Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Beste Serim Erbak’ın Hindistan Gezi Anıları

22 Ocak öğle saatlerinde, eşim ve ben İzmir’den İstanbul’a uçtuk. Türk Hava Yolları bir hayli rötar yaptı. İstanbul’dan Delhi’ye Emirates Havayolları ile gece saat 19.10’da kalkan uçağımızın ilk durağı Dubai, Doha havalimanı oldu. Geçen yıl Hindistan seyahatimizde Emirates Havayollarından oldukça memnun kalmıştık. Bu yıl koltuk aralarını iyice sıkıştırmışlar. Tüm rahatlığı gitmiş. Tek iyi olan tarafı hosteslerinin güler yüzlü olmaları. Dört saatlik uçuştan sonra Doha’daydık. Yerel saat ile 01.15. Dubai’den 04.40 ta kalkan uçağımız, sabah yerel saat ile 09.15’te İndira Gandhi Havalimanına indi. Yerler Halı ile kaplı. Polis pasaportumuzu epeyce inceledi. Sanırım pasaportumuz hala elektronik olmadığı için. Uçakta size doldurmanız için bir form veriyorlar. Nereye gideceksiniz, nerede kalacaksınız vizenizin süresi gibi birçok bilgileri içeriyor. En ufak bir eksiklik istemiyorlar.

Pasaport kontrolünde polis departmanlarının üzerinde Budizm’de çeşitli duyguların ifade edildiği el heykelleri var. İlginç geldi. Bavullarımızı İstanbul’dan vermiştik, burada aldık. Daha önceden yer ayırttığımız Yeni Delhi’de Hotel Aura’dan bir yetkili bizi çıkışta karşıladı. Havaalanı ile şehir merkezi epey uzak. Buna bir de Delhi trafiği eklenince ancak öğleye doğru otele varabildik. Her taraftan bir motosikletli, bir bisiklet taksi, bir rikşa (mobiletten bozma üç tekerlekli, taşıma aracı) fırlıyor.

1185260_579122308812253_1968325024_n

Türkiye’de artık çok fazla duymadığımız korna sesleri burada doğal. Zira arabalar yan aynalarını kullanmıyorlar. Aslında korna olmasa kaza oranı yükselir diye düşünüyorum. Ayrıca trafik de bizimkinin tersi olduğundan bir anda büyük bir karmaşanın içine düşüveriyorsunuz. Güney Hindistan’a nazaran Delhi’de daha iyi İngilizce konuşuluyor. Otel de iyi gözüküyor. Yetkililer samimi, güler yüzlü. Hemen her otelde bir turizm acente yetkilisi var. Bize hemen nereleri görmek istediğimizi soruyorlar. Biz önce biraz dinlenmek istiyoruz. Zira uzun zamandır yollardayız. Delhi’nin ağır bir havası var. İzmir’de kıştı. Burası sadece biraz serin. Ben daha sıcak olacağını düşünüyordum. İki saat dinlendikten sonra aşağıya indik. Otel dört ya da beş katlı. Temiz sayılır. Yatak rahat. Otelin avantajı gezilecek yerlere yakın olması.

Delhi büyük bir şehir. Acenteci bize bir araba ve şoför ayarladı. Delhi’yi gezmeye çıktık. Şehir ki bölümden oluşuyor. Eski ve Yeni Delhi. Önce Jama Mescid’i (Jama Masjid ) görmeye gittik. Babür imparatoru Şah Cihan tarafından yaptırılmış. Oldukça güzel bir camii. Bizim görmeye alışmadığımız bir yapı. Fakat merdivenli kapısına varabilmek için önce Chandni Chowk pazarından geçiyorsunuz. Her çeşit ürün satılıyor. Müthiş bir kalabalık var. Burası oldukça tanınmış. Meena Pazar da burada. Çok ilginç. Jama Mescide girerken poşet içinde terlik veriyorlar. Her şey için para ödüyorsunuz tabi. Çıkışta da alıp tekrar poşete koyuyorlar. Camiinin avlusunda bir havuz var. Orada aptes alıyorlarmış. Tabi hijyen konusunda pek bir şey söylemek istemiyorum. Bir köşede cüzler içinde yığılı Kuranları gördüm. Herhalde burada Kuran Kursu veriliyor. Caminin minareleri ulu. Her şey simetrik. Fakirliği her an görebiliyorsunuz. İnsan üzüntü duyuyor. Jama Camiinden Delhi’yi seyrediyorsunuz. Yüksekte olduğu için manzara güzel. Turistler ve burayı ziyaret eden Hintliler merdivenlere oturmuşlar.

998782_578691712188646_974158170_n

Hemen karşıda Red Fort (Kızıl Kale)tüm kızıllığıyla uzanıyor.Babür Hükümdarı Şah Cihan tarafından yaptırılmış. Unesco Dünya Mirasları arasında. Kapalı olduğu için giremedik. Daha sonraki günlerde de maalesef açık değildi. Dışından resim çekmekle yetindik. Giriş kapısı karşısında Jain Tapınağını gezdik. Jain dinine ait bir tapınak. M.Ö 500’lü yıllarda Hindistan’da doğan bir inanç. Ayakkabılarımızı çıkarıp girdik. İbadet şekilleri de bize değişik geldi. İçerde ağır bir hava var. İçeriyi gezdikten sonra hemen yandaki Kuş Hastanesi var. İçerdeki yetkili bunun dünyada tek olduğunu söyledi. Yaralı, hasta olan kuşlar buraya getiriliyormuş. Tedavisi tamamlananlar tüneğe çıkıyorlarmış. Buradan da tekrar serbest bırakılıyorlarmış. Üç katlı bir bina. İçerde her cins kuş var. Çoğunluğu güvercin. Burada da ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz. Duvarlarda da ilginç resimler var. Yetkili bizi gezdirirken bir yandan da hastanenin hikâyesini anlattı. Daha sonra da kuşlar için bir bağış yaptık.

jama mescid

Kendimiz dolaşmak istediğimiz için tapınağa girerken taksiyi göndermiştik. Hava kararıyor. Kalabalık caddede yürüyoruz. Bir restoran gözümüze hoş geliyor daha ziyade küçük bir lokanta. Kanwarjı Raj Kumar isminde. Dar bir merdivenden yukarıya çıkıp oturuyoruz. Biz aramızda konuşurken yandaki çift İngilizce “Türk müsünüz?” diye soruyor. Onlarda İranlıymış. Türkiye’yi övüyorlar. Sohbet ediyoruz.

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Gokhan ERDOGAN tarafından yazılmıştır

Çok Gezen Çok Tozan, Az Biraz Deli, Biraz da Yazan Çizen, Ucundan Web Tasarımcısı, Çılgın bi Proje Canavarı, Aa Unutmadan Az Buçuk da Fotoğrafçı.

2247 posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir