Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Serap ve Tamer’in Annecy Anıları

Dört günlük Paskalya tatili geldi çattı, iş yoğunluğu koşuşturmaca derken son güne kadar evde kalıp kalmayacağımız belli değildi. Tam da bu sırada Mart başından beri bize harika bir bahar yaşatan hava, yapacağını yapmış ve Avrupa’nın üstüne kara bulutlarını salıvermişti. Meteoroloji 4 günün de Stuttgart semalarında karanlık geçeceğini söylemesiyle, son dakikada arabayla ulaşabileceğimiz güneşli bir yerler aramaya başladık. İki seçeneğimiz vardı. Hırvatistan – Pula ya da Fransa – Marsilya… 300 günü güneşli Provenz şehri, Marsilya ağır basınca, Perşembe akşam kararımızı verip Cuma sabah apar topar düştük yollara. Haritaya göre en kısa yol İsviçre üzeri 918 km’ydi. Hem kısa hem de ekonomik olarak daha avantajlı bir yoldu bu. Çünkü ne kadar az Fransa’nın paralı otobanlarında olursak o kadar iyiydi, tabi ki bütçemiz için;). İsviçre’den bir kere alınan vinyet bir yıl geçerli oluyorken, Fransa otobanları tek seferlik geçiş için deve yüküyle para istiyor.

Nasılsa tatildeyiz ve dört günümüz de var, kendimize bir güzellik yapıp Annecy’de kalarak yolu yarılayalım dedik. Annecy’yle tanışmam ve akabinde hayran olmam 4 sene öncesine bir konferansa katılmamla olmuştu. Şimdi de tekrar gidip görme zamanıydı:

Annecy, Cenevre’ye yakın küçücük bir şehir. Yakınlığının dışında aynı havaalanını da paylaşıyor Cenevre’yle. Havaalanının bir Fransa’ya, bir de İsviçre’ye çıkan kapısı var. İsviçre, Schengen ülkesi değilken oldukça avantajlıydı. İsviçre’ye uçuyor ancak Fransa’dan da çıkabiliyordunuz. Şimdilerde çok da farketmiyordur herhalde. Annecy’ye ulaşım için kullanılacak havaalanı da burası, yani Annecy’ye 43 km mesafedeki Cenevre Havaalanı.
Annecy, Fransa’nın Venedik’i olarak biliniyor. Çünkü bu küçücük şehrin içinden bir sürü kanal geçiyor. Kanallar, köprüler, saraylar, nehir, göl, dağlar… Annecy’de doğa ve tarih buluşuyor. Ve tabi ki şehrin ortasındaki Annecy Gölü’nden  (Lac d’Annecy) bahsetmemek olmaz. Bir tarafı dağlar ve bir tarafı şehre bakan gölün suları, turkuaz renginde.

Göl ve çevresini keşfetmek için tekne turları mevcut. Farklı rota ve uzunluktaki turlarla göl üzerinde gezinirken, görmek istediğiniz yerleri tespit edip, daha sonra arabayla bu noktalara da ulaşabilirsiniz. Ayrıca yaz aylarında deniz bisikleti kiralayarak gölün tadını çıkarmak da mümkün.

Hep seveni var Annecy’nin; kışın kayak meraklıları, yazın paraglidingciler… En yakın havaalanı olan Cenevre’deyseniz yazın paraglidingcileri sırtlarındaki koca çantalarıyla görüyorsunuz mutlaka… Ya da gölün üzerindeki süzülüşlerini seyredebilirsiniz.

Bunun dışında en güzel zamanı Mayıs-Eylül’dür derler. Denk gelirseniz Nisan’da da keyfini çıkarabilirsiniz.

Göl ve nehir kenarındaki saksılara, çeşit çeşit çiçekler ekiliyor. Cuma günü gittiğimizde çiçekleri göremeyince mevsim olarak erken olduğunu düşündük, ama dönerken Tekrar Annecy’ye uğradığımızda hemen yerlerini almışlardı bahar çiçekleri.

Cuma akşamı yanımıza aldığımız nevaleyle göle karşı şöyle güzel bir akşam yemeği yiyelim dedik. Göl kenarındaki banklardan birinin üzerine mükellef soframızı kurup, başladık keyfe… Birden ani bir rüzgarınesmesiyle sağda solda oturan gençler koşuşturmaya başladı. Acaba birşey mi oldu, noldu ki demeye kalmadan yağmur çiselemeye başladı. Soframızı toparlayana kadar yağmur çiseleme kısmını geçip, gökten boşalmaya başlamıştı bile. Yerlisinden öğreneceğimiz çok şey varmış meğer:) Dağ havası bir başkaymış…Biz de toparlanıp en yakın damın altına sığındık ama bu sırılsıklam olmamızı engellemedi.

Yine de durmadık başladık yağmurda bile güzel olan Annecy’yi, etrafta koşuşan insanları çekmeye. Biz kendimize sağlam sığınılacak yer bulmuş işin eğlencesine bile kaçmıştık:)

Bu arada yukarıdaki güneşli fotoğraflar kafa karıştırmasın onlar Haziran 2008’den kalma güneşli günler. Hee güneşi ararken bulutlu ve yağmurlu Annecy’de duraklamak zor olmadı mı diye soracak olursanız.HAYIR:) yağmuru bile güzeldi, desem yeridir.

İşin kötü tarafı aslında arabada şemsiyemiz vardı, ama şemsiyeyi almaya gitmek için de ıslanacaktık. O kadar ıslandıktan sonra tekrar gezmeye de dönmek olmazdı. Biz de arabaya tek seferlik koşmaya karar verdik.

Yağmurda her koştuğumda okul zamanlarındaki “yağmurda koşan mı, yoksa yürüyen mi daha çok ıslanırdı” müzakerelerini anımsıyorum. Ama sonuç ne olurdu hatırlayamadan koşmaya devam ediyorum her seferinde:) evet, çok ıslandık, acaba yürüseydik daha mı az ıslanacaktık:))) ben denemek istemiyorum…

Akşam yağmur dolayısıyla yapamadığımız şehir turunu, kahvaltı sonrasına sakladık. Kahvaltımızı bölgenin en turistik yerinde yaptığımız için pahalıya patlayacağını düşünürken gelen sandviç fikrimizi tamamen değiştirdi.

Fransa’nın fırınları bir harika, fırından yeni çıkan mis gibi sıcacık baguette ekmekleri, tatlı çeşitleri… hmmmm… Annecy’de de deneyebileceğiniz çeşitli tatlılar var, fırına girince kendinden geçmemek mümkün değil zaten. Biz yanımıza bol bol Meringue (kahveli, sade, çikolatalı gibi çeşitleri var, bir çeşit beze), Bugnes ve Brioche’den aldık.

Hedefimiz Marsilya olduğu için çok da oyalanmadan yola koyulduk. Ama dönerken bir kez daha Annecy’ye uğramadan edemedik. Bu sefer de yemeden gittiğimiz Moules yani midye aklımıza takılmıştı. Aslında bu bölgede fondü yemek daha doğru olurdu ama yol öncesi ağır gelebilir düşüncesiyle midyeleri indirdik midemize.

Ve Annecy fotoğrafları

Serap & Tamer

Kaynak: Gezgindir Gezenin Adı

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Gokhan ERDOGAN tarafından yazılmıştır

Çok Gezen Çok Tozan, Az Biraz Deli, Biraz da Yazan Çizen, Ucundan Web Tasarımcısı, Çılgın bi Proje Canavarı, Aa Unutmadan Az Buçuk da Fotoğrafçı.

2281 posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir