peru-Ekvador sınır geçişi de oldukça tehlikeli.

Kaç para harcadım:

Toplam> Ülkede geçirdiğim 25 günde 823$ harcamışım. Günde ortalama 33$ ediyor.

Konaklama> 175$ (Ortalama 7$. Konaklama konusunda çok ucuz bir ülke.)

Ulaşım> 87$ (Günlük 3,5$ ediyor. Otobüs fiyatları konusunda Güney Amerika’nın muhtemelen en ucuzu, genelde bir saatlik yol 1$ şeklinde ücretlendirilmiş. Şehir içi ulaşım da keza öyle, taksiler de uygun ve güvenli.)

Yeme-içme> 437$ (Günlük 17,5$)

Kaç gün yeterli: 20 gün (3 gün Montanita, 2 gün Puerto Lopez, 1 gün Cuenca, 3 gün Banos, 2 gün Quiolota Loop, 2 gün Quito, 7 gün Galapagos Adaları)

          Doğa 5 yıldız
          Tarih 3 yıldız
          Eğlence 4 yıldız
           Halk 4 yıldız
           Yemek 3 yıldız

             Ortalama 3,8 puan

Ekvador’da mutlaka yapılması gerekenler:

Peru’dan karayoluyla geçtiğinizi düşünürsek ilk durağınız sahil şeridi olsun. Okyanus kıyısı boyunca çok sayıda plaj var, bunların en güzel tarafı sörf yapmaya elverişli olması. Montanita özellikle haftasonları dolup taşan tam bir parti yeri kıvamındayken, Puerto Lopez’de ve çevre adalarda balinaları ve çeşitli hayvanları izlemeye gidebilirsiniz.

Baños ülkenin adrenalin başkenti, canyoning’ten rafting’e çok sayıda seçeneğiniz var. Ve tabi ki şehre adını veren termal banyolar, aktiviteler sonrası tüm yorgunluğunuzu kırk derece suyun altında atmaktan daha güzel ne olabilir ki :)

Quito’ya geçmeden yol üzerinde Quilotoa Loop denilen doğa harikası bir yer var, burada mola verip en az iki gün geçirin. Dev bir krater gölü olan bölgenin etrafında yürüyüşler düzenleniyor, yürüyüş yorucu mu geldi, yemyeşil gölün buz gibi sularına bırakın kendinizi :)

Vücudunuz yüksek rakıma alışıksa 5900 metrelik Cotopaxi Yanardağı’na yapılacak 2 günlük tırmanışlara katılabilirsiniz. Farklı bir şeyler denemek istiyorsanız da dağ bisikletiyle ana kamptan aşağı tam gaz inilen aktivitelerden biri doyurucu olacaktır.

Quito’nun tarihi merkezi çok güzel, zaten tüm şehir UNESCO mirası listesine girmiş. Buradan 45 dakikalık bir yolculukla meşhur Ekvator çizgisinin geçtiği anıtı ziyaret edebilirsiniz (Mital del Mundo).

Eğer ülkeden ayrılmadan alışveriş yapıp, yerel kıyafetler ve hediyelikler almak istiyorsanız başkente 2 saat uzaklıktaki Otovalo Pazarı tam size göre. Unutmayın, pazar en canlı günlerini Cumartesi yaşıyor.

Amazonlar’da orman deneyimi yaşamak ve rengarenk papağanlardan timsahlara, tarantulalara, farklı hayvanlarla içiçe olmak istiyorsanız Puyo ya da Coca’dan düzenlenen birkaç günlük turlardan birine katılabilirsiniz. Dilediğiniz kadar kalabiliyorsunuz, günlük masraf yaklaşık 50$.

Ve Galapagos Adaları.. Bunu mutlaka yapın diye yazamıyorum, çünkü ne kadar pahalı olduğu ve çoğu kişinin bütçesini aştığı açık. 300-500$ arası olan uçak fiyatı bir yana, günlük minimum 100$ harcamalısınız ve çevre adaları dolaşan cruise’lere katılırsanız bu masraf hızla artacaktır. Ancak olur da giderseniz dünyanın belki de en güzel doğasına tanık olacaksınız, burada her türlü hayvanı izleyebilir, en iyi dalış noktalarında yüzebilirsiniz.

Ekvador mutfağını şenlendiren bir çok yerel lezzet var. Ucuz yemek için neredeyse her yerde bulunan mercado’lara gidip 2,5 dolarlık öğle menülerini deneyin, yerel halka içiçe olup güzel sohbetler de edebilirsiniz. Yerel tadlar arasında Llapingachos, Cuy ve aji sosu katılmış baharatlı yemekler sayılabilir. İçecek olarak ise tabi ki taze meyve suları.. Ülkenin her köşesinde çok çok ucuza dilediğiniz meyveyi karıştırıp içebilirsiniz. En iyileri mora (blackberry) ve maracuya (passion fruit)

Ülkede size son tavsiyem dikkatli olmanız. Takside, otobüste, yolda yürürken yankesicilere ve sizi dolandırmak isteyenlere karşı gözünüz açık olsun. Özellikle Guayaquil ülkenin en tehlikeli yerlerinden biri, barada taksileri yoldan çevirmek yerine hostel’inizden ya da bulunduğunuz restauranttan aratıp çağırtmanız özellikle Guayaquil’de çok işinize yarayacaktır.

Bekran Sarsılmaz

http://www.bekransarsilmaz.com/

Issık Gölü sezonu açtı

Kırgızistan’da Tanrı Dağları’nda bulunan ve halk arasında “inci” olarak adlandırılan Issık Göl’ü turizm sezonuna merhaba dedi.

Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Issık Göl Eyalet Valiliği ile ortaklaşa Çolpon-Ata kentinde 14. Turizm Fuarı düzenlendi. Fuarın açılışında konuşan Başbakan Yardımcısı Gulnara Asımbekova, Issık Göl’ün yerli ve yabancı turistleri ağırlamaya hazır olduğunu, bunun için her türlü hazırlıkların yapıldığını söyledi. Asımbekova, ülkede istikrarın sağlanmasıyla birlikte bu yıl tatil sezonundan umutlu olduklarını belirtti.
Issık Göl Eyaleti Valisi Mirbek Asanakunov, eyalette tatil sezonunun başarılı geçmesi için gerekli görülen önlemlerin alındığını ve göl etrafında bulunan 200’den fazla işletmenin konuklarını ağırlamaya hazır olduğunu ifade etti. Kent merkezlerinde ve sahillerde güvenlik tedbirlerin alınacağını söyleyen Asanakulov, tüm ilgili kurumlar ile işbirliği içinde olduklarını kaydetti.

Fuara katılan Turkuvaz şirketinin Kazakistan bürosu yetkilisi Hüseyin Tanal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Issık Göl’deki fuara katıldıklarını ve ürünlerin satılması için burada bir kaç otelle anlaştıklarını belirtti. Bu bölgede turizm sektörüne katkıda bulunacaklarını düşündüğünü dile getiren Tanal, fuarın çok canlı ve hareketli geçtiğini ifade etti.

Tanal, Issık Göl’ün inanılmaz bir doğası olduğunun altını çizerken, “Keşke, Türkiye çok yakın bir mesafede olsa da Türkler de bölgeye tatile gelebilse. Biz burada iki gün kalacağız. Olabildiğince tadını çıkaracağız. Sabahları göl sahilinde yürüyüş yapıyoruz. Yemekler çok güzel, insanlar çok yakın. Türkçe anlaşmak son derece kolay. Şirket olarak burada çok mutluyuz” diye konuştu.

Fuarın ardından düzenlenen ortak basın toplantıda, hükümet ve yerel yetkililer gazetecilerin sorularını yanıtladı. AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Başbakanlık Turizm Birimi yetkilisi Bakıt Temirbayev, Kırgızistan’a 2011 yılında 3 milyon yabancının geldiğini ancak yaklaşık bir milyon kişinin turistik yerleri ziyaret ettiğini söyledi. Temirbayev, Issık Göl’e gelen turistlerin yüzde 96’sının komşu ülkeler Kazakistan, Özbekistan ile Rusya’dan olduğunu hatırlattı.

Kaynak: AA

Erken rezervasyon yaptıranlar dikkat!

Erken rezervasyon paralarını toplayan vurguncular kayıplara karışıyor.

Aylar öncesinden tatil planını belirleyip erken rezervasyon indiriminden faydalanmak isteyen tatilciler dikkat! Akıl almaz yöntemlerle dolandırılmanız işten bile değil…

Bugün gazetesinin haberine göre; Yaz aylarının gelmesi ile birlikte yılın yorgunluğunu gidermek, dinlenmek ve eğlenmek amacıyla tatil planları yapılmaya başladı. Özellikle erken rezervasyondan faydalanmak isteyenler art niyetli kişi veya kuruluşlar tarafından akıl almaz yöntemlerle dolandırılıyor.

Tatil dolandırıcılığına yönelik Tüketiciler Birliği Başvuru Merkezi’ne çok sayıda şikayetin geldiğini ifade eden Genel Sekreteri Mehmet İmrek, sıkıntının daha çok sahte turizm acentelerinden kaynaklandığını söyledi. “Tüketici rezervasyon yapıyor ve parasını ödüyor ama kısa bir süre sonra firma ortadan kayboluyor” diyen İmrek, bu firmaların hiçbir kuruluşa üye olmayan ve daha çok komisyonculuk yapan sahte firmalar olduğunu kaydetti.

OLAN TÜKETİCİYE OLUYOR

İmrek sözlerine şöyle devam etti: “Komisyonculuk yapan firma parayı aldığı gibi aktarma yaptığı firmaya da para ödemiyor. Diğer firmayı da ister istemez farklı bir uygulamaya mecbur bırakıyor. Olan tüketiciye oluyor. O nedenle tatil yapmayı planlayan kişiler anlaştığı firmanın TÜRSAB üyesi olmasına ve taahhüt edilen hizmet çeşidinin sözleşmede yazılı olmasına dikkat etmeli. Firma hakkında ön bir araştırma yapmalarını öneriyoruz. Ayrıca tüketici sözleşmenin bir örneğini ve ödeme belgelerini mutlaka istemeli.”

SİGORTA POLİÇESİ ALIN

Erken rezervasyon döneminin 15 Mayıs’ta biteceğini hatırlatan Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy, “Vatandaş TÜRSAB belgesi olan acentede rezervasyon yaptırsın ve sigorta poliçesi alsın” uyarısında bulundu.

ÖNCE İHTARNAME ÇEKİN

* Firmaya “ihtarname” gönderip mağduriyetinizin giderilmesini isteyin.

* İhtarnameden sonuç alamazsanız 2012 yılı için 1.161.87.TL’nin altındaki şikayetler için hakem heyetine başvurun. Bu meblağın üzerindeki şikayetler ya da maddi ve manevi tazminat istemli şikayetler için tüketici mahkemelerine başvurun.

* Şikayetçi olduğunuz firma hakkında TÜRSAB, İl Turizm Müdürlüğü ve Kültür Bakanlığı’na yazılı şikayette bulunun.

BEN YANDIM SEN YANMA

A.M: Üniversite öğrencisiyim. Mart ayında bir firmadan Anadolu turu paketi satın aldım. 6 günlük program için 900 euro ödedim. Meğer anlaştığım firma organizasyonu başka firmaya devretmiş ama ona da ücret ödememiş. Söz konusu kişilere ulaşmaya çalışıyorum ancak muhatap bulamıyorum. Çünkü anlaştığım firma benim gibi birçok insandan paraları aldıktan sonra ortalıktan kayboldu.

BİZİ YOLUN ORTASINDA BIRAKTILAR

E.C: 21-24 Nisan 2012 tarihinde bir firma ile Roma seyahatine gittik. İnternet sitesinde belirtildiği üzere 4 yıldızlı, şehir merkezi seçtik. Ancak bizden şehir merkezi otel farkı aldılar. Birinci gün panaromik şehir turu yapmamız gerekirken, yanlış organizasyon sebebi ile saat 15:00’te otobüsümüz bizi yolun ortasında bırakarak gitti. Akşam otele geldiğimizde valizler, kilidi olmayan bir odada duruyordu. Otel kusurlu bulundu. 120 euro taksi parası ve şehir merkezi otel farkını nakit olarak talep ettim. Bana bir daha dönüş olmadı.

OTELİ GÖRÜNCE ŞAŞKINA DÖNDÜM

F.M. 23 Nisan tatili için kızımı alıp 3 günlük Riga turuna katıldım, her birimiz için 350 Euro ödedim. Riga’da 3 yıldızlı bir otelde konaklatılmayı kabul ettim. Oteli gördüğümüzde büyük bir şok yaşadık, şehrin dışında, odada bir masa, iki tane sandalye olan, felaket bir yer. Günlerce odaya kimse uğramadı, çöpler bile atılmadı. O sırada bir internet araması yaptım, ne göreyim, kaldığım otel “Ucuz oteller veya hosteller” kategorisinde ve geceliği iki kişi sadece 24 Euro.

PARAMI GERİ ALAMIYORUM

K.L : 3 günlük İzmir çıkışlı Batı Karadeniz turu almıştık. Yola çıkmadan 3-4 saat önce arayıp, yeterli katılım olmadığından turun iptal edildiğini paramızın 5 iş günü içerisinde yatırılacağını söylediler ama hala ses seda yok. Her aradığımda başka bir güne erteliyorlar. Kredi kartından taksitleri yatırmaya başladık ama hala paramızı alamadık.

4 YILDIZLI DİYE BELDE OTELDE KALDIK

G.D: Ayvalık-Assos-Kazdağları turu için rezervasyon yaptırdım, sitede belirttiği otel gayet güzeldi ve buna güvenerek ücret ödemesi yaptım. Fakat turun kalkacağı gün şirketten bir telefon ve farklı bir otelde konaklama yapılacağı söylendi. Birkaç saat sonra tur şirketini aradım yetkili bulunmadığını bana geri döneceklerini söylediler ve tabii ki kimse aramadı. Otel 3 yıldır kapalıymış ve 23 Nisan’da açılıyormuş. Yemekleri, hijyeni odaları o kadar kötüydü ki anlatılamaz. 4 yıldızlı otelde konaklama sözü verip belediye belgeli otelde konakladık. Turdan tam tamına 50 müşteri mağdur oldu.

REHBER YANLIŞ HİKAYELER ANLATTI

S.K: 20-23 Nisan tarihleri arasında eşimle beraber Ö’nün satışını yaptığı Ayvalık-Bergama-Asos turuna katıldık. Turun program içeriği tamamen ticariydi. Bizi koştura koştura gezdirdikleri için öğlen 2’de program bitti ve bizi otele götürmeye kalktılar. Otelin hizmet kalitesini es geçiyorum. Rehberin hiçbir bilgi birikimi yoktu. Yanlış hikayeler anlattı. Mesela küçük bir tiyatroyu anfi tiyatro gibi gösterip burada aslanlarla gladyotörlerin savaştığını söyledi. Ortadaki alan ise 3 metre var yok.

Polonya’nın En Eskisi, Poznan

Poznan’ın dört yanı söylence

Warta Nehri’nin kıyısındaki Poznan, Polonya’nın en eski kentlerinden. Ülkenin ilk kralları katedralinde gömülü, kimilerince ilk başkent. İkinci Dünya Savaşı’nda tarihi dokusu tahrip edilse de yeniden canlandırmayı başarmış. Haziran ortasındaki Avrupa Futbol Şampiyonası’nda tüm dünyanın gözü bu güzel şehre dönecek. İrlanda, Hırvatistan ve İtalya arasındaki üç önemli maç Miejski Stadyumu’nda oynanacak.

Öğle güneşi altında, Poznan’ın Tarihi Kent Meydanı’nda yüzlerce turist başlarını kaldırmış, Belediye Binası’ndaki saatin üzerindeki pencerenin açılmasını heyecanla bekliyor. Saat tam 12’yi vurduğunda, iki ahşap keçi açılan kepenklerin ardından dışarı çıkacak, yerlerini alacak, alkışlar ve sevinçli haykırışlar arasında defalarca toslaşacak! Onlar bunu yaparken gökyüzüne bir de trompet sesi yükselecek. Keçiler içeri girerken, damdaki trompetçi, borusunu son kez üfleyip halkı selamlayıp gözden kaybolacak. Tarihi binada günde bir kez yapılan bu tören, Poznanlıların yüzyıllar önce doğan söylencelerini bugüne taşımalarının örneklerinden biri. Üstelik bu tören, iki söylenceyi buluşturuyor: “İki Beyaz Keçi” ve “Trompetçi ile Kuzgunlar Kralı”… İlkine göre, 1551’de Belediye Binası’nın alınlığına yapılan saatin açılışı için Vali bir şölen düzenler. Aşçısı Mikolaj’dan leziz geyik eti pişirmesini ister. Dalgınlıkla eti ocakta yakan Mikolaj’ın paniğine, yamaklarından biri derman bulmaya çalışır. İki keçi yakalayıp getirir. Ancak keçiler çatıya kaçar. Saatin açılışını seyretmeye gelen kalabalık, tören başladığında şaşkınlıkla iki keçinin damdaki çıkıntıda toslaştığını görür ve kahkahalara boğulur. Halkın neşelenmesi hem aşçının canını kurtarır, hem de saatin üzerine iki keçinin her gün toslaştığı bir mekanizmanın yerleştirilmesine yol açar.

İkinci söylence, halkı düşman saldırısına karşı uyarmak için binanın üstünde nöbet tutan gözcüyle ilgili. Gözcünün oğlu Bolko, yaralı bir kuzgunu iyileştirir. Kuş dile gelip Kuzgunların Kralı olduğunu söyler. Teşekkür olarak gümüş trompet armağan eder. Yardım ihtiyacı olduğunda çalmasını söyler. Birgün Poznan düşmanlarca kuşatılır. Bolko, trompeti öttürür. Büyük bir kuzgun sürüsü düşman ordusuna saldırır. Neye uğradıklarını anlayamayan askerler geri çekilir, kent kurtulur.

BELEDİYE BİNASINA HOMEROS RESMEDİLMİŞ

Polonya’nın Wielkopolska bölgesindeki Poznan, Avrupa’nın en güzel meydanlarından birinde, böyle söylencelere ev sahipliği yapıyor. Meydanın çevresi gökkuşağını anımsatan yapılar; ponpon, püskül, kağıttan kesilmiş kuş ve çiçek sepetleriyle dekore edilen küçük, pahalı olmayan ama şık cafeler; gece mavisini caz ve rock müziğiyle yıkayan restoranlar, ara sokakları antikacılarla dolu… Belediye’nin Rönesans Salonu, zor beğenenleri bile etkileyecek güzellikle… Dış cephesindeki alınlık resimlerine bakarsanız, birinin Anadolulu ozan Homeros’a ait olduğunu görürsünüz. Meydandaki dört çeşme de mitolojik kahramanlardan esinlenilerek yapılmış. İşte Apollon, elinde liriyle! İşte Deniz Tanrısı Neptün! Savaş Tanrısı Mars fıskiyeler içinde! Propserpina’yı kucaklayan Pluto!
Biraz ötede, bir ara sokakta bir başka çeşmenin önünde Bamberkalı köylü kadını, başka bir söylencenin tanığı olarak kovalarını omzuna asmış, dikiliyor. Poznan’ın her yerinde söylence, her yerinde mitoloji!
Meydandaki kafede mola verdikten sonra Poznan’ı keşfe başlayın. Müzik delisiyseniz, Stary Rynek 45-47 numaradaki Enstrüman Müzesi’ne uğrayabilirsiniz. Geleneksel Leh ve Avrupa çalgıları arasında geçmişe yolculuk anlamına geliyor bu. Müzede konser varsa kaçırmayın.

GENÇ EVLİLER JORDAN KÖPRÜSÜ’NE KİLİT ASIYOR

Tarihi Poznan’ı 2300 minyatür ve 1200 model ağaçtan oluşan ışık oyunlarıyla dolu küçücük bir dünyanın içinde görmek isterseniz, “Makieta Dawnego Poznania” gitmelisiniz. Meydana bağlanan ara sokaklardan birindeki bu eşsiz gösteri 30 dakika sürüyor. Sonra, faytona binip Ostrow Tumski Katedrali’ne kadar gidebilir, Jordan Köprüsü’nün demirlerine kilit asıp sonra sonsuza dek ayrılmamak için anahtarları nehre atan gelin ve damatların mutluluğuna tanık olabilirsiniz. Ardından Parish Kilisesi’nin meleklerine göz atabilirsiniz. Malta Gölü’nün kıyısı da yaz tembelliğini özleyenler için ideal bir seçenek. Siz ağaçların altında otururken önünüzden beyaz kuğuları anımsatan yelkenliler geçecek.

Kitap kurduysanız Raczynski Kütüphanesi’nin önündeki Sağlık Tanrıçası Hygeia’yı selamladıktan sonra içeri girebilir, eski kağıt kokusunu içinize çekerek değer biçilmez kitaplarla tanışabilirsiniz. Hygeia’nın bu yapının önünde ne işi var derseniz; bunun 1829’da kütüphaneyi kurmayı düşleyen Kont Racyznski’nin seçimi olduğu söylemeliyiz. Bu önemli aristokrat, Yunan uygarlığının sembolleriyle doldurduğu Poznan’ın o dönemlerde “Yeni Atina” olarak anılmasına yol açmıştı. Poznan Ulusal Müzesi ise, resim tutkunlarına deva olacak nitelikte sanat yapıtlarına evsahipliği yapıyor.

Kentin en ünlü yerlerinden birisi, eski bir bira fabrikasının restorasyonundan doğan Stary Browar Alışveriş Merkezi… Eski bir yapıyı özgün tasarımla bugünün ihtiyaçlarına göre yeniden yaratma denemesinin başarılı bir örneği… Alışverişi, şık lokantalarda yemek yemeyi seviyorsanız, bir gününüz geçecektir burada. İçinde butik bir otel de olan yapının karşısındaki Müzik Tiyatrosu’nun programına da göz atmayı ihmal etmeyin. Gecelerinizden birine renk katacak bir konser ya da gösteri yakalayabilirsiniz.

RACZYNSKI SARAYININ GÖRKEMİ

Poznan çevresinde nereye gidelim derseniz, cevabımız: Dört bir yana! Otomobil kiralayıp rotanızı Rogalin’deki Raczynski Sarayı’na çevirin, işte Wielpolska bölgesinin en güzel yapılarından biri! Bazı bölümlerinin restorasyonu sürse de, sarayın yalnızca sergi salonlarını ve bahçesini gezmek bile mutluluk verici… Polonya’daki en seçkin resim koleksiyonunun sizde yaratacağı renk sevincinin baş sanatçıları, Jacek Malczewski ve İstanbul’a da gelmiş olan Jan Matejko olacak. Bahçeye çıktığınızda ise, kuş sesleri arasında, aşağıdaki gölcüğü çevreleyen yemyeşil koruyu, çiçek kokularını ve Poznan’a adını veren söylencenin kahramanları olan Leh, Rus ve Çek adlı üç delikanlıyı simgeleyen ünlü üç meşe ağacını görebilirsiniz.

ELHAMRA’DAN ESİNLENDİ

Kornik’deki kale Polonya’daki en fotoğrafik yapılardan biri. Bir gölcüğün içinde sizi bekleyen, kaleden çok şatoyu andıran bu yapının içine girdiğinizde, bir sürprizle karşılacaksınız. Kuzey Afrika mimarisinin örneği büyük salona İspanya’daki Elhamra Sarayı’nın bir bölümü örnek alınmış. Kaleden çıkışta yandaki arboretuma uğramanızı öneririz. Kökleri, güneş görmek için yeryüzüne çıkan tuhaf ağaçlardan dev çiçeklere kadar botanik dilinin güzel sözcüleriyle karşılaşacaksınız. Edebiyat meraklıları, kaleye beş dakika uzaklıktaki bir eve uğrayabilirler. Bu yıl yitirdiğimiz Nobel Ödülü sahibi Leh şair Wislawa Szymborska doğdu o evde çünkü. Ev ziyarete açık olmasa da, şiir okurları için büyük bir şairin ayak izlerini takip etmek heyecan verici olsa gerek.

598 YILLIK DOSTLUK

Polonya’da nereye giderseniz gidin, Türk olduğunuzu söylediğinizde dostça bir tebessümle karşılaşıyorsunuz. Nedeni tarih boyunca Rusya’nın ezici gücüne karşı Osmanlı’yı denge unsuru olarak görmeleri. Bir kahinin, “Türkler atlarına Vistül Nehri’nden su içirdiğinde Polonya özgürlüğüne kavuşacak” sözü hâlâ hafızalarda. Bu kehanet Rusya, Prusya, Avusturya işgalleri sırasında umut olmuş. Bugün ise bir dostluk bağı. Dostluğun 600’üncü yılı 2014’de iki ülkede törenlerle kutlanacak.

TOP POLONYA’DA DÖRT KÖŞE

Akgün Akova ve Gülden Akıncı, dört yıldır, Türkiye ve Polonya’yı doğası, tarihi, edebiyatı, sanatıyla yan yana getiren bir kitap hazırlıyor. “Bir Aynada İki Ülke: Türkiye ve Polonya” projesine Polonya’nın İstanbul Başkonsolosluğu ve Polonya kentlerinin belediyeleri destek veriyor. Projenin ilk ürünleri, haziranda İstanbul ve İzmir’de sokak sergilerine dönüşecek. Avrupa Futbol Şampiyonası’nın oynanacağı dört Polonya kenti; Varşova, Gdansk, Wroclaw ve Poznan’dan fotoğrafların yer alacağı serginin adı, “Top, Polonya’da Dört Köşe!”

YAZ FESTİVALLERİ

* 9-24 Haziran: 37’nci St. John Fuarı (ortaçağ atmosferinde geleneksel el işleri fuarı)
* 17 Haziran: Nehirde Ejderha Tekneleri Yarışı
* 21 Haziran: Yılın en uzun günü fener alaylarıyla kutlanıyor.
* 3-7 Temmuz: Malta Festivali’nde salonlarında, meydanlarında tiyatro, müzik, dans gösterileri yapılacak.
* 15-19 Temmuz: Animasyon Film Festivali.
* 9-11 Ağustos: Etno Port etnik müzik festivaline bu yıl Kore’den Meksika’ya, Türkiye’den İsrail’e pek çok ülkeden topluluklar katılıyor.

Kaynak: Hürriyet