Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Dora Göksal Japonya’dan Bildiriyor

Japonya, uçaktan adım atılır atılmaz farklı bir memleket olduğunu kanıtlıyor. Bu yolculuk sadece “geleneksel”in moderniteyle imtihanını kendi gözlerimizle görmeye değil, dünyaya gerçek anlamıyla farklı bir ucundan bakabilmeye de imkan tanıyor.

Türkiye’den yola çıkacaklar için Türk Hava Yolları pahalı ama hızlı bir seçenekse de, dünyanın en büyük yolcu yüklerinden birini taşıyan Tokyo havalimanları için(Narita ve Haneda) her zaman birden çok opsiyon mevcut. Ben yola Emirates ile İstanbul’dan başladım, Dubai aktarmasıyla toplamda 14 saat süren(beklemeler, check-in ve pasaport kontrol hariç) bir seyahatin ardından Narita Havalimanı’na vardım.

Emirates ile İstanbul-Tokyo

Emirates ile yaptığım ilk yolculuğa bir paraf açmakta(ileride bir yazıya ana konu olması şartıyla) fayda var. EK122 sefer sayılı Boeing 777-300ER ile saat 19.10′da başlaması gereken yolculuk, yirmi dakika gecikme olacağı anonsu bilgi ekranlarına düştükten sonra ancak 20.10′da kalkabildi. Sorunsuz bir uçuşun ardından yolun 3 buçuk saatlik İstanbul-Dubai ayağını geride bıraktık. Sonra da hızlıca yeni uçuşumuza yollandık. Dubai dünyanın en büyük transit yolcu terminallerinden biri. Buna rağmen ilk uçaktan inip bağlantı uçuşa geçmek yalnızca yirmi dakika sürdü.

Bu kez neredeyse dörtte üçü boş olan bir 777 ile karşılaşınca, kampanyalı biletlerimiz sınıf atladı ve üç koltuğun tamamını tek başıma kullanabileceğim bir 8 buçuk saate dönüştü. Gecikme olmadan ve sorunsuzca Narita’ya geldik.

Emirates kesinlikle çok başarılı bir firma. Türk Hava Yolları ile fiyat politikaları nedeniyle uzun süredir uzun uçuşlar yapamadığımdan, genişleyen ağır gövdeli uçak filosu ve yeni uçak içi eğlence sistemini henüz tecrübe etmiş değilim. Ama İstanbul çıkışlı bütün Uzak Doğu destinasyonlarında en ucuz firma olan Aeroflot ve onun hub‘ı Moskova Sheremetyevo Havalimanı ile kıyaslanamayacak kadar kaliteli olduğunu söyleyebilirim. Yaz kampanyaları için gözlerimi dört açtım, bekliyorum.

Tokyo Narita Havalimanı

Uçak, Terminal 2′de 216 No’lu kapıya yanaştıktan sonra uzun süre yürüyeceğim koridorlar, yürüyen bantlar ve merdivenlerle karşılaşmayı umarken karşıma bir metro çıktı. Japonya bile olsa bu kadar hızlı bir “hoş geldiniz” beklemiyordum. Vagona geçtik, kapılar kapandı, bir dakika sonra pasaport kontrolün önüne geldik. Uçağın inişinden önce uçuş görevlileri tarafından dağıtılan gümrük ve giriş kartlarını eksiksiz doldurmakta yarar var. Sarmallaşan uzun bir sıra, sırayı düzenleyen bir görevli herkesi boşalan gişeye yolluyor. Görevliyle kısa süreli bir bakışma ve diyaloğun arkasından sırt çantamı almak için merdivenlerden aşağı…

Çantamı beklemek, bir miktar para bozdurmak ve şehre ulaşmak için metro bileti almak toplamda 10 dakika sürdü. Dakikası dakikasına kalkan trene yerleşip havalimanından ayrıldım.

Metro mu JR mı?

Elinizde bir harita olmadan nereden nereye gideceğinizi kestirmeniz ve doğru trene binip binmediğinizi anlamanız imkansız. Elimde iki tane harita vardı, biri metro, diğeri de Japan Railway Company(JR) hatları için. Şehrin hangi noktasına giderseniz gidin bu ikisinden birini kullanmanız gerekiyor. Benim için ilk bakışta bir elektrik devresinden farksız olan bu sistem, iki günün ardından daha anlamlı gözükür oldu.

Tokyo’ya ilk varışta uygulanması gereken tek yöntem JR ile(N’EX yani Narita Express) Tokyo İstasyonu’na geldikten sonra bu noktadan uygun olan diğer hatlara geçmek. Etrafta sıraya dizilmiş gibi yürüyen insanlara aldanıp hızlı davranmaya çalışmanın lüzumu yok. Çantanızı bir kenara bırakın, haritanızı çıkartıp gitmek istediğiniz hattı bulun, bilet almak için gişelerin etrafında duran görevlilere o yerin adını söyleyin. Japonca konuşa konuşa yardım edecek ve her nasılsa doğru bileti almanızı sağlayacaklar.

Ve Tokyo

Havalimanları, uzun uçak yolculukları, JR ve metro hatlarını atlatıp kafamı nihayet dışarı çıkarabildiğimde Pekin’deki kaosu ya da Hong Kong’taki keşmekeşi göreceğimi düşünmek hataymış. Yer altında ve üstündeki istasyonlarda devam eden koşuşturmaca, sokaklarda yerini sükunete bırakıyor. Sokak boyunca, yürüyen merdivenler için bile uzun kuyruklar oluşturmuş olan insanların yukarıya acaba hiç mi çıkmadıklarını merak ediyorum.

Gerçekten huzurlu ve mutlu insanların ülkesi mi yoksa çalışkan ve yorgun olanların mı, tahmin edebilmek için çok erken. Roppongi gecelerini henüz görmüş değilim ama sanırım her gezi, o ülkenin bana ilk hissettirdiği duygular yardımıyla kodlanıyor zihnimde. Sırt çantam, pasaportum, cüzdanım, botlarım, gezi rehberim, metro haritalarım, uzun sıralardaki bekleyişlerim… İki günde bu hengamenin bana hissettirdiği şey huzur.

Japonya’dan merhaba!

Dora Göksal

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Gokhan ERDOGAN tarafından yazılmıştır

Çok Gezen Çok Tozan, Az Biraz Deli, Biraz da Yazan Çizen, Ucundan Web Tasarımcısı, Çılgın bi Proje Canavarı, Aa Unutmadan Az Buçuk da Fotoğrafçı.

2279 posts

1 Yorum

Bir yanıt bırak

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir