Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Kentleri Nasıl Gezmeli?

Kentte yürümek, yüzleri ve yerleri gözleyerek kent hakkında ipuçları toplamaktır.

Kentleri nasıl gezmeli? Yanıtı pek zor olmayan bir soru. Tabii ki yürüyerek. Ama aylak aylak bir yürüyüşten bahsediyorum. Aylak insan kentte, ormanda yürür gibi yürür, keşiflere açıktır. Yüzleri ve yerleri gözleyerek kent hakkında ipuçları toplar. Tıpkı doğa yürüyüşlerinde çiçek toplayan yürüyüşçüler gibi. Fransız antropolog ve sosyolog David Le Breton’a göre aylak amatör bir sosyologdur ama aynı zamanda da güçlü bir romancı, bir gazeteci, bir siyaset adamı, bir anı toplayıcısıdır. Her zaman uyanık, gevşek ve uyuşuktur.

Kentte yürüyüşe tablolar, manzaralar, görüntüler eşlik eder ve insanın merakı sürekli canlı kalır. Bir yığın önemsiz gibi gözüken olay gerçekleşir. Karşılaşılan insanların bazıları keyif, bazıları sıkıntı verir. Yürüyüş aynı zamanda sokakları, evleri, pencereleri, meydanları, anıtları, camileri, dükkânları seyretmektir.

Kent yürüyüşçülerine mahallelerde, sokaklarda farklı kokular eşlik eder. Sabah kokuları, öğle kokuları, akşam kokuları farklı farklıdır. Ekmek kokusu, pasta kokusu, kebap kokusu, köfte kokusu, simit kokusu, döner kokusu, balık kokusu, evlerin pencerelerinden uçup gelen yemek kokuları. Tüm bu kokular yürüyenin iştahını kabartır, onu yemek düşlerine sürükler.

Ben de her gittiğim ülkede, kaldığım otelin adresini bir kâğıda yazıp cebime koyduktan ve bir de kent haritası aldıktan sonra düşerim yollara ve aylak yürüyüşümü başlatırım.

Yanıma adres alma alışkanlığımı Pekin gezisinden sonra edindim. Kaldığım otelden çıkmış, sokak sokak dolaşıyordum. Otura kalka akşama kadar yürüdüm. İnsanları seyrettim, kokuları kokladım. Ünlü Tiananmen Meydanı’na geldiğimde, hem akşam olmuş hem de ayaklarım dayanılmaz şekilde sızlamaya başlamıştı. Bir taksi çevirdim. İşte ne olduysa ondan sonra oldu. Şoföre kaldığım otelin nerede olduğunu bir türlü anlatamadım. Şoför, otelin İngilizce adını bilmiyordu, ben de Çincesini. Çaresiz indim. Ne yapacağımı şaşırmıştım.

Meydanı dört dönerek İngilizce bilen birisini aradım. Bu arayışım tam iki saat sürdü ve sonunda üniversitede görevli bir Alman’ın yardımıyla otelimi bulabildim. O gün bugündür yanımda, bulunduğum ülkenin dilinde yazılmış adres olmadan sokağa çıkmıyorum.

Yürüyerek yapılan gezilerde, kentlerin daha iyi tanındığına inanıyorum. Binaları daha yakından görüyor, gündelik yaşama ait bilgilere daha çabuk ulaşıyorum. Dinlenmek için oturduğum kahvelerde kurduğum dostluklar birçok bakımdan işime yarıyor. Örneğin, Barcelona’da arka sokaklarda bir kahvede oturuyordum. Yanımdaki masada oturan kır saçlı adam, sigarasını yakmak için kibrit istedi. “Yok” dedim, “sigarayı terk ettim”. Neden terk ettim, niçin terk ettim, sağlığım nasıl? Bu sorular bir dostluğun ilk temel taşları oldu. Kahveden beraberce çıktık. Yine yürüyerek ünlü mimar Gauidi’nin yaptığı Sagrada Familia Kilisesi’ne ve Güell Parkı’na gittik. Daha sonra arka sokaklara dalıp hiçbir tanıtım kitabında yer almayan küçük lokantalarda, gerçek İspanyol yemekleri yedik.
Bir kibrit sayesinde, kaldığım dört gün boyunca kenti en ücra köşelerine kadar gezmiş, hiçbir kitapta yer almayan yerleri görmüş, ayrıca bir İspanyol dost edinmiştim.

Yürüyüp de yorulmasaydım, o kahveye oturmayacak, Miguel’i tanımayacaktım.
Ünlü yazar Hermann Hesse de gezilerinde hep yürümeyi tercih ettiğini belirtir ve şunları söyler: “Pazardaki ve sokaktaki yaşam, güneşin dansı, topraktaki ve sokaktaki gölgeler, bir ağacın gökyüzüne uzanan ucu, bir hayvanın sesi ve hareketi, insanların yürüyüşü ve davranışı. Sokakların kalabalığı… İç dünyasında bunları aramadan, yaşamın kaçış yollarını sorgulamadan seyahate çıkan insan, geriye bomboş döner.”

Yürüyün dediysek de işi o kadar abartmayın. Bazen kentin en işlek meydanında bir kahveye oturup etrafı gözleyin. Bu gözlem bile sizin kenti tanımanıza yardımcı olacaktır. Ben bu tür oturuşlarda, yanımdan geçen kalabalıklara ait olmayan bir hayalet gibi hissederim kendimi. Görünmez bir adammışım gibi, önümden geçenlerin yaşamlarına tanıklık ederim.

ATLAS 2012 ŞUBAT SAYI / 227

Yazı: Mehmet Yaşin

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Gokhan ERDOGAN tarafından yazılmıştır

Çok Gezen Çok Tozan, Az Biraz Deli, Biraz da Yazan Çizen, Ucundan Web Tasarımcısı, Çılgın bi Proje Canavarı, Aa Unutmadan Az Buçuk da Fotoğrafçı.

2479 posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.