Tatilde açık büfeye dikkat!

Bütün yiyecekler gözümüzün önündeyken, bir de üstüne tatilde olmanın verdiği rahatlık eklenince, ölçüyü kaçırmak an meselesi!

Acik_Bufe

Seçtiğimiz yiyecekleri tabağa yerleştirirken ölçüyü kaçırmamak da ayrı bir marifet. Derlediğimiz “akıllı açık büfe tabakları” ile ağzınızın tadı bozulmadan sofradan hafif kalkacaksınız.

Denizden çıktınız, epeyce acıktınız. Üstelik açık büfeden de enfes kokular yükseliyor. Kurulanıp yemeğe doğru yol alırken az sonra olacakları öngörüp şimdiden suçluluk duymaya başladınız mı yoksa?

Onca çeşit leziz yiyecekten oluşan açık büfeyi sağlıklı beslenmek için bir fırsata dönüştürmeye ne dersiniz? Değişik besin gruplarının bir arada tüketmenin dengeli beslenmenin kuralı olduğunu artık biliyoruz. Besinleri ne kadar dengeli olarak öğünlerimizde bulundurursak vücut için yararlılığı o kadar fazla oluyor.

Bu açıdan bakınca yaz tatil ve davetlerinin vazgeçilmezi açık büfeler gözümüze masum görünebilir. Ancak tabağımızı dikkatlice doldurmazsak açık büfe keyfi büyük bir tuzağa da dönüşebilir. Siz kendinizi yormayın. Dengeli bir tatil menüsünü sizin yerinize seçerken işin profesyonellerinden yardım aldık. Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez ‘Açık büfeyi görünce hemen hepsinden almalıyım fikri yerine mutlaka seçim yapacağınıza kendi kendinizi önceden hazırlayın’ diyor.

Tadınızı kaçırmayın!

Zeytinyağlılar, kızartmalar, börekler, çorba çeşitleri, salam, sucuk, kavurmalar ve tatlılar insana çok cazip görünüyor değil mi? Bu meydan okumaya pabuç bırakmamak lazım. Derin bir nefes alıp bazı sağlıklı beslenme kurallarını hatırlayalım: Kızartmalar kanda kötü huylu kolesterolün artmasına, boş kalori alınmasına ve kansere neden olan maddelerin tüketilmesine yol açar.

Tatlıların çoğu kan şekerinizin hızla yükselmesine ve daha sonra da kısa sürede düşmesine neden olur. Bu da acıkmayı hızlandırır. Ayrıca şekerli besin tüketmek kandaki yağlardan, kalp hastalığı için gösterge olan trigliserid denilen maddenin yükselmesine neden olur.

İşlenmiş etlerden salam, sucuk, sosis, kavurma kalp ve damar sağlığınızı tehdit eder, yüksek miktarda kolesterol içerir, kanser yapıcı maddelerin vücuda alınmasına yol açar. Biliyoruz ki; sıkı yemek sonrası kalp krizi oluşma riski çok fazla. Sıcak havalarda sindirim sisteminizi zorlayacak yemek yemek; mide bulantısı, barsaklarda bozulma, midede yanma, hazmetmede güçlük gibi sorunlara neden olur. Çok yemek yemek; hareket kabiliyetinizi kısıtlar ve uyku hali verir. Yemekte gözünüzü değil midenizin doygunluğu önemli. Yavaş yavaş yemeyi denediğinizde daha tok kalabildiğinizi siz de fark edeceksiniz.

Tatil tabağı nasıl olmalı?

Açık büfe kahvaltı: Mutlaka güne kahvaltı ile başlamalısınız. Kahvaltılarınız için 2 küçük tabak kullanın.

Birinci küçük tabakta peynir çeşitlerinden 2 dilim seçin (unutmayın sert peynirlerin kalsiyum içerikleri fazladır), 4-5 adet siyah ve yeşil zeytin alın, 1 ince dilim kepekli, çavdar veya mısır ekmeği kesin ve tabağın geri kalan kısmınımeyve dilimleri ile zenginleştirin.

İkinci küçük tabağa domates, salatalık, taze nane, taze maydanoz, roka, tatlı kırmızı biber veya yeşil biber koyun. İçecek olarak açık az limonlu çay veya taze sıkılmış meyve suyu veya kafeini azaltılmış az süt eklenmiş kahve içebilirsiniz.

Kahvaltınızı en az 20 en fazla 30 dakika sürecek şekilde yavaş yavaş yapın. Kahvaltı sonrası en az 20 dakika hafif tempo yürüyüş iyi gelecektir.

Açık büfe öğle yemeği: Hemen orta boy servis tabağınızı alın ve göz ucuyla tabağınızı dört eşit parçaya bölün. Böylece sevdiğiniz her şeyden azar azar alma şansına sahip olursunuz.

Dörtte bir kısmına zeytinyağlı sebze yemeği veya 1 adet dolma, dörtte bir kısmına ızgara tavuk, balık, köfte veya et sote yemeği, dörtte bir kısmına yoğurt, geri kalan kısmına az yağ eklenmiş salata ve öğünün yanına 1 dilim çavdar, kepekli veya mısır ekmeği ekleyin. Yine öğün sonrası en az 20-30 dakika fiziksel aktivite yapın.

Açık büfe ara öğünler: “Her şey dahil” tatil yerleri, çok kışkırtıcı olabiliyor. İkindide gözleme, poğaça, pizza; geç saatlerde de gece çorbaları ikram ediliyor. Eğer öğle öğününde sadece 1 tabak değişik sebzelerden oluşan karışık bir tabak ve 1 kase yoğurt yerseniz, ikindide bir gözleme ve bir ayran tüketebilirsiniz. Gece akşam yemeğinden sonra meyve dışında bir şeyler atıştırmanızı kesinlikle önermiyoruz. Hem öğlen çok yemek, sonra ikindi öğününde yüksek kalorili şeyler tüketmek, vücudunuzun yağlanmasını kolaylaştırır.

Açık büfe akşam yemeği: Sade, daha hazmı kolay, daha az enerji içeren bir öğün olmalı. Salata, ızgara balık veya soslu tavuk-hindi-kırmızı et, 1 küçük kadeh kırmızı şarap tercih edilebilir. Ya da tavuk etli, peynirli, ton balıklı karışık bir salata ile buradan kazandığınız kaloriyi yanında yarım kase sütlü tatlı veya küçük top normal dondurma ile dengeleyin. Meyve suyu, ayran ya da yağsız veya siyah bira içecek olarak doğru seçim olacaktır.

Açık büfe önünde bunları hatırlayın!

1) Çok acıkırsanız kraker, meyve, tuzsuz ve yağsız patlamış mısır, kepekli galeta, gevrek atıştırın.
2) Hep ya da hiç mantığından vazgeçin. Kenimi tatil besinlerinden mahrum bırakıyorum veya yedikten sonra pişmanlık duyuyorum duygusunu ortadan kaldırın.
3) Tabağınızı silip süpürmek içgüdüsünden kurtulun. Doygunluk hissettiğiniz anda yemek yemeyi bırakın.
4) Tüketilmesi uzun süren besinler tercih edin. Elma suyu yerine elmayı bütün olarak daha uzun sürede tüketebilirsiniz.
5) Yiyeceğiniz her şeyi tabağınıza önceden alın, sürekli açık büfeye tabağınızı doldurmaya gitmeyin.
6) Sıkılmamak adına tek bir öğünde kendinizi serbest bırakabilirsiniz; sonraki öğünü hafif geçirmek kaydıyla!
7) Tatilköyünün spor salonunda ya da revirinde mutlaka bir tartı vardır. Her gün tartılıp kilonuzu kontrol altında tutun.
8) Oteldeki bütün fiziksel aktivitelere katılmaya çalışın, düzenli olarak yüzün ve spor yapın.
Kaynak: formsante

BMW Müzesi Münih

Almanya’nın, Bavyera eyaletinin başkenti Münih’te ,Olympiapark’ın yanında yer alır.BMW kompleksini oluşturan üç mimari harikası binadan birinde, 1973 yılından günümüze BMW modelleri  ve özel prototipler ,her yaştan ziyaretçiyi ağırlamaktadır.

Üretilmiş bütün BMW modellerinin ve özel olarak üretilmiş olanların yanısıra ,teknik ve teknolojik gelişmelerinde görülebileceği müzede ayrıca, özel sergilerde düzenlenmektedir.

Kaynak: Bmw Welt

 

Kentleri Nasıl Gezmeli?

Kentte yürümek, yüzleri ve yerleri gözleyerek kent hakkında ipuçları toplamaktır.

Kentleri nasıl gezmeli? Yanıtı pek zor olmayan bir soru. Tabii ki yürüyerek. Ama aylak aylak bir yürüyüşten bahsediyorum. Aylak insan kentte, ormanda yürür gibi yürür, keşiflere açıktır. Yüzleri ve yerleri gözleyerek kent hakkında ipuçları toplar. Tıpkı doğa yürüyüşlerinde çiçek toplayan yürüyüşçüler gibi. Fransız antropolog ve sosyolog David Le Breton’a göre aylak amatör bir sosyologdur ama aynı zamanda da güçlü bir romancı, bir gazeteci, bir siyaset adamı, bir anı toplayıcısıdır. Her zaman uyanık, gevşek ve uyuşuktur.

Kentte yürüyüşe tablolar, manzaralar, görüntüler eşlik eder ve insanın merakı sürekli canlı kalır. Bir yığın önemsiz gibi gözüken olay gerçekleşir. Karşılaşılan insanların bazıları keyif, bazıları sıkıntı verir. Yürüyüş aynı zamanda sokakları, evleri, pencereleri, meydanları, anıtları, camileri, dükkânları seyretmektir.

Kent yürüyüşçülerine mahallelerde, sokaklarda farklı kokular eşlik eder. Sabah kokuları, öğle kokuları, akşam kokuları farklı farklıdır. Ekmek kokusu, pasta kokusu, kebap kokusu, köfte kokusu, simit kokusu, döner kokusu, balık kokusu, evlerin pencerelerinden uçup gelen yemek kokuları. Tüm bu kokular yürüyenin iştahını kabartır, onu yemek düşlerine sürükler.

Ben de her gittiğim ülkede, kaldığım otelin adresini bir kâğıda yazıp cebime koyduktan ve bir de kent haritası aldıktan sonra düşerim yollara ve aylak yürüyüşümü başlatırım.

Yanıma adres alma alışkanlığımı Pekin gezisinden sonra edindim. Kaldığım otelden çıkmış, sokak sokak dolaşıyordum. Otura kalka akşama kadar yürüdüm. İnsanları seyrettim, kokuları kokladım. Ünlü Tiananmen Meydanı’na geldiğimde, hem akşam olmuş hem de ayaklarım dayanılmaz şekilde sızlamaya başlamıştı. Bir taksi çevirdim. İşte ne olduysa ondan sonra oldu. Şoföre kaldığım otelin nerede olduğunu bir türlü anlatamadım. Şoför, otelin İngilizce adını bilmiyordu, ben de Çincesini. Çaresiz indim. Ne yapacağımı şaşırmıştım.

Meydanı dört dönerek İngilizce bilen birisini aradım. Bu arayışım tam iki saat sürdü ve sonunda üniversitede görevli bir Alman’ın yardımıyla otelimi bulabildim. O gün bugündür yanımda, bulunduğum ülkenin dilinde yazılmış adres olmadan sokağa çıkmıyorum.

Yürüyerek yapılan gezilerde, kentlerin daha iyi tanındığına inanıyorum. Binaları daha yakından görüyor, gündelik yaşama ait bilgilere daha çabuk ulaşıyorum. Dinlenmek için oturduğum kahvelerde kurduğum dostluklar birçok bakımdan işime yarıyor. Örneğin, Barcelona’da arka sokaklarda bir kahvede oturuyordum. Yanımdaki masada oturan kır saçlı adam, sigarasını yakmak için kibrit istedi. “Yok” dedim, “sigarayı terk ettim”. Neden terk ettim, niçin terk ettim, sağlığım nasıl? Bu sorular bir dostluğun ilk temel taşları oldu. Kahveden beraberce çıktık. Yine yürüyerek ünlü mimar Gauidi’nin yaptığı Sagrada Familia Kilisesi’ne ve Güell Parkı’na gittik. Daha sonra arka sokaklara dalıp hiçbir tanıtım kitabında yer almayan küçük lokantalarda, gerçek İspanyol yemekleri yedik.
Bir kibrit sayesinde, kaldığım dört gün boyunca kenti en ücra köşelerine kadar gezmiş, hiçbir kitapta yer almayan yerleri görmüş, ayrıca bir İspanyol dost edinmiştim.

Yürüyüp de yorulmasaydım, o kahveye oturmayacak, Miguel’i tanımayacaktım.
Ünlü yazar Hermann Hesse de gezilerinde hep yürümeyi tercih ettiğini belirtir ve şunları söyler: “Pazardaki ve sokaktaki yaşam, güneşin dansı, topraktaki ve sokaktaki gölgeler, bir ağacın gökyüzüne uzanan ucu, bir hayvanın sesi ve hareketi, insanların yürüyüşü ve davranışı. Sokakların kalabalığı… İç dünyasında bunları aramadan, yaşamın kaçış yollarını sorgulamadan seyahate çıkan insan, geriye bomboş döner.”

Yürüyün dediysek de işi o kadar abartmayın. Bazen kentin en işlek meydanında bir kahveye oturup etrafı gözleyin. Bu gözlem bile sizin kenti tanımanıza yardımcı olacaktır. Ben bu tür oturuşlarda, yanımdan geçen kalabalıklara ait olmayan bir hayalet gibi hissederim kendimi. Görünmez bir adammışım gibi, önümden geçenlerin yaşamlarına tanıklık ederim.

ATLAS 2012 ŞUBAT SAYI / 227

Yazı: Mehmet Yaşin

Kayak tatili önerileri

Ya hastalık ya da vakitsizlik nedeniyle 2 senedir kayağa gidemiyorum. Bu sene de şu ana kadar gidebilmiş değilim ancak bu yazı ile hasretimi biraz gidermeyi planlıyorum. Bakarsınız alternatiflerden birinde bulurum kendimi. Uçak bileti bulmak eskiye nazaran artık daha ekonomik bir biçimde gerçekleşse bile, otel fiyatları, yeme-içme, kayak takımları, ski pass ücretleri derken oldukça maliyetli bir “keyif” halini alıyor kayak.  Aslında biraz araştırınca daha uygun fiyatlı gidilebilecek merkezler bulmak mümkün. Nereler mi? Hemen bakalım.

Bormio, İtalya
Roma hamamlarıyla ünlü eski küçük bir kent. Yoğun bir kayak gününden sonra sıcak kaplıcalarında dinlenmek muhteşem olsa gerek. 3000 metre yükseklikte hem kayağa yeni başlayanlara uygun, hem de iyi derecede kayabilenler için çeşitli pistler var. Bölgede yer alan Santa Catarina, Livigno ve Bormio için ortak her pistte geçerli ski pass alınabiliyor. İstanbul’dan Milano’ya kolayca ucuz uçak bileti bulunabilir. Kalacak yer olarak da Chalet di Neve önerilebilir. Geceliği 50 Eurodan başlayan fiyatlarla.

Kopaonik, Sırbistan

Anneannemin memleketi Sırbistan. Balkanlar turu yapmak artık şart bana. Kopaonik Doğu Avrupa’nın en modern kayak merkezlerinden biri olmuş durumda. Hem orta hem de ileri düzeyde kayak yapabilenler için ideal. İstanbul’dan Türk Hava Yolları ile doğrudan Belgrad’a uçabilirsiniz. Kalacak yer olarak geceliği 35 Euro civarında olan The Villa Runolist önerilebilir.

Vogel, Slovenya
Muhteşem doğası ile Slovenya “aciller” listemde yer alıyor. Uygun fiyatlı bir uçak bileti bularak bu sene muhakkak gitmeliyim diye düşünüyorum. Yaz ya da kış. Slovenya’da bulunan Vogel ise romantik kayak merkezlerinden biri. Bohini gölüne bakan Triglav ulusal parkında yer alan Vogel’da güzel tesisler bulunuyor. Kayak ile birlikte Slovenya’nın güzel başkenti Ljubljana’yı  gezmeden olmaz. Konaklama için öneri Pension Stare 50 Euro’dan başlayan fiyatlarla.

Gulmarg, Keşmir, Hindistan
Hayalimdeki diğer bir ülke de Hindistan.  Hindistan ne alaka diyenleri duyar gibiyim. Hem Goa sahilleri hem de kuzey Hindistan ölmeden önce görülmesi gereken yerlerden biri. Hindistan’a uçuş biraz daha pahalı ancak macera sevenler için biçilmiş kaftan. Himalaya eteklerinde yer alan Keşmir köyü gitgide daha fazla ziyaretçi çekmekte. Belki dünyanın en güvenilir yerleri değil ama macera, geleneksel Hint yemekleri, ruhani bir ülke. Çekilebilecek fotoğrafları düşünsenize. Aklım gidiyor benim. Yeni Delhi üzerinden Srinagar’a uçarak buraya ulaşılabilir. Bence değişik bir seyahat olur.  Konaklama için öneri The Alpine Ridge Otel’in fiyatı, oda başına 60 Euro.

tr_TRTürkçe
en_USEnglish tr_TRTürkçe