Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Tuna Göker’in Tarih Kokan Roma ve Muhteşem Amalfi Kıyıları

İtalya’ya ilk defa 2011 yazında gitmiştim. İlk İtalya’m aynı zamanda ilk yurt dışı seyahatim olacaktı ve eşimle birlikte bir turla gitmeyi uygun bulmuştuk o zaman. Tabi ki turdan her fırsatta ayrılıp kendimiz keşfetmiştik şehri ama içimizde kalan bazı şeyler olmuştu. Örneğin o zaman kaldığımız otel şehrin çok dışındaydı, ulaşım problemimiz vardı ve Roma’nın gecesini yaşayamamıştık.

aventino5

Bu gidişimizde şehir merkezine yakın ama merkez kadar pahalı olmayan, daha sakin bir bölge olan Aventino bölgesinde bir otelden yaptık rezervasyonumuzu.

Zaman hızlı bir şekilde uçtu gitti ve yolculuk günü geldi çattı. Büyük bir heyecanla adım attık ikinci kez Roma’ya. Bu sefer bir tur şirketiyle gitmediğimiz için ulaşım konusunda da dersimizi çalışmış ve havaalanından şehir merkezine gitmek için farkı alternatifler olduğunu öğrenmiştik. Bunlar;

1) Hızlı tren : (The Leonardo Express) 30 dakikada bir kalkan Leonardo Express non-stop, hiç durmadan Termini’ye gidiyor. Termini yakınlarına gidecekler veya Termini’den metroyla devam edecekler için uygun.

2) Şehir metropolitan treni (FM1) Kişibaşı 8 €. Biz Aventino bölgesine gideceğimiz için lokasyon olarak bize en uygun seçenek buydu. Ostiense Gar’ında indik trenden ve yaklaşık 15 dakika yürüyerek otelimize vardık.

3) Taxi : Roma’da taxiler beyaz renkli ve havaalanının hemen dışında müşteri bekliyorlar. 2006 yılından beri fix ücretler ile çalışan taxilerin havaalanından şehir merkezine tarifesi yaklaşık 40 €. Taksiye binmedik gerçi biz ama okuduğum kadarıyla bagaj için de ekstra para alıyorlarmış.

4) By Terravision Shuttle Otobüsleri : Havaalanı ve Termini arasında gidip geliyorlar.

Otel rezervasyonumuzu yine aylar öncesinden booking.com aracılığı ile yapmış olduğumuz için çok uygun bir fiyata konakladık. Kahvaltı dahil 2 kişi gecelik oda fiyatı €70 civarıydı. Kahvaltısı da daha önce kalmış olduğum otellerle kıyaslarsam çok başarılıydı.

http://www.aventinohotels.com/ha/en/hotel.htm

Aventino bölgesi o kadar sakin bir bölge ki sabahları bahçede kuşların ve cırcır böceklerinin sesleri arasında yaptık kahvaltımızı. Aventino’dan şehrin Old town bölgesine yürüyerek yaklaşık yarım saatte varılıyor. Ama bu yürüyüş öyle acele acele, hedef odaklı yapılan bir yürüyüş olmuyor çünkü şehrin her yerinden tarih fışkırdığı için etrafa bakına bakına, tatlı tatlı yürünüyor. Yürümek istemezseniz de metro durağı otele çok yakın, yürüyerek birkaç dakika uzaklıkta sadece. Metro sistemi çok basit Roma’da. İki hat var sadece. A hattı ve B hattı. Bu iki hattın buluşma noktası ise Termini.

Biz metroyu pek kullanmadık, her yere yürüyerek gittik geldik genelde. Ve şöyle söyleyebilirim; otelden çıkıp Tevere Nehri kıyısından şehir merkezine yürümenin keyfi bambaşkaydı.

Aventino bölgesi old town’a yakın olduğu kadar, Trastevere bölgesine de çok yakın. Trastevere capcanlı, cıvıl cıvıl, sokak çalgıcılarının müzikleriyle şenlenen sokaklarda birçok restaurant, cafe ve bar’ın yer aldığı hareketli bir semt. Ufak bir trattoria’da akşam yemeğinizi yiyip, şirin bir cafe’de spritz’ini içmeden Trastevere’den ayrılmayın derim ben. Buraya kadar gelmişken de Cioccalata e Vino’ya uğramamazlık etmeyin. Burası bir bar evet, ama bildiğimiz tarzda bir bar değil. Minicik bir mekan, oturacak yer yok ve çikolatalı shot’ları ile ünlü. Çikolatalı dediysem, içkiniz çikolatalı değil, bardaklar çikolatadan yapılma. Yani istediğiniz shot’ı menüden seçiyorsunuz, çikolatadan yapılma bardağın içinde servis ediyorlar, ve bir seferde bardakla beraber ağzınıza atıyorsunuz shot’ı. Nasıl, değişik değil mi?

Roma’da gezilecek görülecek çok yer var. Aşıklar çeşmesi, İspanyol merdivenleri, Pantheon, Navona Piazza, Çiçek pazarı (Campo di Fiori), Kolezyum, Vatikan, Villa Borghese .. hepsini rahat rahat gezmek için minimum 3 gün istiyor Roma. Kaldığınız otelden ufak bir harita alın, şehri harita üzerinde bölümlere ayırın, ve o gün o bölümü gezin.

Olmazsa Olmazlar :

Ravioli, gnocchi, lazanya, dört mevsim pizza yanında sofra şarabı olmazsa olmaz.

Pompi pastanesinde tiramisu yiyin, espresso için.

http://www.barpompi.it/

Via Albalonga’daki Pompi şubesine gittik biz, gayet büyük ve güzeldi, servis süperdi.

Kiko’dan makyaj malzemesi, krem, oje vb. alın. Başarılı bir marka olduğu gibi fiyatları da çok uygun.

https://www.kikocosmetics.com/

Roma’da 2 gece kaldıktan sonra uzun yıllardır gitmeyi çok istediğim Amalfi kıyılarına geçtik. İtalya’ya gitmeden birkaç hafta önce Europcar’dan arabamızı kiralamıştık, Termini’deki şubeye gidip aracımızı aldık, navigasyona gitmek istediğimiz lokasyonu girdik, ve başladı yolculuğumuz. Roma’dan çıktıktan sonra ver elini otoban, 4 saate yakın neredeyse hiç otobandan çıkmadan Napoli’ye vardık. Bu arada belirtmem gerekir ki, otobanlar çok pahalı. Gidiş dönüş toplam 30-35 € civarında para verdik.

Yol üzerinde Roma’dan ayrılalı henüz 1 saat kadar olmuşken bir Carrefour mağazası gördük. Amalfi kıyılarında otelde kalmak yerine ev kiralamıştık, Carrefour’da verdiğimiz molada çok uygun fiyatlara ev alışverişimizi de yapmış olduk ve yolumuza devam ettik. Napoli’den sonra evimizi tuttuğumuz Praiano kasabasına varmamız da yaklaşık 1 saat sürdü.

Amalfi_2

Amalfi kıyıları dağların denize dik uzandığı, evlerin yamaçlara kurulduğu, deniz kenarına gitmek için bir sürü basamak inmenin gerektiği yan yana kasabalardan oluşan bir kıyı şeridi. Bu kasabalar sırasıyla; Positano, Praiano, Conca dei Marini, Amalfi, Atrani, Minori, Maiori, Vietri Sul Mare. Biz Praiano’da kaldık. Evimizi de Airbnb’den kiraladık. Booking.com mantığıyla çalışan ama otel yerine ev, daire, villa ya da bir evin odasını seçebildiğiniz bir site burası.

Bu kadar kasaba arasından neden Praiano’da kaldınız derseniz açıkçası bilmiyorum, en çok buradaki evi beğendik sanıyorum. Evimizin artısı garajının olmasıydı bir de, çünkü araba park etmek büyük sıkıntı oralarda. Yollar daracık, bir geliş, bir gidiş sadece. Özel otoparklar çok pahalı, o yüzden arabanız varsa garaj çok önemli bence.

Evimiz Praiano’nun merkezinin biraz dışında, Marina di Praia’ya çok yakındı. Marina di Praia çakıl taşlı bir plaj, çok büyük değil ama kalabalık. Plajın biraz gerisinde bir restaurant, bir dalış merkezi ve tekne gezileri yapan birkaç merkez var. Sanıyorum plajın kalabalık olmasından kaynaklı deniz pek temiz değildi burada.

Plajdan ilerleyip kayaların altından geçen bir yol var, o yoldan devam ettiğinizde karşınıza önce İl Pirata çıkacak. Burası gündüzleri beach cafe, akşamları ise restaurant olarak hizmet veriyor. Uğramanızı tavsiye ediyorum, keyifli bir mekan. İl Pirata’dan devam ettiğinizde ise karşınıza Praiano’nun meşhur disko’su Africana Famous Club çıkıyor. 23:30-24:00 sonrası açılan Africana’da her akşam farklı bir konsept oluyor. Bir akşam ladies night iken, ertesi akşam cooking night olabiliyor. Evimizin dibi olmasına rağmen, Africana’ya gittiniz mi diye soracak olursanız, hayır gitmedik. Yarın gideriz, olmadı bir sonraki akşam gideriz derken günler geçti malesef.

Marina di Praia’dan çıkıp ana yoldan devam ettiğinizde ise Fiorde di Furore’ye ulaşıyorsunuz. Yol kenarında şanslıysanız aracınızı park edecek bir park yeri bulursunuz ve aşağı Fiorde di Furore’ye inen basamakları görürsünüz. Aşağısı huzurlu, birçok balıkçı teknesinin yer aldığı bir fiyord. 25-30 metrelik çakıl taşlı bir plajı var. Sadece sabahları güneş aldığı için günün diğer saatlerinde gölge ve sakin. Minik bir restaurant’ı bile var arka tarafta.

Bizim gibi ev tutmuş olanlar için Praiano’nun merkezinde Tutto Per Tutti isimli minik bir market var. Minik dediğime bakmayın, içinde ne ararsanız var. Alt katında kocaman bir şarap mahseni bile var. Evimiz, terasımız, manzaramız o kadar güzeldi ki, birkaç gece evde yedik. İtalyan peynirlerine, şarabına, makarnasına doyduk.

Praiano merkezinde Piazza San Gennaro’dan çok fazla basamak (ben diyim 300, siz diyin 500 basamak) inerek ulaşabileceğiniz bir diğer plaj ise One Fire Beach. Yol üzerinde plaja doğru inerken ve çıkarken, ara ara çeşme koymuşlar ki, bu sıcakta insanlar helak olmasın. Ama güzel bir plaj, şezlongların bulunduğu esas plajın yanında bir de minik, taşlık bir koy var.

Praiano’dan atladık arabamıza, Positano’ya gittik bir gün. Positano’da otopark konusu biraz sıkıntılı. Saat başına 3 € atılan makineler var yol kenarlarında, veya özel otoparklar var. Bunların dışında bir park yeri bulmak çok zor. Kasabanın tam girişinde bir yer bulduk, attık makineye paramızı, başladık merdivenleri yavaş yavaş inmeye. Hava zaten biraz kapalıydı ama yağacak gibi de gözükmüyordu. Fakat öyle bir yağmaya başladı ki birdenbire, kendimizi bir ağacın altına zor attık. Neyse ki 15-20 dakikada yavaşladı yağmur ama biz bu süre içinde yeteri kadar ıslandık zaten. Beklemekten sıkılınca tekrar başladık merdivenleri inmeye. Manzara görülmeye değer.

Aşağılara inmeyi başardıkça mağazaların, restaurant ve cafe’lerin yer aldığı çarşıya vardık. Şirin bir çarşısı var Positano’nun.

Sahile varmayı başardığımızda ise bacaklarımız titriyordu yorgunluktan. Yol üstünde bir pastanenin önünden geçerken birkaç tatlı aldık, amacımız sahilde tatlılarımızı yerken biraz olsun dinlenmekti. Vitrindeki pastalara dayanamayıp girdiğimiz mekan meğerse La Zagara imiş. Positano ile ilgili araştırma yaparken buraya denk gelmiş ve yapmadan dönme listeme eklemiştim.

http://www.lazagara.com/

Buranın çok şirin bir bahçesi de var, ama hiç yer yoktu. Bu sebeple tatlılarımızı alıp sahile inmeye karar vermiştik.

Positano’da Spiaggia ve Fornillo olmak üzere 2 plaj var. Fornillo Beach Spiaggia’ya göre hem daha az kalabalık, hem de daha uygun fiyatlı.Ana plajdan yürüyerek yandaki Fornillo Beach’e geçiş var.

Positano’da birkaç saat geçirdikten sonra Sorrento’ya gitmeye karar verdik. Sorrento diğer kasabalara göre çok büyük, hatta kasabadan ziyade şehir kıvamında diyebiliriz. Diğer kasabalar daha turistik olduğu için en uygun fiyatlı hediyelik eşyaları burada bulabilirsiniz.

Sorrento’ya varır varmaz oturup bir şeyler yiyelim içelim, biraz dinlenelim istedik ve ilk gördüğümüz mekanda ufak bir mola verdik.

excelsior-vittoria-sorrento

Adı “Bar la Terrazza” olan bu minik cafe Sant Agnello’da. Seyir terası gibi bir terası var, haliyle deniz seviyesinden bir miktar yukarıda. Hizmet kalitesi hakkında çok iyi yorumlar yapamayacağım, bizdeki belediye işletmeleri tarzında bir yerdi fakat muhteşem bir manzarası vardı.

Ertesi gün Conca dei Marini Plaj’ında bulduk kendimizi. Yine arabamızı tepelerde bir yere ücretli bir şekilde park ettikten sonra, artık alışmış olduğumuz basamakları inmeye başladık bir bir. Plaj, çevresinde restoran ve trattoria’ların yer aldığı ufak fakat çok sempatik bir plajdı.

http://www.ristorantelatonnarella.com

http://www.trattoriaippocampo.com

Biz hiçbirine oturmadık, denizde epey bir yüzdükten sonra Amalfi’ye doğru yöneldik. Amalfi çok şirin bir kasaba. Kasabanın içi, çarşısı Positano ve Praiano’ya göre biraz daha büyük. Büyük bir kilisenin yer aldığı ana meydanına çıkan ufacık sokakları var. Bu sokaklarda limondan yapılmış sabunlar, çikolatalar, limoncellolar satan minik dükkanlar var. İçine girdiğiniz zaman kendinizi kaybedebilirsiniz çünkü hepsinden almak, bütün sevdiklerinize götürmek isteyeceksiniz.

Amalfi Kıyıları’na gitmeden önce internette yaptığım araştırmalarda oraları denizden görmeden giderseniz, Amalfi’yi görmüş sayılmazsınız diyordu. Biz de daha önce bahsettiğim Marina di Praia plajında tekne turları satan bir merkez keşfetmiştik. 3 saati 120 €’ya bir zodiac bot kiraladık. Arkadaşlarımızın kaptanlık ehliyetleri olduğu için tekneyi de kendimiz kullandık. Praiano’dan çıktık önce sol tarafa Minori’ye kadar gittik. Tabi arada yüzme molası da verdik. Minori’den sonra aynı yolu geri döndük, bu sefer de diğer tarafa Positano’ya doğru gittik. Gerçekten dedikleri kadar varmış, Amalfi kıyılarını denizden görmek bambaşka bir duyguymuş. Arabayla gezerken de büyüleniyorsunuz gerçi ama siz siz olun fırsatınız olursa tekne gezisi yapmadan dönmeyin.

Praiano’daki son gecemizde Praiano’da gerçekleşen “Luminaria di San Domenico” festivaline denk geldik. Festival Santa Maria a Castro Manastırında idi. 2 gün süren bu festivalde kasaba sakinleri evlerini, bahçelerini, balkonlarını mumlarla donatıyorlar. Aynı şekilde manastırın da bahçesi kandillerle doluydu, akşam festivalin başlama saatinde görevli çocuklar ellerindeki ateşler ile bir bir bu kandilleri yakıyorlar. Ortaya muhteşem bir görüntü çıkıyor.

Buralara kadar gelmişken yapmayı çok istediğim ama yapamadığım iki şey oldu. Ravello ve Capri adası’na gidemedim. Ama kısıtlı zamanda her şeyi yapmak mümkün olmuyor malesef. Bunlar da bir dahaki sefere inşallah dedik ve üzülerek Praiano’dan ayrıldık.

Uçağımız Roma’dan gece saat 02:00’de kalkıyordu. O yüzden hiçbir acelemiz yoktu. Dönüş yolumuzda La Reggia Designer Outlet diye bir alışveriş merkezine uğradık. Amaç hem vakit geçirmek hem de outlet olduğu düşüncesiyle uygun fiyata biraz alışveriş yapmaktı. Vaktimizi geçirdik geçirmesine ama fiyatlar pek de umduğumuz gibi olmadı. Outlet olmasına rağmen Türkiye’de tekstil fiyatları çok daha uygun, bu bir gerçek. Alışverişimizi yapıp yolumuza devam ettik. Roma’dayken gidemediğimiz tiramisu’ları ile ünlü Pompi’yi bulduk, yazımın başlarında bahsetmiştim zaten, klasik tiramisu’su gayet güzel ama çok bir numarası yoktu. Fakat muzlu ve ekstra çikolatalı tiramisu muhteşemdi.

Gece saat 12:00 gibi aracımızı havaalanındaki Europcar ofisine teslim edecektik, konfirmasyonu o şekilde almıştık. Biz erkenden gidelim, sonra havaalanında vakit geçiririz diye düşündük. Havaalanına gittiğimizde saat 23:00 civarıydı. Meğer havaalanındaki şube 23:00’de kapanıyormuş, Europcar’ın web sitesinde 24:00 yazıyordu oysa. Birkaç dakikayla görevliyi kaçırdık ve teslim edemedik aracı. Daha doğrusu görevli bizi kaile almadı, saat 23:00 ben kapıyorum, siz anahtarı kutuya atın, sabah ilgileniriz dedi. Tipik İtalyan mantığı işte. Günün ortasında siesta yapacağım ben diye, mağazasını kapatıp giden bir mantık bu ne de olsa

Türkiye’de olsa görevli birkaç dakika daha kalır ve aracı teslim alırdı büyük ihtimalle. Ama neyse ki, araçla ilgili bir sorun yaşamadık sonradan.

Tabi biz havaalanına erken erken vardık, ne güzel biraz mağaza gezeriz, free shop’tan alışveriş yaparız diye düşünürken, bir hayal kırıklığı da orada yaşadık. Açık olan tek bir mağaza yoktu. Free shop’ta hiçbir yetkili yoktu. Haliyle 2 saat boyunca kös kös oturup uçak saatini bekledik.

Bir güzel seyahat de bu şekilde noktalanmış oldu.

Yıllardır hayalini kurduğum Amalfi kıyılarında olmak, oranın o romantik havasını solumak, büyüleyici manzaralar eşliğinde yanında sevgilin ve sevdiğin dostların ile birlikte olmak inanılmaz bir duyguydu. Amalfi kıyıları, gezi planınız içindeyse, daha fazla ertelemeyin ve bu masalsı coğrafyaya bir an önce gidin …

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir