Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

İstanbul’da Bir Rus, Rejans!

“Hughe Knatchbull-Hugessen’i gece daralttığı zaman, Beyoğlu Galatasaray’daki elçilikten çıkar, Tünel’e doğru bir başına yürümeye başlar, Fisher’s Beer Hall’da bir ya da iki koca 50’lik devirir, ardından Von Papen’le karşılacağını bile bile Rejans’a döner.” diye anlatır Jak Deleon.

rejans3

Şimdi, Uzak Rota yöneticimiz Gökhan’ın da büyük desteği ile, birkaç dakika içinde bambaşka bir zamana yolculuk edeceğiz, hazır mısınız?

“Bir an şunları gözümün önünde canlandırınca çok eğleniyorum; Türkiye’deki İngiliz Büyükelçi, Knatchbull-Hugessen, hafif, krem renkli takımını açık sarı ipek kravatıyla süsler ve salonun içeri girer girmez soldaki ilk masasında oturur. Ve masasının aynı sırasında ama en sondaki masada, çapraz karşısına gelecek şekilde oturan Alman Büyükelçi Von Papen, duman renkli takımı içinde şişesi 12 Liralık Kordon Ruj şampanyasını yudumlar. Nasıl ki bu ikili, ne zaman Rejans‘a uğrasalar birbirlerine denk gelir.” (Jak Deleon)

Balalayka müziklerinin, Galata’nın Yüksekkaldırım yokuşunda yankılandığı 1940’ların İstanbul’u. Sokaklarında kahkahaların yükseldiği, umarsızca dolaşan arkadaş canlısı İstanbul, şahsına münhasır Beyoğlu’su olmasaydı, bu anıları var olmazdı.

Bolşevik Rejimi ile de akına uğramış Beyoğlu’nun özellikle Asmalı Mescit‘i, varlıklı Beyaz Rus ailelerin özellikle yerleştiği yerlerden oldu. Bölgenin Rus mutfağının eksiğini gidermek üzere Rejans, 1900lerin başlarında, cumhuriyetin ilk dönemlerinde kapılarını açtı! Böylece rejimden kaçan varlıklı Grand Düklerin, canlarını korumak adına, garsonluk yaptığı restoran oldu Rejans!

Derler ki Mustafa Kemal Atatürk‘ün sıklıkla ziyaret ettiği restoranlardan birisiydi Rejans! Her zaman 2 numaralı masayı tercih ederdi. Adını Fransa’daki Regence Restoranlarından almıştı. Hitler’e büyük destek olmuş diplomat ve Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Von Papen’in akşam yemeklerini burada yemesi bir alışkanlık olmuştu.

rejans2_200 Bugün Rejans salonunun en sonunda, sol köşede masanın yanındaki duvarlarda isimler göreceksiniz. Tevfik Manars, Veronica Protoppova, Vera Çirik, Mikhail Mikhailovich… Bu mucizenin yaratıcılarının isimlerini duvarlarında yaşatan bir restoranda bir akşam yemeği yemek onurdu bizim için.

Teras restoranlarıyla ve gece kulübü anlayışını akşam yemeklerinde, yaratıcı sübliminal mesajlarla coşturan 360 restoranları zaten hep beğenilen restoranlardan olmuştu. Ama yıllardır kapısı kapalı Rejans’ı alıp restore edip, hizmete sunana kadar bundan iyi iş yaptıklarına denk gelmemiştim!

Restoran‘dan içeri adım attığımızda saat akşam 7’ydi. Biraz erken geldiğimizi fark edememiş ve restoranın bomboş görünce çok üzülmüştük. İçeri girdiğinizde çok da masalarla dolu olmayan bir salon göreceksiniz, “hangisi en güzel masa” diye lütfen sormayın, çünkü her köşesi bambaşka bir keyif. Dekor konusunda ben bir hata bulamadım, ama benim huysuz arkadaşlarım sütunlardaki bordo hoparlörlerden ve aynaların insanın üstüne üstüne gelmesinden söz ettiler yarım ağızla. Sanırım çok irdeleyince hep bir şeyler çıkar ama ben aynaları da sevdim, bordo renkli, vintage görünen hoparlörleri de.

Masaya oturduğumuz anda -kesinlikle 360’ın bu zamana kadar ki en başarılı sunumu diyebileceğim- bir menü ve vodka servisi tanıtımıyla Burhan Bey listemizde en tepeye oturdu!

Sipariş verirken mümkün olduğunca her başlıktan bir şeyler ortaya söyleyip pek çok şeyin tadına bakmak istedik.
Ve doğrusu son anına kadar tadına baktığımız her bir çatal bir diğerinden daha mükemmeldi!

Çorba içmeyi sevenlere -biz doyarız diye denemedik ama- kesinlikle tarihinde de bugün de önerilen “borch çorbası” ile başlamalarını tavsiye ederim.

Ancak bizim açılışımızı sıcacık köy ekmekleri, iki çeşit tereyağ ve az tuzlu kütür kütür turşular yaptı.

“Topik” nedir, bilir misiniz? Nohuttan yapılan topik, çam fıstığı ve kuş üzümü bir arada bize yetmedi! Kesinlikle insanları bu lezzetten minik bir porsiyonla mahrum etmemeliler.

Gerek ızgara ördekli salatası, tabi ki -kusursuz- ve çıtanızı yükseltecek Rus Salatası, Çerkez Tavuğu, dünya tatlısı İtalyan Pierro’nun ikram ettiği somonlu krepleri, taraması, soslu lahanası, Rus mantısı yani pelmenileri, portakallı ördeği, gerekse hizmetteki ego ve kasıntılardan uzak, samimi ve doğal personeli ile bize asla unutulmayacak 2 saatlik bir akşam yemeği yaşattılar.

Bu arada saat 8 olmuş ve salon farklı farklı insanlarla dolup taşmaya başlamıştı. Konsolosluk görevlilerinden, eski İstanbullu yaşlı teyze ve amcalara, gün yapar gibi yemeğe gelmiş ablalarımızdan sevgilisini yemeğe çıkartmış iş adamlarına kadar -Gökhan’ın da deyişiyle- Rejans kısa sürede eski ruhunu ve kosmopolitan yapısını yeniden yakaladı!!!

????????????????????????????????????

Ah bu arada, hatırladığım kadarıyla tarih kitaplarında yazar ki; salonda Barones Valentine von Klodt Jurgenzburg piyanosunu çalarken bir rüyaya daldırırdı, eğer siz de bir rüya görmek istiyorsanız arpın ve -zaman zaman- akerdeonun ritmine kendinizi kaptırabilirsiniz.

Yalnız ilginizi çeker mi bilmem ama; vodka sevmemek ne kelime -HİÇ- sevmeyen birisi olarak Rejans’a gidip tekrar vodka içebilirim!

Limonlu vodka Rejans’ın en özel içkisiydi, hala da öyle! Tabi farklı tatlar denemek isteyenlere farklı aromalar da mevcut.

Biz vodkanın keyfini sürerken Yusuf Bey, daha önce de söz ettiği “şehrin en iyi kokteylleri”nin tadına bakmamız konusunda bize yardımcı oldu. Bunların tam karşılığı kelimelere dökülünce nedir bilmiyorum, bulamıyorum ama “bu kokteyller gerçekten şehrin EN iyileri”!

Yusuf Bey’in ısrarla bar personelini bu denli övmesini şimdi çok çok iyi anlıyorum! Mazeret bulamadık, hata bulamadık, kokteylinde bile samimiyetsizlik bulamadık!

Gözlerinizi kapatmayın!

Hayal edin ve görün! Kendinizi de tarihten bir parça gibi görün!

Agatha Christie‘nin Pera Palas‘tan çıkıp ufak bir yürüme mesafesi ardından buraya gelip yan masanıza oturduğunu hayal edin.

lucien-olivier

“… diplomatlar, gazeteciler, Hitler’in baskısından kaçabilmiş Alman Profesörler, yazarlar, Fransız bıyıklı bereli ressamlar ve sözde entellektüeller borş çorbalarını, beef stroganoff ya da tavuk “kievsky”lerini tüketirken vodkalarını yudumluyorlardı.”

70 yıl sonra tarih kitapları sizin de adınızı bu restoranla yazabilir! 70 yıl sonra duvarlarına sizin de adınızı ekleyebilir, Rejans!

Kitaplar size, şaşlık kebabını, beef straganoffu, borch çorbasını, tavuk kvieskysini, kestane tatlısını, pirochki adlı lahanalı pidesini önerecektir. Çoğu lezzet hala yerli yerinde ama bence en güzeli büyük bir beklentisizlikle gidip, Yusuf Bey’in eşsiz tavsiyeleri, Pierro Bey’in sonunu getiremediğimiz keyifli sohbeti, Burhan Bey’in müthiş hizmeti ve yönlendirmeleri ile yolunuzu orada çizmeniz en güzeli olacaktır.

Elimdeki eski menü ile yenisini karşılaştırmama yardımcı olan Yusuf Bey’e ayrıca teşekkür etmem gerekir.

O zaman kadehlerimizi Rus Salatasını bulan aslen Belçikalı Rus Lucien Olivier’e kaldıralım.

Hadi bakalım, nazdrovya!

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir