Passported CEO’su Henley Vazquez “Seyahat Çemberini Mümkün Olduğunca Eğlenceli Kılmaya Çalışıyoruz”

Tatile gitmek gerginliğinizi müthiş derecede azaltmaya yarayabilir ama tatili planlamak tamamen başka bir hikaye.
Yeni bir başlangıç kabul edebileceğimiz Passported, eski bir sıkıntımıza, yani seyahat planlamadaki stresimize çare olmaya geliyor,

Passported sisteminin CEO’su Henley Vazquez ile bir röportajını bulduk.

Neler konuşmuşlar bakalım;

passported1

Bize biraz Passported hakkında bilgi verir misiniz?

Henley Vazquez – Passported, içerik planlayıcı bir platform. Fikir, aslında seyahat sektörünün teknolojideki eksikliğini görmemizin üzüntüsüyle ortaya çıktı. Biz de gezginlere, geniş ve uzman bir içeriğe ulaşmaları için bir alan oluşturmaya karar verdik. Ayrıca diğer kişilerle de iletişim kurabilecekleri bir alan. Programı ayrıca Google Places ile entegre ettik, ismi arattığınızda artık daha hızlı cevap verecektir, gideceğiniz yerleri harita üstünde işaretleyebilmenizden, kendi notlarınızı tutmanıza kadar ya da özel bir tarih belirleyip arkadaşlarınızla paylaşabilmeye kadar her şeyi yapabileceksiniz. Hatta otel concierge ile bile paylaşabilir ve planınızı tamamlayabilirsiniz.

Passported’ı diğer seyahat planlayıcılardan daha farklı kılan şey nedir?

HV – Endüstriye bütünsel bir yaklaşımda bulunmaya çalışıyoruz. Görüyorum ki pek çok şirket problemi ele alıp tamamen çözmeye yönelik kolay bir program oluşturmaktansa ya sadece otellere odaklanıyor ya da etkinlik satışı yapıyor. Biz ayrıca endüstriyi de tanıyoruz ve geçtiğimiz 10 yıllık süreçte devamlı sektörün içindeydik de.

Sizce Passported değişimi nasıl gösterecek ya da seyahati nasıl geliştirecek?

HV – Seyahat çemberini mümkün olduğunca eğlenceli kılmaya çalışıyoruz. Gezginlerin neredeyse yüzde 75’i, seyahati planlama aşamasının ne kadar sancılı olduğundan söz ediyor. İşte bizim platformumuz bu problemi çözüyor, yola çıkınca nereye gidileceğini veriyor. Gezi öncesi hayalperestleri için, dergilerden, arkadaş gezilerinden, yerel blog sayfalarından ve daha fazlasından da derleme yapılabilecek bir aygıt yaptık. Planlamak isteyenler için ise, yerel destinasyon tavsiyeleri sunabilen bir siyah ajandayız.

Ayrıca pek çok boş sayfamız da var ki Google Places‘tan kişisel tercihlerini seçebilir ve ekleyebilirler. Yolculuğa çıkmış olanlar içinse, dijital bir rehber kitap ve cepte bir haritayız. Eve dönüş yolundakiler için, kişilerin yaptıkları, gittikleri, denedikleri, tattıklarını arkadaşlarıyla ve gelecekte seyahat edecek kişilerle paylaşmaları için varız. Tüm bunlar bir arada ana yemek aslında.

Passported hangi tür kullanıcılara hitap eder?

HV – Daha çok aile olarak seyahat edenler için tasarlandı Passported, çünkü aileler gezginler içinde en büyük orana sahip topluluk. Ancak henüz yeterince hizmet verilmedi. Yakında diğer kollara da açılmayı düşünüyoruz ve diyebilirim ki pek çok içeriği hazırladık bile özellikle çocuksuz seyahat eden çiftler için ya da balayı çifleri için de programlarımız yolda.

Google Travel’a Hoşgeldiniz!

Google, seyahat endüstrisini yeniden şekillendiriyor! Son zamanlarda kendisine ait olan Hotel Ads Servisini piyasaya sürdü.

Bunu “online seyahat endüstrisi” için çok önemli bir gelişme olarak sayabiliriz. Davranışlarımız geçtiğimiz 15 yıl içinde çok değişti ancak bir şey son derece sağlam kaldı, o da Google kullanıcısının deneyimleri. Doğruya doğru ki Google, internet ekosistemindeki hayati kaynaklarımızdan birisi, insanlar gün içinde binlerce arama yapıyorlar. Ve “seyahat” de Google‘da ciddi araması yapılan başlıklardan birisi.

maxresdefault (1)

Mesela seyahatle ilgili bir şey araştırdığınızda Google sizi seyahat sitelerine yönlendiriyor, ancak Hotel Ads programı ile artık direkt olarak bookinginizi yapmanız sağlanıyor. Ve bu şekilde piyasa kendine de bir yer edinmiş oluyor. Muadilleri Booking ve Expedia gibi websitelerine yani!

Bu başlangıç piyasadakilere ve fiyat karşılaştırmalarında da parlak bir gelecek göstermese, Google aralarındaki iş ilişkisilerinin kopmasını istemeyecektir. Malum, Google arama motorunda dahi önemli rol oynadıkları gibi bir gerçek var.

Otel zincirleri, küçük oteller ya da bağımsız ya da butik hoteller, insanların direkt Google üzerinden booking yapmasıyla karlı sonuçlar elde edebilirler. Sonuçta Google’ın ulaşabildiği kitle ve kullanıcı sayısına doğrudan ulaşmış olacaklar. Google Hotel Ads, belki bazıları için artı ya da eksi sonuçlar oluşturabilir ama bir taraftan da kesinlikle bir getirisi olacaktır tabi ki; müşteriler!

maxresdefault (2)

Kaynak: Cüneyt Baycan | Jollytur

İstanbul’da Bir Rus, Rejans!

“Hughe Knatchbull-Hugessen’i gece daralttığı zaman, Beyoğlu Galatasaray’daki elçilikten çıkar, Tünel’e doğru bir başına yürümeye başlar, Fisher’s Beer Hall’da bir ya da iki koca 50’lik devirir, ardından Von Papen’le karşılacağını bile bile Rejans’a döner.” diye anlatır Jak Deleon.

rejans3

Şimdi, Uzak Rota yöneticimiz Gökhan’ın da büyük desteği ile, birkaç dakika içinde bambaşka bir zamana yolculuk edeceğiz, hazır mısınız?

“Bir an şunları gözümün önünde canlandırınca çok eğleniyorum; Türkiye’deki İngiliz Büyükelçi, Knatchbull-Hugessen, hafif, krem renkli takımını açık sarı ipek kravatıyla süsler ve salonun içeri girer girmez soldaki ilk masasında oturur. Ve masasının aynı sırasında ama en sondaki masada, çapraz karşısına gelecek şekilde oturan Alman Büyükelçi Von Papen, duman renkli takımı içinde şişesi 12 Liralık Kordon Ruj şampanyasını yudumlar. Nasıl ki bu ikili, ne zaman Rejans‘a uğrasalar birbirlerine denk gelir.” (Jak Deleon)

Balalayka müziklerinin, Galata’nın Yüksekkaldırım yokuşunda yankılandığı 1940’ların İstanbul’u. Sokaklarında kahkahaların yükseldiği, umarsızca dolaşan arkadaş canlısı İstanbul, şahsına münhasır Beyoğlu’su olmasaydı, bu anıları var olmazdı.

Bolşevik Rejimi ile de akına uğramış Beyoğlu’nun özellikle Asmalı Mescit‘i, varlıklı Beyaz Rus ailelerin özellikle yerleştiği yerlerden oldu. Bölgenin Rus mutfağının eksiğini gidermek üzere Rejans, 1900lerin başlarında, cumhuriyetin ilk dönemlerinde kapılarını açtı! Böylece rejimden kaçan varlıklı Grand Düklerin, canlarını korumak adına, garsonluk yaptığı restoran oldu Rejans!

Derler ki Mustafa Kemal Atatürk‘ün sıklıkla ziyaret ettiği restoranlardan birisiydi Rejans! Her zaman 2 numaralı masayı tercih ederdi. Adını Fransa’daki Regence Restoranlarından almıştı. Hitler’e büyük destek olmuş diplomat ve Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Von Papen’in akşam yemeklerini burada yemesi bir alışkanlık olmuştu.

rejans2_200 Bugün Rejans salonunun en sonunda, sol köşede masanın yanındaki duvarlarda isimler göreceksiniz. Tevfik Manars, Veronica Protoppova, Vera Çirik, Mikhail Mikhailovich… Bu mucizenin yaratıcılarının isimlerini duvarlarında yaşatan bir restoranda bir akşam yemeği yemek onurdu bizim için.

Teras restoranlarıyla ve gece kulübü anlayışını akşam yemeklerinde, yaratıcı sübliminal mesajlarla coşturan 360 restoranları zaten hep beğenilen restoranlardan olmuştu. Ama yıllardır kapısı kapalı Rejans’ı alıp restore edip, hizmete sunana kadar bundan iyi iş yaptıklarına denk gelmemiştim!

Restoran‘dan içeri adım attığımızda saat akşam 7’ydi. Biraz erken geldiğimizi fark edememiş ve restoranın bomboş görünce çok üzülmüştük. İçeri girdiğinizde çok da masalarla dolu olmayan bir salon göreceksiniz, “hangisi en güzel masa” diye lütfen sormayın, çünkü her köşesi bambaşka bir keyif. Dekor konusunda ben bir hata bulamadım, ama benim huysuz arkadaşlarım sütunlardaki bordo hoparlörlerden ve aynaların insanın üstüne üstüne gelmesinden söz ettiler yarım ağızla. Sanırım çok irdeleyince hep bir şeyler çıkar ama ben aynaları da sevdim, bordo renkli, vintage görünen hoparlörleri de.

Masaya oturduğumuz anda -kesinlikle 360’ın bu zamana kadar ki en başarılı sunumu diyebileceğim- bir menü ve vodka servisi tanıtımıyla Burhan Bey listemizde en tepeye oturdu!

Sipariş verirken mümkün olduğunca her başlıktan bir şeyler ortaya söyleyip pek çok şeyin tadına bakmak istedik.
Ve doğrusu son anına kadar tadına baktığımız her bir çatal bir diğerinden daha mükemmeldi!

Çorba içmeyi sevenlere -biz doyarız diye denemedik ama- kesinlikle tarihinde de bugün de önerilen “borch çorbası” ile başlamalarını tavsiye ederim.

Ancak bizim açılışımızı sıcacık köy ekmekleri, iki çeşit tereyağ ve az tuzlu kütür kütür turşular yaptı.

“Topik” nedir, bilir misiniz? Nohuttan yapılan topik, çam fıstığı ve kuş üzümü bir arada bize yetmedi! Kesinlikle insanları bu lezzetten minik bir porsiyonla mahrum etmemeliler.

Gerek ızgara ördekli salatası, tabi ki -kusursuz- ve çıtanızı yükseltecek Rus Salatası, Çerkez Tavuğu, dünya tatlısı İtalyan Pierro’nun ikram ettiği somonlu krepleri, taraması, soslu lahanası, Rus mantısı yani pelmenileri, portakallı ördeği, gerekse hizmetteki ego ve kasıntılardan uzak, samimi ve doğal personeli ile bize asla unutulmayacak 2 saatlik bir akşam yemeği yaşattılar.

Bu arada saat 8 olmuş ve salon farklı farklı insanlarla dolup taşmaya başlamıştı. Konsolosluk görevlilerinden, eski İstanbullu yaşlı teyze ve amcalara, gün yapar gibi yemeğe gelmiş ablalarımızdan sevgilisini yemeğe çıkartmış iş adamlarına kadar -Gökhan’ın da deyişiyle- Rejans kısa sürede eski ruhunu ve kosmopolitan yapısını yeniden yakaladı!!!

????????????????????????????????????

Ah bu arada, hatırladığım kadarıyla tarih kitaplarında yazar ki; salonda Barones Valentine von Klodt Jurgenzburg piyanosunu çalarken bir rüyaya daldırırdı, eğer siz de bir rüya görmek istiyorsanız arpın ve -zaman zaman- akerdeonun ritmine kendinizi kaptırabilirsiniz.

Yalnız ilginizi çeker mi bilmem ama; vodka sevmemek ne kelime -HİÇ- sevmeyen birisi olarak Rejans’a gidip tekrar vodka içebilirim!

Limonlu vodka Rejans’ın en özel içkisiydi, hala da öyle! Tabi farklı tatlar denemek isteyenlere farklı aromalar da mevcut.

Biz vodkanın keyfini sürerken Yusuf Bey, daha önce de söz ettiği “şehrin en iyi kokteylleri”nin tadına bakmamız konusunda bize yardımcı oldu. Bunların tam karşılığı kelimelere dökülünce nedir bilmiyorum, bulamıyorum ama “bu kokteyller gerçekten şehrin EN iyileri”!

Yusuf Bey’in ısrarla bar personelini bu denli övmesini şimdi çok çok iyi anlıyorum! Mazeret bulamadık, hata bulamadık, kokteylinde bile samimiyetsizlik bulamadık!

Gözlerinizi kapatmayın!

Hayal edin ve görün! Kendinizi de tarihten bir parça gibi görün!

Agatha Christie‘nin Pera Palas‘tan çıkıp ufak bir yürüme mesafesi ardından buraya gelip yan masanıza oturduğunu hayal edin.

lucien-olivier

“… diplomatlar, gazeteciler, Hitler’in baskısından kaçabilmiş Alman Profesörler, yazarlar, Fransız bıyıklı bereli ressamlar ve sözde entellektüeller borş çorbalarını, beef stroganoff ya da tavuk “kievsky”lerini tüketirken vodkalarını yudumluyorlardı.”

70 yıl sonra tarih kitapları sizin de adınızı bu restoranla yazabilir! 70 yıl sonra duvarlarına sizin de adınızı ekleyebilir, Rejans!

Kitaplar size, şaşlık kebabını, beef straganoffu, borch çorbasını, tavuk kvieskysini, kestane tatlısını, pirochki adlı lahanalı pidesini önerecektir. Çoğu lezzet hala yerli yerinde ama bence en güzeli büyük bir beklentisizlikle gidip, Yusuf Bey’in eşsiz tavsiyeleri, Pierro Bey’in sonunu getiremediğimiz keyifli sohbeti, Burhan Bey’in müthiş hizmeti ve yönlendirmeleri ile yolunuzu orada çizmeniz en güzeli olacaktır.

Elimdeki eski menü ile yenisini karşılaştırmama yardımcı olan Yusuf Bey’e ayrıca teşekkür etmem gerekir.

O zaman kadehlerimizi Rus Salatasını bulan aslen Belçikalı Rus Lucien Olivier’e kaldıralım.

Hadi bakalım, nazdrovya!

Havalimanı Çalışanlarından 7 Seyahat Tüyosu

Kahve içmeyin! Kendi kulaklıklarınızı kendiniz getirin! Çantanızı kilitlemek için çaba sarfetmeyin… vs vs…

Bu tarz ipuçlarına havalimanı ve havayolu şirketlerinin anonim ekibinin ipuçları diyebiliriz. En son Reddit‘te bu muhabbetler satır satır konuşuluyordu.

Madem öyle,

Buraya, o muhabbetlerden, sizin için bir iki ipucu serpiştirdik.

Fermuarlı Valizlerdeki Kilitler Dünya Gereksizi

royalsiblings” adlı bir kullanıcı diyor ki, “Sonuçta, bir kalem yordamıyla fermuarı patlatabilir, sonra da fermuarın kilitlenen kısmını başa sona çekiştirerek tekrar fermuarı kapatabilirsiniz. Bunu tanımlanamayan ya da etiketlenmemiş çantaların çoğuna yaptım. Tam olarak böyle yaptım, evet.”

Kendi Kulaklığınızı Kendiniz Getirin

“Bir süre boyunca havalimanı şirketlerine araç gereç satan bir toptan satış firmasında çalışıyordum. Size verilen kulaklıklar yeniden paketlenmiş olmalarına rağmen yeni değiller. Uçuşlardan sonra “temizlenip” yeniden paketleniyorlar.” diyor Reddit kullanıcısı ichigo29

Eski Uçuşlarınızın Etiketlerini Çıkartın

“Anlamak zor değil, düşünürsek anlayabiliriz; bazı bagajların uçuşlarını kaçırmalarının ya da farklı yerlere gitmelerinin sebeplerinden birisi de yolcuların eski uçuş etiketlerini çıkartmamış olmaları oluyor. Bu, okuyucular kadar sevk edicilerin de kafasını karıştırıyor.” diyor Reddit kullanıcısı, aurelius.

Çalışanlara Nazik Olun

“Bize karşı nazik olduğunuz sürece, sizin için yapabileceklerimiz artacaktır. Biftek mi kalmamış? Kibarca sorun ve size first class’tan gidip minik bir file ayarlayalım. Yanınızda oturan kişi çok mu gürültü yapıyor? Bize düzgünce söyleyin, ve size daha uygun bir koltuk ayarlama imkanımız olsun.” der kabin memuru ve Reddit kullanıcısı ihatcoe.

Ya da WorsetoWorser der ki; “Biletleme işleminde nazik olduğunuzda, size ağırlık fazlası olan valizlerinizle nasıl ilerleyebileceğiniz konusunda ellerinden geldiğince  yardımcı olurlar, hatta biraz da gülümsetircesine komikseniz belki valizlerinizden ücret bile almayabilirler.”

Salı Günü Alın ve Uçun

Reddit kullanıcısı Drama_Llama; “Havayolu şirketinin alan yönetiminde çalışıyorum. Çoğunlukla, bilet almanın en ucuz zamanı salı günleri öğleden sonralarıdır. Uçmak için en ucuz günler salı, çarşamba ve cumartesi günleridir. Bu amerika’ya her uçuşumda deneyimlediğim bir şey.” diyor.

Kahveyi Pas Geçebiliriz

“Kesinlikle kahve içebileceğiniz en iğrenç şey. Çünkü o, her sabah hazırlanan mataraları kimse temizlemiyor. Duraklardaki çalışanlar o kadar düşük ücretlere çalıştırılıyorlar ki, onları temizlemek için kıllarını kıpırdatmıyorlar bile. AA(?) ile çalıştığım dönemlerde ben bile ilgilenmedim. Hayır sadece bu da değil, temizlik için gerekli gereçler de temin edilmiyor. Genelde yaptığımız şöyle bir çalkalayıp kahveyi içine boca ediyoruz.” diyor WorseToWorser.

Taşıyıcının Üstüne Evcil Hayvanınızın Adını Koyun

Eğer check-in yaptıysanız köpeğinizdeki resmen dehşete düşmüş olduğu değişimi net görebilirsiniz. Kim bilir zavallıcık ne kadar da korkuyor uçuş esnasında. Valiz odasının çalışanları genellikle korkmuş bir hayvanı rahatlatmak için ellerinden geleni yaparlar ama en iyi yapabileceğimiz şey onunla konuşmaktır aslında. Dolayısıyla evcil hayvanınızın ismini çantasının ya da taşıyıcısının üstüne yazabilirseniz, çalışanların ona hitabı için işlerini kolaylaştıracaktır.” der RabbitMix.

Sen de “Digital Nomad” misin?

Kimi zaman sorduklarında düşünüyorum da, imkansız ki kimse bana bilgisayar başında geçecek bir seyahat sevdiremez.

Sanırım bu konuda çoğunuzla hemfikiriz? Derken lafımı yuttum.

Zamanla işin getirdiği sorumluluklarla, 4 günlük Paris seyahatinde, akşam, otel odasına dönüp kendimi yazılar yazarken bulmaya başladım. Sürekli kontrol edilmesi gereken mailler, etkinlikler, organizasyonlar, tanıtımlar, reklamlar, çalışılacak destinasyonlar, bir sonraki gün için tavsiye edilen mekanları araştırma, önceden alınan gezi notlarını kontrol etme derken günü bilgisayar başında kapattığımı fark ettim.

Peki siz şu an bu yazıyı nasıl okuyorsunuz?

Yadırganamaz bir gerçek ki, dijital ortamlar sosyal ya da bireysel yaşamlarımızda büyük yer tutuyor. Bir de ekmeğini sosyal medyadan, grafikerlikten, web’ten, tasarımdan, komünikasyondan ya da benzeri dijital ortamlardan kazanan bir gezginseniz işiniz zor.

Derken, şöyle bir terimle tanıştık: “Digital Nomad”

Kimdir bu Nomad?

Sam-taking-photos-in-the-Mekong-Delta
Görsel: @Nomadic Samuel

Nomad, İngilizce’de göçebe anlamına gelir.
Nomad, yerinde duramaz.
Nomad, hippie değildir, klasik gezi rotaları dışına bireysel ya da kendi minik sosyal çevresiyle çıkmayı sever.
Nomad, tatil kalıbının tüm normlarını elinden geldiğince yıkmaya çalışır.
Şöyle bir düşününce kimdir bu günümüzdeki göçebeler, gözümün önünde bir kare canlanıyor; kayalıkların üstüne çıkmış, yüzünü önündeki uçsuuuzzz bucaksız, eşsiz güzelliğe dönmüş, sırt çantası ile usul usul bir hayranlıkla manzarayı izleyen yakışıklı/güzel bir sırt çantalı gezgin.

Peki bir de şuna bakalım;

Digital Nomad

Digital_nomad_frustrations

Tonla işiniz var, ancak yerinizde duramıyorsunuz?

Hatta bir de işiniz internette, bilgisayar başında diye, sürekli reklamlarda, açılan sayfalarda sağda solda seyahat paketleri, bilet promosyonları, manzara fotoğrafları karşınıza çıkıp duruyor.

Bir süper serseri rehber arkadaşım Fatih’e neden özellikle Anadolu turları yapmayı sevdiğini sorduğumda, “dağlara zaafım var” demişti.

Sizin de, onun gibi, maceralı maceralı seyahat fotoğrafları gördüğünüzde aklınız gidiyor mu?
E ne yapacağız?

Minimalize etmek denilen şey, küçültmek anlamını öylesine taşımaz.

Minimalize dediğiniz şey, sade yaşam için sahibi olduğumuz manevi ve materyal her şeyi ihtiyaç düzeyine indirgemektir.

“Sadelik, şeklin en sofistike halidir” diyen Steve Jobs‘u da anarak valizinizi toplamaya başlayın! İşlerimizi alıp yola çıkıyoruz!

Dijital Gezgin, Dijital Göçebe ya da Digital Nomad terimini kabul ederken, getirdiği anlamları algılıyoruz.
Biraz detaylı düşününce; bu tip, iş sebebiyle teknoloji ve telekomünikasyondan uzaklaşamayan gezginlerin günümüz çalışma standartlarında sorumluluğu çok artıyor.

  • Freelance olmasının etkisi önemli. Böylece geziye daha elverişli kariyer grubu doğabiliyor.
  • Freelance olmanın getirdiği sorumluluk ile kendi muhasebecin de olman gerekiyor.
  • Gezmeyi bu kadar seviyorsun ama 4 günlük Paris ziyaretinde ne ara gezecek, ne ara kahveni ya da şarabını Sen Nehri kıyısında yudumlayacak, ne ara maillerini kontrol edecek ya da AutoCad’de taslak hazırlayacaksın?
  • Zamanı iyi kullanmayı herkesten iyi bilmelisin!
  • Giderin kazancını aştığı durumda, yerleşik hayatı gözden geçirmenin vakti gelmiş olabilir. Dikkat etmelisin.
  • Bir de sürekli wi-fi bulabilecek misin bakalım?

Az önce toplamaya başladığımız valize şöyle bir göz attığımda görüyorum ki, kablolardan oluşan minik bir dünya oluşmuş…

Kabul ediyorum, Digital Nomad olmak, ne kadar yazı yazsam da, mail kontrol etsem de benim -kesinlikle- seyahat tarzım değil…

Aslında sanırım şehir ara sokaklarında kaybolmak ve yerel halkla sohbet etmeyi seven bir gezgin olarak “nomad” olmak da bana göre değil.

Ya da belki de kayalıklara çıktığımda sırtımın fotoğrafını çekecek kişi kadrajı ayarlayamayıp beni şişman gösterecek…

Maceracı bir gezgin olmak ya da olmamak, sizi kalıplara sokmaz. Herkesin sinema ve kitap zevki gibi seyahat anlayışı farklı olabilir.

Peki sen oradan buradan, ucundan da yakalamışsan, “digital nomad” ya da “dijital göçebe” olduğunu düşünüyor musun?

Not. Nomad olmanın çeşitli başlıkları var; kurumsal bir göçebe olabilirsiniz, ya da yarım göçebe, ya da çevrimdışı göçebe, belki de evcil göçebe? Araştıralım bakalım siz hangisiymişsiniz?

Sizce Lüks Turizm Endüstrisi Gelecek Dönemde Müşterilerini Bulmaya Hazır Mı?

Hazır mısınız?

Şampanya, havyar, ıstakoz ve en kaliteli “pate” ezmesi ile bir tabak dolusu şölen hazırlansın! Çünkü her Mayıs, Cannes Festivalinde Angelina Jolie, Brad Pitt, George Clooney‘nin yürüdüğü yolları yürümek üzere, ödüllü film müzikleri karşılanacak lüks tatil tutkunu VIP misafirleriniz, bu pazartesi gecesi, önlerine serilmiş kendi kırmızı halıları ile Paris’e vardı.

Bu haftaki, yıllık Uluslararası Lüks Turizm Marketi bundan daha yüksek ruhlu, daha güçlü olamazdı.
3000 katılımdan 1000’e yakını Paris’teki terör saldırılarının ardından seyahatlerini iptal etmişlerdi; ve etkinlik organizatörü, açılış sürecinde, lüks pazardaki Vip misafirlerden yüksek güvenlikle ilgili sabırlı olmalarını ve 4 günlük etkinliklere gitmelerini tavsiye etti, ve alaycı bir şekilde, salona girmek için sırada beklemenin “network oluşturmaya birebir” olabileceğini de söyledi. Bu muhtemelen, katılımcıları biraz kıkırdatarak ortamdaki gerginliği azaltmaya yardımcı olmuştu.

Yalnızca bu değil, yaşanan pek çok şeyin ardından, turizm endüstrisinde çalışan herkes için, terör ve doğal afetlerin iş hayatının bir parçası olduğu görüldü. Evet, bunlar yaşanıyor. Ölümlere, yıkımlara sebep oluyorlar. İş hayatındaki kardeşlik iç güdüleri, yıkıma uğramış bir şehre ya da ülkeye destek olarak rakipleri bir araya getiriyor, ve görüyoruz ki turizmin yerel ekonomiye ve insanlara destek olmada tuzimin hızlı bir toparlanma eğilimi olduğunu görüyoruz.

Toplam turizm endüstrisi global olarak, 10’da 1 iş alanı yaratıyor ve ekonomik olarak yaklaşık 7 trilyon dolar hasılat yapıyor.

Her geçen gün, dünyanın her yerinde, turizm endüstrisi bir ömür boyu sürecek anılar ve mutluluklar yaratıyor. Global turizm hareketleri empati ve anlayışı geliştiriyor, ve dileriz ki barış ve refah da.

Seyahat sektörünün sonundaki lüks turizminde bugün kutlayacak pek çok şey var.
Anket çalışmaları sonucunda görülüyor ki, günümüzdeki varlıklı tüketiciler harcamalarını fazlasıyla lüks deneyimlere harcamayı tercih ediyor.

Mesela bir spada kendini ödüllendirmeyi, bir parça kuyuma değişebiliyorlar. Ya da Tuskana veya Bordo’da bir restoranda geçirilecek zaman bir çanta ya da saatin yerini tutabiliyor.

Bu düşüncenin tam ortasında, durdurulamaz şekilde bekletileri yükselmeye başlayan varlıklı tüketicilerin ….

Youtube’da 10milyon izlenme almak için TED Konuşmalarında bir duygu yaratmak üzere ve ilgiyi üstlerine çekme amaçlı, şampiyonluk kazanmayı hedefleyen minik kayakçı Logan LaPlante, lüks bir otel tarafından davet edildi. Böylece medya, 80’ler doğumlulardan günümüze gelen yeni jenerasyonun beklentilerine ve kafa yapısına dikkat çekmiş oldu.

Tam olarak lüks tüketimci ne ister?
Otele girdiği andaki beklentisi nedir?
Bu beklenti, müşteri ilişkilerinden gelecek kişisel bir karşılama mıdır?
Belki de organik meyve ve bitkilerden hazırlanmış ve ödüllü bir barmen tarafından hazırlanmış bir hoşgeldiniz içeceği…?
Hatta lobide tatlı bir canlı müzik mi ister?

18 yaştan küçük bir kesim için konuşurken, akranları ne ister hakkında konuşmalar yaptı. Ergenlik çağındaki gençlerin stresini azaltan internet ulaşılırlığının önemi kadar, sigara bağımlılarının 14 saatlik yolculuğun üstüne ufak bir yarım saatlik sigara molası vermenin önemine kadar her konuya dikkat çektiler.

Otomatik Tavsiye Listesi Oluşturan Seyahat Planlayıcısı Bucket Ülke Çapında Genişliyor

Bir zamanlar Facebook’un ilk dönemlerinde çalışanı, ama uzun vadede bir gezgin Julia Lam, insanların iş seyahatlerini, tatillerini nasıl planladıklarını görmek için gezilerdeki tüketici davranışları üzerinde çalışmalar yapar.

Ve insanların sürekli Chrome’un sekmeleri ya da metin dosyaları karmaşasında uğraşları ile karşılaşır. Dolayısıyla Facebook’un önceki mühendisi John Sichi ile Bucket‘ı kurmaya böyle karar verir Julia. Makalelerden ve arkadaşlarından e-mail ya da Facebook üzerinden aldığı tavsiyeleri ortaya çıkartır ve hepsini bir panoda bir araya getiren bir otomatik metin çözümleyici yaratır.

Tipi biraz Pinterest‘e benziyor aslında, tabi konum ve deneyim paylaşımları seçenekleri haricinde.

jenny-lee-sundance1 bucket1

Bugün artık Facebook’un, Dave Morin’s Slow Ventures gibi ilk dönem liderlerinden 1 milyon dolar destek alan şirket, ciddi bir büyüme gösterip kendisini sadece San Francisco bölgesinden ülke geneline yayıyor!

Ayrıca siteye ufak tefek kullanıcı ya da tavsiye takip etme gibi yenilikler de geldiği gibi, yeni bir başlık olan Nearby Buckets’da ön planda olacak. Böylece insanlar bulundukları aynı noktadaki diğer kişilerden tavsiyeler de alabilecekler.

new-orleans bucket2

“Bu ürünümüzü piyasaya, sadece Amerika’daki uzun süreli seyahatler için sürmedik; ayrıca şehir içinde geçirebilecek bir haftasonu birikimi de diyebiliriz.” diyor Julia. “Mesela benim için, ne zaman Napa’ya gidecek olsam hemen bana bir şarap evi listesi oluşuyor ve hangilerine kendimi atmam gerektiğinden emin olabiliyorum.”

Daha fazla müşteri elde etmek için Airbnb ve Facebook gibi körfez bölgesi teknoloji şirketleri ile ortaklık yoluna girdiler. Bu vesile ile iş hayatına yeni atılacak olanlara nerede kalmalı gibi tavsiyeler de verebilecekler.

Farkındalık Yaratmak İçin Kendini Kabile Kadınlarına Dönüştürmek

“Adım Boglarka Balogh” diyor araştırmacımız, “34 yaşında, dünyayı gezen ve insan hakları hakkında yazan Macar bir gazeteciyim.

Boglarka’ya yeni başladığı işinde bir ilham gelir ve Csaba Szabo adlı bir grafik tasarımcıdan destek alarak kendi doğal fotoğrafını, 7 farklı Afrika Kabile üyesi formuna sokar.

Journalist-morphed-herself-into-tribal-women-to-raise-awareness-of-their-secluded-cultures8__880
“İlhamı Afrika’nın pek çok ülkesinde geçirdiğim süreçten aldım. Orada nesli tehlike altında olan ve süratle yok olan pek çok kabile ile ilgili durumun bilincine vardım.” diyor.

Bu portrelerin dünyanın bir diğer ucunda nasıl farklı güzellikler olduğunu ve bizim farklı formlarda da çok güzel olduğumuzun bir kanıtı olduğunu gözler önüne seriyor. Resmen yok olmanın eşiğinde bu nefes kesici kabilelerin muhteşemliklerini sunuyor.

2himba

HIMBA KABILESI

Himba Kabilesi Kuzey Namibia ve Güney Angola bölgelerinde yaşayan 50bin kişilik popülasyonuyla kendisine özgü bir grup. Kabilenin üyeleri yarı-göçebe, kırsal ve ağırlıklı olarak yağlı kuyruklu koyun ve keçi hayvancılığı yapan çiftçiler; ancak varlıklarını ellerindeki sığır sayısı belirliyor. Himba kadınları özellikle, Himba erkekleri gibi, kendilerini otjize adlı bir hamur ile kaplamalarıyla belirginlik sağlarlar. Otjize, tereyağı ve toprak boyası pigmentlerinin kozmetik bir karışımı. Uzun süreli su kıtlığı sürecinde cildi temizlemek ve kendilerini aşırı sıcak ve kuru havalardan olduğu kadar sinek ve böcek ısırıklarından da korumak için kullanılıyor. Bu kozmetik karışım bazen omuzumba ağacının aromatik reçinesi ile parfümleniyor, cilde ve saçlara turuncu veya kırmızı tonlarda belirgin bir doku veriyor.

Otjize, bugün estetik ürünlerinin en önde gelen maddelerinden birisi olarak kabul ediliyor; dünyanın en zengin kırmızı rengi, hayatın özü kanı sembolize ediyor, ve Himba güzelliği ile bağdaştırılıyor.

3Karo kabilesi

KARO KABİLESİ

Karo Kabilesi 1500 kişiden oluşan, Etiyopya’nın güney batısında yer alan Omo Vadisi‘nde bulunan küçük bir kabile. İnsanları, kendilerini komşu kabilelerden, kusursuz vücut ve yüz boyama teknikleriyle farklılaştırıyorlar.

Bölgelerinde bulunan renklendirilmiş koyu sarı toprak boyası, beyaz tebeşir, sarı mineralli kaya, kömür, ve toz haline getirilmiş demir cevheri ile elde edebildikleri tüm doğal kaynakları kullanıyorlar. Vücutlarındaki spesifik dizaynlar güncel olarak ve içeriğe göre değişebiliyor, zaman zaman yıldızlar, puantiyeler ya da kimi zaman beç tavuğu tüylerini betimleyen hayvan motifleri ya da en popüleri vücut ve bacaklarda el baskısı uygulanabiliyor. Karo erkekleri ise kendilerine, statülerini, güzellikleri ve cesaretlerini simgeleyen, ayrıntılı saç tasarımları ve başlıklar yaratmak için kil kullanırlar. Karo kadınları ise boncuk ve deniz kabukları ile süslenmiş bir kat peştemal giyerler. Saçları kırmızı kille yağlanır ve bir takke şeklinde kesimi yapılır.

Karoluların günlük sanatsal etkinlikleri, kendilerini memnun etmek, gururlandırmak ve toplum içinde saygı görmeleri için sembolik düzenlenir. Tabi bu ritüeller bir o kadar da karşı cinsi etkilemekte önemli yer tutar. Bu kur dansları sıkça düzenlenir ve elbette bu çılgın, tutkulu danslar evlilik ile sonuçlanır.

4 turkana kabilesi

TURKANA KABİLESİ

988 bini aşkın popülasyona sahip Turkana Kabilesi Kuzey-Batı Kenya’nın Turkana’sındaki, Nil bölgesine ait yarı göçmen yerli halktır. Turkanalar deve yetiştiriciliği ve semet örmeleriyle tanınırlar. Besi hayvanı yetiştirmek ise kültürlerinin önemli bir bölümünü kaplar. Keçi, deve, eşek ve hint öküzü ahırlarında en çok değerlendirilen çiftlik hayvanlarıdır. Bu toplulukta çiftlik hayvanları yalnızca et ve süt üretimi için önem taşımaz, aynı zamanda gelinin çeyizi ya da başlık parası olarak da kullanılır. Çoğunlukla genç bir adama hayvancılığa başlaması için bir keçi verilir hayvancılık ile sürüsünü çoğaltabilir. Böylece yeteri kadar besi hayvanı biriktirebildiğinde, onları bir eş alırken pazarlık konusu edebilir. Kabile erkekleri için, eşlerinin sayısı, besi hayvanlarının sayısına bağlı olacağı ve pazarlık söz konusu olacağı için çok eşlilik nadir görülen bir şey değildir.

Geleneksel olarak, erkekler de kadınlar da ya dikdörtgen dokunmuş ya da hayvan derisinden yapılmış şallar takarlar. Kadınlar geleneksel olarak boyunluklar gibi kolyeler takar ve kalan uçlarına boncuklar takacak şekilde saçlarını kazırlar. Genelde iki parçadan oluşan giysiler giyerler, birisi üstlerini kaplarken diğeri beli saracak şekilde bağlanır. Geleneksel olarak deriden şallar, devekuşu kabuğundan yapılmış boncuklarla süslenmiş olur ve iç çamaşır olarak kullanılır. Ancak bu zamanlarda pek kullanıldığı söylenemez.

5 mursi kabilesi

MURSİ KABİLESİ

Etiyopya’da Omo vadisi boyunca, Nil yöresinden etnik bir kabile olan Mursiler, 7500 kişilik popülasyonuyla en isole olmuş topluluklardan bir tanesidir. Bu etnik grup ayin, eğitim ve disiplin prosedürlerine tabi tutulur. Mursi ve Surma’ların en belirgin özellikleri dudaklarına yerleştirdikleri plaklar. Bunlar sanırım Afrika’daki, alt dudağına ahşap ya da çömlekten plaka (ya da tabak) yerleştiren son gruplar. Etiyopya’nın Aşağı Omo Vadisi‘ndeki Mursi kadınları, evlenmeden 6 ila 12 hafta önce, yani yaklaşık 15-18 yaşları arasında, annelerine ya da akraba bir kadına alt dudaklarını deldirirler.

İlk delik, 1-2 santim büyüklüğünde olur ve basit bir ahşap mandal takılır. İlk delik 2-3 hafta içinde iyileştikten sonra yerine biraz daha geniş olanı takılır. 4 santim çapına ulaştığında, kilden yapılmış ilk dudak plakası yerleştirilir. Her kadın kendi tabağını kendisi yapar ve üzerine bir süsleme ekleyerek kendisini onurlandırır. En büyük çapları 8’den 20 santimi bulur.

6 Arbore Kabilesi

ARBORE KABİLESİ

Arbore Kabilesi, Etiyopya’nın Omo Vadisi’nin güney batısında 6850 üyelik minik bir kabile. Dansları ve şarkılarıyla tanınan bir gruptur. Şarkılarının negatif enerjiyi giderdiğine ve negatif enerjisiz bir toplumun refah düzeyinin yükseleceğine inanırlar. Arbore Kabilesi üyeleri Omo Vadisi’nin diğer kabileleri gibi boyanmayı ihmal etmez ve hem evlilik içindeki statülerini, hem de hoş görünmelerini sağladığını düşündükleri için sıra sıra kolyeler takmayı ihmal etmezler. Çoğunlukla da kadınlar, başlarına örttükleri siyah bir şal bulundururlar.

Kosta Rika’dan Japonya’ya… Bu Yatılı Okul Dünyayı Geziyor!

Bazı okullar eğitim gezileri düzenler ama THINK Global’da okulun kendisi bir gezi.

2010’dan beri, gezgin yatılı okul, her 3 aylık dönemini farklı bir ülkede geçiriyor. 20 çalışanı ve 45 genç öğrenci ile Atina’dan Kosta Rika’ya yol alıyor.

THINK-Global-School

THINK Global‘ın kurucusu Joann McPike, “Bence dünyayı anlamak için onu görmelisiniz.” diyor. “Eğer evde oturursanız hiç bir zaman anlayamayacağınız bir empati var orada.”

McPike, 49 yaşında, THINK Global’ı kurmadan öncesinde ödül kazanmış bir fotoğrafçıymış. Oğlu Alexander’a okul bakmaya başladığında bu fikri bulmuş.

Diyor ki; “Onu, sadece bir şekilde düşünmeye yöneltecek bir okula göndermek istemedik. Böylece bu okulu kurmaya karar verdik.” THINK Global, ev sahipleri tutuyor ve yerel okullarla anlaşmalar yapıyor, her ülkenin koşuluna göre de uluslararası mezuniyet müfredatı hazırlarken ince eleyip sık dokuyor. Örneğin Yunanistan’da Homeros’u okurken  The Odyssey’de geçen yerlere tekne gezisi düzenleniyor.

Önümüzdeki yıl İsveç, Bosna ve İtalya’yı gezecek olan THINK Global’e bir yıllık katılım 79,000 dolara mal olacak – her ne kadar McPike fonun yüzde 86’sını karşılayacak olan bir kuruluş bulmuş olsa bile. ve bu okulun “zengin öğrencilere göre değil, doğru öğrencilere göre” olduğunu vurguluyor.

Başlangıçta, 10.sınıfta ya da İngiltere yılına göre 11. sınıfta, okul seçimi olacak ve öğretim maliyetleri ailelerin durumuna göre düzenlenebilecek.

Daha geniş kitleye rol model olmak isteyen THINK Global’a farklı yollar yaratmak isteyen McPike “Adil olan neyse onu yapacağız.” diyor.

Tüm bu seyahatler, tabi ki bir dolu aksiliği de beraberinde getiriyor. Serengeti’de okumak, öğrenci ve personelin çamur çukurundan tahliye edilmesi gerekiyor. Fakat Think Global bunu çözmek için elinden geleni yapıyor.

Boston Maratonu’nun bombalanmasının ardından öğretmenler dersleri evlerde sürdürmek zorunda kalıyorlardı. Ama bu macera, dünya çapındaki üniversitelerin kabul ettiği mezunlar vererek, karşılığını alıyor. Örneğin Alexander şu an 19 yaşında ve Harvard Üniversitesi‘nde ilk yılında.

“Birileri bana başarıyı nasıl ölçtüğümü sordu”. diyor McPike, “Onları hiç bir fikrin çok büyük olmadığını düşünmeye yönlendiriyoruz.”

Seyahatin Geleceği 2016, İş Hayatında Kullanılacak Aplikasyonlar

Seyahatin Geleceği 2016 için, iş hayatında en yüksek seviyede kullanılacak olan aplikasyonlar ve araçlara detaylı bakalım mı?

Seyahatin Geleceği 2016’nın bir parçası olarak, PSFK Laboratuvarları, keşif ve rezervasyon konseptlerini hayata geçirmek üzere 5 yol yarattı. Raporlardaki temalar sıklıkla iş seyahatine çıkan kişiler içinde aplikasyonlar barındırıyor.

Hemen aşağıdaki örnekte, Shelvy ile tanışalım. 47 yaşında. Minneapolis’ten San Francisco’ya projesi için seyahat etmekte olan bir mühendis. Şirketi onun için, GoToBooking.com ‘a öncesinde seyahat profilini yükleyebileceği, bir seyahat programı oluşturdu. Websitesinin açılması üzerine, son zamanlarda sıklıkla ziyaret edilmiş destinasyonlarını ve son seyahatinde de konakladığı otelleri de görüyor.

Shelvy-968x617

Rezervasyon yaparken, Shelvy, seyahatinden kazandığı ödülleri odasını yükselterek olduğu kadar, havalimanına ve havalimanından transfer için de kullanabileceğini görüyor. Son seyahatlere göre kişiselleştirimiş öneriler, Shelvy’nin arama motorundan çıkması ya da başka websitelerinde gezinmesi gerekmediğini gösteriyor.

foto 2 Shelvy-copy-968x461
Seyahatinin son gününde, beklenmedik proje sorunları konaklamasını uzatmasına sebep oluyor. Shelvy odasından henüz check-out yapmıştır ki aplikasyondaki SOS seçeneğinden bir sonraki toplantısından önce hızlıca yardım alabilir.

Üç gece daha konaklamaya ihtiyacım var” diye yazar. Bu mesaj müşteri ilişkilerinde, Sheryl’ın son kayıtlarına ulaşabilecek ve benzer niteliklerde oda ayarlayabilecek kişiye aktarılır. Hemen ardından rezervasyonunu hemen yapabileceği “Şimdi Rezervasyon Yap” butonuyla cevap alır.

Foto 3 Shelvy-copy-2-968x527
Shelvy’nin sadık bir müşteri olduğunu görünce, görevli odasında herhangi bir çamaşır ihtiyacı ya da banyo eksiği var mı diye sorarak yardımcı olur.

foto 4 Shelvy-copy-3-968x526

Ne zaman ki lobide yürümeye başlar, akıllı saati ona check-in yapmak ister mi diye hatırlatır. Kabul etmesinin ardından, resepsiyon işlemlerini atlaması için dijital oda anahtarı eline ulaşır. Odasına giderken, otelin spasının önünden geçerken Shelvy’nin profilini algılayan işaret ile yüzde 15 indirimlik bir kupon kazanır.

Bu hikayede, Shelvy’nin iş anında krizi “Future of Travel 2016” programındaki araçlar ve aplikasyonlar ile nasıl bastırdığını gördük. “Book-In-A-Click” seçeneğini kullanarak hızlı arama yapmak ve konaklamasını uzatmak için concierge ile kontakt halinde doğru oteli bularak, Shelvy bize yakın gelecekte gerçekleştirilecek kusursuz seyahat deneyimini gözler önüne koyuyor.  

tr_TRTürkçe
en_USEnglish tr_TRTürkçe