Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Gidilesi Trakya ve Bağ Rotaları

Trakya Bağ Rotası Projesi’nin 2 farklı rotası var; bir tanesi Şarköy Gelibolu Rotası diğeri ise Kırklareli Rotası. Ben bu kez Şarköy Gelibolu seyahatine dâhil oldum –  iyi ki de olmuşum. Projenin amacı aslında Marmara Bölgesi’nde özellikle son yıllarda canlanan bağcılık aktivitelerini daha bilinir kılmak, yeni seyahat rotaları arayan gezginlere alternatif sunabilmek ve butik şarap üreticilerine destek olmak.

02f79ed727254158ab0c86f41b0aa339-480x320

Yeşilin asaletinden ve denizin mavi pırıltısından başka bir şey görmediğim vadiler arasından yavaş yavaş, her görüntüyü aklıma kaydederken unuttuğumuz özümüze doğru bir yolculuğa çıktığımın bilincindeydim. Bu kez  geçmişimizin izlerini takip ediyorum. Beni bu yolculuğa asıl teşvik eden Trakya Bağ Rotası Projesi yaratıcılarına çok ama çok teşekkür ederim. Türkiye’de her şeye rağmen güzel yatırımların olduğunu bilmek, birilerinin kültürümüze sahip çıktığını görmek, bu topraklarda hala hayranlık uyandıran, yoğun emeklerle üretilen ürünlere şahit olmak son zamanlarda sönen umutlarımı yeniden canlandırdı.

Antik çağdan beri bağcılıkla anılan, şaraplarıyla üne kavuşan Trakya’nın yerel şarap üreticileriyle sizi buluşturan Trakya Bağ Rotası Trakya Turizm İşletmecileri Derneği tarafından Tekirdağ, Şarköy, Gelibolu ve Kırklareli bölgelerinde faaliyet gösteren 12 butik şarap üreticisinin desteği ile oluşturulmuş Türkiye’nin ilk bağ rotası projesi.  Bu proje, şarap kültürüne ilgi duyan, damak tadına düşkün, bağ yaşamını merak eden herkesi Trakya’nın doğal güzellikleri ve binlerce yıllık tarihi dokusuyla buluşturuyor.

Bu topraklarda bağcılık binlerce yıl eskiye dayanıyor. Kuşaklar boyu en önemli ekonomik faaliyet olan şarapçılık tarihin kırılgan zamanlarıyla yok olmaya yüz tutmuş ama ne mutlu ki; bize özümüzü hatırlatan cesur yatırımcılar hayallerini gerçekleştirmekten vazgeçmemiş ve eskiden sahip olduğumuz bu güzelliğe sahip çıkmış.

2 günlük bağ keşfinde bende saygı uyandıran, büyük bir emek ve derin bir sevgiyle topraklarına ve ürünlerine bağlı olan şarap üreticilerinden bahsetmek istiyorum.

MELEN

Trakya’nın Marmara kıyısında, küçük bir sahil kasabası olan Hoşköy’de üretimine devam eden Melen Şarapçılık, bölgedeki en eski şaraphanelerden bir tanesi. 3 kuşaktır şarapçılığa devam eden Melen’in hikayesini yerinde, Cem – Funda Çetintaş’tan dinlemenizi tavsiye ederim. Aile tarihlerinde, Cumhuriyet döneminden önceye dayanan şarap üretimlerinin ilk kurucusu Cem Bey’in dedesi ‘Matyoz Ahmet’. Hoşköy, Osmanlı Dönemi’nde Rum ve Türk nüfusun beraber yaşadığı bir bölgeyken Ahmet Bey Rum dostu Şimo ile bu toprakların şarapçılık geleneğinde beraber çalışırlar. Nüfus mübadeleleri yüzünden Şimo ve ailesinden ayrı kalan Ahmet Bey’in bir hafta boyunca sofradan hiç kalkmadan şarap içtiği hüzünle anlatılıyor. Sonraki yıllarda oğlu Hüseyin Çetintaş’ın devraldığı Melen markası günümüzde son kuşak Cem Bey’e ve eşine emanet.

150 dönümlük bağlarında Cabernet Sauvignon, Merlot, Tempranillo ve Şiraz ekili. En iyi üzümü elde edebilmek için sık dikim yapan Çetintaş çifti, az ve kaliteli üzüme bağdaki her bir omcadan yılda sadece 1 kg üzüm alınıyor. Bağların arasında yer alan ve eşsiz bir manzaraya sahip olan Melen verandasında otururken Cem Bey bize bu toprakların bilinmeyen hikayesini, şaraplarının nasıl doğup büyüdüğünü büyük bir gururla anlatıyor. Mayıs ayından itibaren Ekim ortasına kadar devam eden şarap tadım turlarına katılmanızı, bölgenin ve Melen şaraplarının tarihini Çetintaş çiftinden duymanızı öneririm. Buradan ayrılırken yüzünüzde oluşan tebessümün hiç eksilmemesi dileğiyle…

Gülor

Yaklaşık 20 sene önce Güler Sabancı’nın kendi topraklarında şarap içme ve üretme arzusuyla ortaya çıkan Gülor markası, Trakya Yarımadasında Şarköy’ün Eriklice Köyünde şarapçılık macerasına başlamış. Uluslararası kalitede şarap üretebilmek adına hem bağların kurulacağı bölge hem de bu bölgeye uyum sağlayacak üzüm çeşitleri Bordeaux Üniversitesi’nin danışmanlığıyla karar verilmiş. Türkiye’nin ilk butik şarap üreticisi unvanına sahip ola Gülor’da kısıtlı verim uygulaması yapılıyor. Denize 1 km uzaklıkta yer alan bağların ayaklarınızın altına serildiği, karşınızda özgürlük hissi veren deniz manzarasıyla tadımını yaptığım şarapların her biri ayrı bir aromaya ve karaktere sahip. Gülor bağlarında öncelikle Cabernet Sauvignon, Merlot ve Sauvignon dikimini gerçekleştirdikten sonra Sangiovese, Montepulciano ve Shiraz’ı bağlarıyla buluşturmuş ve aileye son olarak Malbec ve Petit Verdot katılmış. Hafta sonları nefes almak isteyen şehirliler için 5 odalı bir bağ eviyle de hizmet veren Gülor’da manzara, ambiyans ve şarap kusursuz bir birliktelik sağlıyor.

Château Kalpak

Bülent Kalpaklıoğlu, Château Kalpak serüveninin 1991 senesinde başladığını söylüyor. Toprağa yönelmeye karar verip şarapçılığa giriştiğinde bu işin Türkiye’de en iyi nerede yapılacağına dair araştırmalar yapmış ve daha sonra derin bir bağcılık tarihi olan Şarköy’le tanışmış. İstediği arazileri satın almasının tam 12 sene sürdüğünü anlatan Kalpaklıoğlu bu alanı tercih ederken; yamacın bağlardaki üzümü daha verimli beslemesine dikkat etmiş. Toprak yapısı, denizden yüksekliği, arazinin yönü ve toprağın zengin olması Château Kalpak’ı belirginleştiriyor. Hem Marmara hem de Saros Körfezi’ni gören araziye bağ evinden bakarken kendinizi bir film karesinde gibi hissediyorsunuz. Denizden yaklaşık 320 metre yüksekte yer alan bağ evinin boydan boya uzanan terasında oturduğunuzda bir inci gibi sıralanan bağlar ve Marmara Denizi size eşlik ediyor. Château Kalpak ‘tek bağ’dan, üst düzey bir château şarabı üretmenin peşinde. Yalnızca kırmızı şaraba odaklanan bağlarda Cabernet Sauvignon, Merlot, Cabernet Franc ve Petit Verdot üzümleri dikili. Château Kalpak 2010, Cabernet Franc 2010 ve BBK 2010 şarapları arasında favorim BBK 2010 oldu. Ama her şeyden öte büyüleyen manzarası ve sonsuzluk hissi veren konumu Château Kalpak’ı ayrıcalıklı kılıyor.

Suvla

2003 yılında Kuzey Ege ve Marmara Denizleri arasında kalan topraklarda yeşeren şarap fikri bugün Suvla’yı ayrıcalıklı bir şarap markası haline getiriyor. Adını  yarımadanın Kuzey Ege sahilindeki Suvla Koyu’ndan alan ve mitolojide ‘şarabın doğduğu yer’ olarak gösterilen  Gelibolu Tarihi Yarımadası’nın zenginliğine toprak salan Suvla, şarabın doğduğu bu topraklarda yeniden aynı ruhu canlandırmanın peşinde ilerliyor. Bağlarda Cabernet Sauvignon, Merlot, Shiraz, Cabernet Franc, Grenache Noir, Petit Verdot,  Chardonnay, Sauvignon Blanc, Roussanne ve Marsanne; yerli olarak tarihi yarımadaya özgü beyaz varyete Kınalı Yapıncak ve kırmızı varyete Karasakız üzüm çeşitleri yer alıyor. Suvla’nın şaraphanesi sizi bir anda Avrupa’ya götürüyor. Minimal bir stille dekore edilen restoranı kırmızı ve beyaz sandalyeler ve ahşap uzun masalarla hareketlendirilmiş. Şık barı ve ürünlerinin sergilendiği doğallığı ön plana çıkaran raf düzenlemeleri Suvla’yı tarihine bağlı, çağdaş bir marka haline getirmiş.

Suvla Bağları’nı gezerken buradan hiç ayrılmak istemeyeceğinize eminim. Güzel havalarda misafirlerini burada ağırlamayı tercih eden Suvla’nın piknik alanı sevimli mutfağı, ağaçlarla çevrili doğal gölgeliği, bağ manzarası ve tabi ki şaraplarıyla unutulmaz saatler yaşatıyor. Suvla’nın ürettiği beyaz, roze ve kırmızı şarapları; Kabatepe, Suvla, Kirte, Sur, Sır, Suvla Reserve ve Suvla Grand Reserve serileri altında bulabilirsiniz.

Gali

“Tutku ödün vermez.” sözü Gali’nin felsefesini özetliyor aslında. Yaratıcıları Nilgün – Hakan Kavur’a göre şarap yemek, şarap kültür, şarap gastronomi… Kısacası şarap her şey demek! 2005 yılında kurulan ve 2009 yılında ilk ürünlerini alan Gali Bağları Gelibolu Yarımadası’nın ana karaya bağlandığı noktada, Doğan Arslan mevkinde yer alıyor. Bağlar sağ tarafında Saros Körfezine sol tarafında ise Çanakkale Boğazı’nın girişine bakıyor. Tek bir “ana” şaraba odaklanan Kavur çifti Fransa’nın Bordeaux şehrine yaptıkları birçok ziyaret ve keşif turunun sonunda arazilerinin büyük bir kısmını Merlot üzümüne ayırmış.

Oldukça geniş bir araziye yayılan Gali bağları özellikle yamaca ekilerek üzümdeki aromanın çok daha yoğun olmasını sağlamış. Kartpostalı andıran görünümü, rüzgarla dans eden yeşillikler arasında beslenen fidanları Gali isminin hakkını veriyor. Rumca kökenli olan Gali ismi Gallipoli ve Kallipolis’ten türetilmiş. Güzel şehir anlamına gelen Gallipoli’den esinlenen Kavur çifti Gali yani güzel kelimesini tercih ederek aslında şarap üretiminin ve tüketiminin güzelliğini vurguluyor. Şarapçılığı “ hiç büyümeyen bir çocuk” olarak nitelendiren Gali’nin yaratıcıları her yıl aynı heyecan ve tutkuyla fidanlarına yeniden dokunuyor. Gali 2010 ve Evreshe 2010 benim büyük bir keyif ve mutlulukla, Gali’nin eşsiz manzarasına karşı içtiğim şaraplar oldu.

Kaynak: Jabiroo

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Gokhan ERDOGAN tarafından yazılmıştır

Çok Gezen Çok Tozan, Az Biraz Deli, Biraz da Yazan Çizen, Ucundan Web Tasarımcısı, Çılgın bi Proje Canavarı, Aa Unutmadan Az Buçuk da Fotoğrafçı.

2257 posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir