Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Seyahat Ederken Açık Fikirli Olmak

Dachi Tea.co.‘da Topluluk Geliştirme Müdürü Saskia Kerkvliet‘in yazısıdır. Dachi Tea.co., çay içme ritüelini insanlığın bütünlüğünü keşfetmek için başlangıç noktası olarak kullanan ve insanlara doğayla olan yakınlığını hatırlatarak merkezileşmesine yardım eden en incelikli ve bilgilendirici çay abonelik şirketidir.

Tatiller dinlenmek ve gevşemek içinken, seyahat ise kendini tamamen adamak, keşfetmek ve her şeyi yeni, canlı ve mümkün görmektir.

“Hayat tutku, risk, tehlike, kahkaha, güzellik ve aşkın serüvenidir; olayları takip edip her şeyin neyden ibaret olduğunu öğrenme merakıdır, bir anlam arayışına girmektir, geri dönüş olmayacağı için bütün köprüleri yakıp yıkmaktır ve sonuna kadar dolu dolu yaşamaktır.” – Saul D. Alinsky, Reveille for Radicals

Geçenlerde bir arkadaşım çok ilginç bir konuya parmak bastı: tatil ve seyahat arasında hatırı sayılır bir fark var.

Tatil dinlenmek ve rahatlamak, sahile gitmek ve her şeyden soyutlanmak veya belki de ailenizle birlikte güzel vakit geçirmek için bir fırsattır. Ve bu tamamen doğaldır.

Fakat tatil ile asla seyahat ile birbirine karıştırılmamalıdır. Seyahat hem canlandırıcı hem de yorucudur.  Seyahat tamamen rahat ettiğinizin dışına çıkmak, eşsiz deneyimlerin peşine düşmek ve kendinizi tamamen benliğinizi keşfedeceğiniz olayların içine daldırmaktır. Seyahat bol bol ön araştırma yapmayı ve oraya gittiğinizde neler olacağını görmek için biraz başıboş bir tavır gerektirir. Çünkü gerçekten gittiğiniz yerlerin  dışına çıktığınızda her zaman tahmin edilemezlik unsuru vardır. Ve gezgin olduğunuzda, sizi ileri gitmek için tahrik eden şey bilinmezliğin merak uyandırıcı hevesidir.

İşte seyahati çekici kılan da budur. Aklınızı meşgul eder, ufkunuzu genişletir ve dünyanın nasıl bir yer olduğu hakkındaki eski düşüncelerinize meydan okur.

Döndüğünüz zaman ailenizi ve arkadaşlarını eğlendirdiğiniz o seyahatin can alıcı anları, genellikle sizinle o ülkenin gizli içyüzünü keşfetmiş, sürekli uğrak yerlerine giden turistlerin asla gitmeyeceği yerleri size gösteren veya resmin arkasındaki hikayeye bakmaya davet eden  beklenmedik bir şekilde yollarınızın kesiştiği yabancılar. Bir şekilde bu hep yolda denk geldiğiniz ve seyahat boyunca yediğiniz en güzel yemeklere sahip olan küçük, sıradan görünümlü, aile restoranı olur.

İşin uzmanlarından Tony Schwartz şöyle diyor, “Kesinliği unutun gitsin. Bunun zıttı da belirsizlik değildir. Zıttı açıklıktır, meraktır ve taraf seçmektense paradokslara kucak açmaya istekli olmaktır. En zor iş kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek ama asla öğrenmekten ve gelişmekten vazgeçmemektir.”  Bu günlük hayatımız için geçerli olduğu gibi seyahat için de geçerlidir.  Böyle açık bir ruh haline büründüğümüzde sınırsız fırsatlar  yaşanmak için bizi bekliyor olacak.

Sizin o kapıdan adım atmanızı sağlayan ilk şey meraktır, ama aynı zamanda siz dünyayı keşfedip  yabancı yüzler, kokular, manzaralar ve seslerle çevrelenmişken yeni dürtüler için sizi sürekli rahatsız eden kaşıntıdır, anlama, alıştığınız sıradan resmin dışındaki bilgilerin farklı çizgilerini düzenleme hevesidir.  Bu arada, sizin dünya görüşünüzü alttan alta şekillendirmeye başlar ve sizi diğer insanlara karşı yüksek oranda şefkatle doldurur.

Genç yaşlarımda bana bahşedilen basit fakat etkili hayat dersi herhangi bir insanla muhabbet edebilmenin değeridir.

Utangaç bir çocukluk, zor geçen bir ergenlikten sonra bunu hayata geçirmeyi yetişkin hayatımda başarabildim, ama bu beni hayal edebileceğimden çok daha fazla ileriye taşıdı.

Bu yeteneğimi annemden aldım, yeni bir ülkeye iniş yaptığı andan itibaren taksi şoförlerine, aynı otobüsteki insanlara, otel görevlilerine veya restorandaki garsonlara çok normal bir şekilde sorular sormaya başlar. Dürüst olmak gerekirse, bunu evimizde de yapar, kasaba, manava kapıya gelen herhangi bir tamirciye soracağı soru, gülümsemesi ve kahkahası  hep hazırda vardır. Seyahat ederken kim olduğu önemli olmaksızın insanlara her zaman açık fikirle yaklaşır ve hayatlarının belli bir alanına inmeye çalışır; mesela aileleri, dinleri, ülkelerinin tarihi, politikaları veya ekonomik sistemleri, belki de o bölgedeki turizmin etkileri. Ya da gidilecek veya yemek yenebilecek yer önerisi almaya çalışır, bizi sıradan turistik yerlerden bizi uzaklaştırıp direkt olarak halkın yaşadığı yerlere sürükler.

Biriyle konuştuktan beş dakika sonra hemen umulmadık bir şey çıkarmayı başarırdı. Bu da bize o yer ve insanları hakkında daha geniş bir anlayışa sahip olmamıza yardım ederdi.  Bu aynı zamanda arada sırada kendi sesini çok beğenen insanlarla çok sıkıcı muhabbetlere maruz kalacağımız anlamına da geliyor, ama yine de kendi hikayelerini paylaşmak isteyen sempatik, bizim düşünce tarzımızda ve açık fikirli insanların muhabbeti bize çok şey kattı.

Yalnız seyahat etmeye başladığımda, dünyanın nerdeyse diğer ucundan Asya’ya gitme cesaretini gösterdiğimde, üstüme o meraklı tavrı takındım ve aslında o kadar zor bir şey olmadığını fark ettim. İhtiyacınız olan tek şey cesaret ve anlayışlılık, sizin sözüm ona ayrıcalıklı turist halinize rağmen birileriyle insanı bir biçimde iletişim kurmak adına attığınız o ilk adımdaki cesaret. Dinleyici olduğunuz zaman çok daha fazla şey öğrendiğinizi fark ettim.  Kişisel olarak, bu maceram bana benim eski İngiliz kırsal mahallemden neredeyse yarım dünya ötede kültürünü her gün keşfetmekten zevk alacağım bir ülkede yeni kurulmuş bir şirkette iş bulma olanağı verdi.

Bu hayatı mümkün olduğunca insani (#AHAP) bir şekilde yaşama düşüncesi beni şuna ikna etti, hem merakımıza yenik düşmeliyiz hem de minnettarlığımız bizim yol göstericimiz olmalı.  Cesaretli olduğumuz kadar da temkinli olmalıyız, böylece en büyük hayalinizi (bu her ne olursa olsun) gerçekleştirmek için attığınız her adım cüretkar ama ihtiyatlı olacaktır. Asya’nın en ünlü maverick filozofu ve Daoism’in en büyük kurucularından olan Zhuangzi’nin bu konuda  2400 yıl önce yazılmış  özel düşünceleri vardır. Bizden, kendimizi kalıplaşmış doğru-yanlış, olabilir-olamaz yargılardan sıyırarak ve iç sesimize kulak vererek öğrenmek için düşünmemizi, içimizden geldiği gibi hissetmemizi ve davranmamızı dilemiştir. Bu yaklaşımı seyahat ederken de uygulamak mümkün, dikkatli bir planlama ve spontane rahatlık arasındaki çizgide kalmak, yargılardan uzak durmak ama yine de kendimize özgü bir biçimde yaşadığımız her olaya karşılık vermek.

Seyahat ederken yardımcınız olarak merakı seçmenin en heyecanlı özelliği gezecek ve öğrenecek şeylerinizin asla tükenmemesi olacaktır, içine dalabileceğiniz tarih ve oluk oluk subkültür, güzel mimari ve sanat, doğal dünyanın sonsuz sayıda parmak ısırtan permütasyonu. Zhuangzi’nin de dediği gibi, “Kuyudaki bir kurbağa okyanusu tahmin bile edemez.” Dünya kocaman bir karmaşa, sizin her zaman yaşadığınız küçük, güvenli hayatınızdan tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük.

“Kuyudaki bir kurbağa okyanusu tahmin bile edemez.”- Zhuangzi

Ve döndüğünüz zaman, yanınızda getirdiğiniz yeni görüş açınız sizin evinizi daha farklı bir bakış açısıyla görmenizi sağlar. Kültür şoku olgusu artık bana yabancı değil, meraklı bir şekilde kendi sokaklarımı haftalarca gezdim, tanıdık insanların evde hissettikleri yerde gündelik hayatına devam ettiğini izlerken kendimi gizli bir antropolog gibi hissettim.

Bu yazı aslen Holstee’nin online dergisi Minful Matter‘da paylaşılmıştır.

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir