Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Polonya’nın En Eskisi, Poznan

Poznan’ın dört yanı söylence

Warta Nehri’nin kıyısındaki Poznan, Polonya’nın en eski kentlerinden. Ülkenin ilk kralları katedralinde gömülü, kimilerince ilk başkent. İkinci Dünya Savaşı’nda tarihi dokusu tahrip edilse de yeniden canlandırmayı başarmış. Haziran ortasındaki Avrupa Futbol Şampiyonası’nda tüm dünyanın gözü bu güzel şehre dönecek. İrlanda, Hırvatistan ve İtalya arasındaki üç önemli maç Miejski Stadyumu’nda oynanacak.

Öğle güneşi altında, Poznan’ın Tarihi Kent Meydanı’nda yüzlerce turist başlarını kaldırmış, Belediye Binası’ndaki saatin üzerindeki pencerenin açılmasını heyecanla bekliyor. Saat tam 12’yi vurduğunda, iki ahşap keçi açılan kepenklerin ardından dışarı çıkacak, yerlerini alacak, alkışlar ve sevinçli haykırışlar arasında defalarca toslaşacak! Onlar bunu yaparken gökyüzüne bir de trompet sesi yükselecek. Keçiler içeri girerken, damdaki trompetçi, borusunu son kez üfleyip halkı selamlayıp gözden kaybolacak. Tarihi binada günde bir kez yapılan bu tören, Poznanlıların yüzyıllar önce doğan söylencelerini bugüne taşımalarının örneklerinden biri. Üstelik bu tören, iki söylenceyi buluşturuyor: “İki Beyaz Keçi” ve “Trompetçi ile Kuzgunlar Kralı”… İlkine göre, 1551’de Belediye Binası’nın alınlığına yapılan saatin açılışı için Vali bir şölen düzenler. Aşçısı Mikolaj’dan leziz geyik eti pişirmesini ister. Dalgınlıkla eti ocakta yakan Mikolaj’ın paniğine, yamaklarından biri derman bulmaya çalışır. İki keçi yakalayıp getirir. Ancak keçiler çatıya kaçar. Saatin açılışını seyretmeye gelen kalabalık, tören başladığında şaşkınlıkla iki keçinin damdaki çıkıntıda toslaştığını görür ve kahkahalara boğulur. Halkın neşelenmesi hem aşçının canını kurtarır, hem de saatin üzerine iki keçinin her gün toslaştığı bir mekanizmanın yerleştirilmesine yol açar.

İkinci söylence, halkı düşman saldırısına karşı uyarmak için binanın üstünde nöbet tutan gözcüyle ilgili. Gözcünün oğlu Bolko, yaralı bir kuzgunu iyileştirir. Kuş dile gelip Kuzgunların Kralı olduğunu söyler. Teşekkür olarak gümüş trompet armağan eder. Yardım ihtiyacı olduğunda çalmasını söyler. Birgün Poznan düşmanlarca kuşatılır. Bolko, trompeti öttürür. Büyük bir kuzgun sürüsü düşman ordusuna saldırır. Neye uğradıklarını anlayamayan askerler geri çekilir, kent kurtulur.

BELEDİYE BİNASINA HOMEROS RESMEDİLMİŞ

Polonya’nın Wielkopolska bölgesindeki Poznan, Avrupa’nın en güzel meydanlarından birinde, böyle söylencelere ev sahipliği yapıyor. Meydanın çevresi gökkuşağını anımsatan yapılar; ponpon, püskül, kağıttan kesilmiş kuş ve çiçek sepetleriyle dekore edilen küçük, pahalı olmayan ama şık cafeler; gece mavisini caz ve rock müziğiyle yıkayan restoranlar, ara sokakları antikacılarla dolu… Belediye’nin Rönesans Salonu, zor beğenenleri bile etkileyecek güzellikle… Dış cephesindeki alınlık resimlerine bakarsanız, birinin Anadolulu ozan Homeros’a ait olduğunu görürsünüz. Meydandaki dört çeşme de mitolojik kahramanlardan esinlenilerek yapılmış. İşte Apollon, elinde liriyle! İşte Deniz Tanrısı Neptün! Savaş Tanrısı Mars fıskiyeler içinde! Propserpina’yı kucaklayan Pluto!
Biraz ötede, bir ara sokakta bir başka çeşmenin önünde Bamberkalı köylü kadını, başka bir söylencenin tanığı olarak kovalarını omzuna asmış, dikiliyor. Poznan’ın her yerinde söylence, her yerinde mitoloji!
Meydandaki kafede mola verdikten sonra Poznan’ı keşfe başlayın. Müzik delisiyseniz, Stary Rynek 45-47 numaradaki Enstrüman Müzesi’ne uğrayabilirsiniz. Geleneksel Leh ve Avrupa çalgıları arasında geçmişe yolculuk anlamına geliyor bu. Müzede konser varsa kaçırmayın.

GENÇ EVLİLER JORDAN KÖPRÜSÜ’NE KİLİT ASIYOR

Tarihi Poznan’ı 2300 minyatür ve 1200 model ağaçtan oluşan ışık oyunlarıyla dolu küçücük bir dünyanın içinde görmek isterseniz, “Makieta Dawnego Poznania” gitmelisiniz. Meydana bağlanan ara sokaklardan birindeki bu eşsiz gösteri 30 dakika sürüyor. Sonra, faytona binip Ostrow Tumski Katedrali’ne kadar gidebilir, Jordan Köprüsü’nün demirlerine kilit asıp sonra sonsuza dek ayrılmamak için anahtarları nehre atan gelin ve damatların mutluluğuna tanık olabilirsiniz. Ardından Parish Kilisesi’nin meleklerine göz atabilirsiniz. Malta Gölü’nün kıyısı da yaz tembelliğini özleyenler için ideal bir seçenek. Siz ağaçların altında otururken önünüzden beyaz kuğuları anımsatan yelkenliler geçecek.

Kitap kurduysanız Raczynski Kütüphanesi’nin önündeki Sağlık Tanrıçası Hygeia’yı selamladıktan sonra içeri girebilir, eski kağıt kokusunu içinize çekerek değer biçilmez kitaplarla tanışabilirsiniz. Hygeia’nın bu yapının önünde ne işi var derseniz; bunun 1829’da kütüphaneyi kurmayı düşleyen Kont Racyznski’nin seçimi olduğu söylemeliyiz. Bu önemli aristokrat, Yunan uygarlığının sembolleriyle doldurduğu Poznan’ın o dönemlerde “Yeni Atina” olarak anılmasına yol açmıştı. Poznan Ulusal Müzesi ise, resim tutkunlarına deva olacak nitelikte sanat yapıtlarına evsahipliği yapıyor.

Kentin en ünlü yerlerinden birisi, eski bir bira fabrikasının restorasyonundan doğan Stary Browar Alışveriş Merkezi… Eski bir yapıyı özgün tasarımla bugünün ihtiyaçlarına göre yeniden yaratma denemesinin başarılı bir örneği… Alışverişi, şık lokantalarda yemek yemeyi seviyorsanız, bir gününüz geçecektir burada. İçinde butik bir otel de olan yapının karşısındaki Müzik Tiyatrosu’nun programına da göz atmayı ihmal etmeyin. Gecelerinizden birine renk katacak bir konser ya da gösteri yakalayabilirsiniz.

RACZYNSKI SARAYININ GÖRKEMİ

Poznan çevresinde nereye gidelim derseniz, cevabımız: Dört bir yana! Otomobil kiralayıp rotanızı Rogalin’deki Raczynski Sarayı’na çevirin, işte Wielpolska bölgesinin en güzel yapılarından biri! Bazı bölümlerinin restorasyonu sürse de, sarayın yalnızca sergi salonlarını ve bahçesini gezmek bile mutluluk verici… Polonya’daki en seçkin resim koleksiyonunun sizde yaratacağı renk sevincinin baş sanatçıları, Jacek Malczewski ve İstanbul’a da gelmiş olan Jan Matejko olacak. Bahçeye çıktığınızda ise, kuş sesleri arasında, aşağıdaki gölcüğü çevreleyen yemyeşil koruyu, çiçek kokularını ve Poznan’a adını veren söylencenin kahramanları olan Leh, Rus ve Çek adlı üç delikanlıyı simgeleyen ünlü üç meşe ağacını görebilirsiniz.

ELHAMRA’DAN ESİNLENDİ

Kornik’deki kale Polonya’daki en fotoğrafik yapılardan biri. Bir gölcüğün içinde sizi bekleyen, kaleden çok şatoyu andıran bu yapının içine girdiğinizde, bir sürprizle karşılacaksınız. Kuzey Afrika mimarisinin örneği büyük salona İspanya’daki Elhamra Sarayı’nın bir bölümü örnek alınmış. Kaleden çıkışta yandaki arboretuma uğramanızı öneririz. Kökleri, güneş görmek için yeryüzüne çıkan tuhaf ağaçlardan dev çiçeklere kadar botanik dilinin güzel sözcüleriyle karşılaşacaksınız. Edebiyat meraklıları, kaleye beş dakika uzaklıktaki bir eve uğrayabilirler. Bu yıl yitirdiğimiz Nobel Ödülü sahibi Leh şair Wislawa Szymborska doğdu o evde çünkü. Ev ziyarete açık olmasa da, şiir okurları için büyük bir şairin ayak izlerini takip etmek heyecan verici olsa gerek.

598 YILLIK DOSTLUK

Polonya’da nereye giderseniz gidin, Türk olduğunuzu söylediğinizde dostça bir tebessümle karşılaşıyorsunuz. Nedeni tarih boyunca Rusya’nın ezici gücüne karşı Osmanlı’yı denge unsuru olarak görmeleri. Bir kahinin, “Türkler atlarına Vistül Nehri’nden su içirdiğinde Polonya özgürlüğüne kavuşacak” sözü hâlâ hafızalarda. Bu kehanet Rusya, Prusya, Avusturya işgalleri sırasında umut olmuş. Bugün ise bir dostluk bağı. Dostluğun 600’üncü yılı 2014’de iki ülkede törenlerle kutlanacak.

TOP POLONYA’DA DÖRT KÖŞE

Akgün Akova ve Gülden Akıncı, dört yıldır, Türkiye ve Polonya’yı doğası, tarihi, edebiyatı, sanatıyla yan yana getiren bir kitap hazırlıyor. “Bir Aynada İki Ülke: Türkiye ve Polonya” projesine Polonya’nın İstanbul Başkonsolosluğu ve Polonya kentlerinin belediyeleri destek veriyor. Projenin ilk ürünleri, haziranda İstanbul ve İzmir’de sokak sergilerine dönüşecek. Avrupa Futbol Şampiyonası’nın oynanacağı dört Polonya kenti; Varşova, Gdansk, Wroclaw ve Poznan’dan fotoğrafların yer alacağı serginin adı, “Top, Polonya’da Dört Köşe!”

YAZ FESTİVALLERİ

* 9-24 Haziran: 37’nci St. John Fuarı (ortaçağ atmosferinde geleneksel el işleri fuarı)
* 17 Haziran: Nehirde Ejderha Tekneleri Yarışı
* 21 Haziran: Yılın en uzun günü fener alaylarıyla kutlanıyor.
* 3-7 Temmuz: Malta Festivali’nde salonlarında, meydanlarında tiyatro, müzik, dans gösterileri yapılacak.
* 15-19 Temmuz: Animasyon Film Festivali.
* 9-11 Ağustos: Etno Port etnik müzik festivaline bu yıl Kore’den Meksika’ya, Türkiye’den İsrail’e pek çok ülkeden topluluklar katılıyor.

Kaynak: Hürriyet

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Gokhan ERDOGAN tarafından yazılmıştır

Çok Gezen Çok Tozan, Az Biraz Deli, Biraz da Yazan Çizen, Ucundan Web Tasarımcısı, Çılgın bi Proje Canavarı, Aa Unutmadan Az Buçuk da Fotoğrafçı.

2247 posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir