Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Bayrak Değiştiren Galiçyalı, Lviv

Günümüz dünyasında nüfusunun büyük bir çoğunluğunu bayanların oluşturduğu Lviv şehri, Ukrayna’nın batısında Polonya sınırında yer almaktadır. Lviv şehri tarihte Lvov, Lwow, Loewenburg, Lemberg, Leopolis, Livov (Türkçe okunuşu) olarak da bilinmektedir. Ortaçağ’ın sonlarında Prens Daniel Galytskiy tarafından kuruldu. Kentin ismi prensin oğlu Leo’dan (Lion) sonra Leopolis oldu. Sonraki birkaç yüzyıl boyunca idari, dini ve ticari bir merkez olarak gelişimini sürdürdü. Ortaçağ kent topoğrafyası çok sayıdaki güzel barok yapı ve sonraki döneme ait yapı ile birlikte hemen hemen hiç bozulmadan korunmuştur.

Dosya:Lwów - Widok z wieży ratuszowej 01.jpg
Lviv’in politik ve ticari rolü, modern kentte hala görülebilen ve şehirde ayrı fakat birbirleriyle bağımlı olan topluluklar kuran farklı kültürel ve dini geleneklere sahip çok sayıda etnik grubu kente çekmiştir. Lviv, kent dokusu ve mimarisi bakımından İtalya, Almanya ve Doğu Avrupa’nın mimari ve sanatsal geleneklerinin birleştiği seçkin bir örnektir.

Zamovka tepesinin aşağısında Poltava Nehri’nin kıyısında bulunan alana yerleşim M.S. 5. yüzyılın ortalarında başladı. Baltık, Orta Avrupa, Akdeniz ve Asya’yı bağlayan önemli ticaret rotalarının kesişim noktası olan bu yerleşim yeri 13. yüzyılın sonuna kadar yavaş yavaş Lviv olarak tanınan organize ve iyi istihkam edilmiş bir kente dönüştü. 10. yüzyılda Kiev (Kyiv) Krallığına bağlı bir devlet olarak siyasi bir varlık haline gelen ve Bug, Sian ve Dinyester nehirleri (Halychyna/Galicia) üzerinde bulunan topraklarda hüküm süren Doğu Slavlarının ana kenti oldu. 1199 yılında bu topraklarda yerleşmiş olan Kral (Kniaz) Roman Mstyoslavovych, Volyn ve Halychyna’yı birleştirerek tek bir krallık yaptı. Bu birleşik krallık, Kiev (Kievan – Kyiv) Krallığının çöküşünden sonra da varlığını sürdürdü. Lviv, Kral (Kniaz) Lev Danlovych (1264-1301) tarafından yeniden inşa edildi ve genişletildi.

Lviv, 1272 yılında bu birleşik krallığın başkenti oldu. Büyük III. Casimir tarafından Polonya’ya ilhak edildiği tarih olan 1340 yılına kadar birleşik krallığın başkenti olarak kaldı. Ancak, kent 1340 yılından sonra da Batı Ukrayna’daki üstün konumunu sürdürdü. Stratejik ve ticari önemi Lviv kentine Doğu ile olan ticarette monopol olmasını garanti altına alan birçok ayrıcalık sağladı. 1412 yılında Roma Katolik Başpiskoposluğunun merkezi oldu.

Kent, farklı grupların ayrı topluluklar halinde yaşadığı çoklu bir etnik nüfusa sahipti. Katolik (Alman, Polonyalı, İtalyan ve Macar) grupların aksine Ukraynalı, Ermeni ve Yahudi toplulukların kendilerine ait yönetimleri vardı. Bu gruplar arasında, birçok mimari ve sanatsal şaheserin yaratılması ile sonuçlanan büyük bir rekabet bulunmaktaydı.
Kent sık salgın, yangın ya da savaşlar nedeniyle ciddi zararlara maruz kalmadı. Fakat, 1672 yılındaki Osmanlı kuşatmasından oldukça olumsuz etkilendi. Bu kuşatma sonrasında henüz kendini toparlayamadan 1704 yılında İsveç Kralı XII. Charles tarafından ele geçirildi ve yağmalandı. Bazı önemli dini yapılar, özellikle manastırlar, 18. yüzyılda inşa edildi. Lviv kenti Polonya’nın 1772 yılındaki birinci bölünmesi sonucunda yeni Avusturya eyaletinin başkenti oldu.

1918 yılına kadar devam eden Avusturya yönetimi altında tahkimatlar söküldü ve birçok dini vakıf kapatıldı. Bu vakıfların binaları laik amaçlar için kullanıldı. Ayrıca Ortaçağ binaları büyük çapta yeniden inşa edildi. 1848 yılındaki devrim sırasında askeri eylemler nedeniyle şehir merkezi ciddi hasar gördü. Lviv 1918 yılında yeni Polonya Cumhuriyeti’nin bir parçası oldu. Fakat 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Ukrayna’ya geri verildi.

Şehrin kalbi Yüksek Kale ve onun çevresindeki alandır. Bu bölge Ortaçağdan sonra imar edilmiştir. Sadece kalenin alanı 5 kilise ile varlığını sürdürmektedir. O dönemde Doğu Avrupa’daki şehir planlamasının mükemmel bir örneği olan Seredmistia (Orta Kent) orijinal düzenini bozulmadan muhafaza etmektedir. Dikkate değer özellikler arasında aşağıda yer alan mülklerden bahsedilebilir:
Rynok Meydanı: Merkezinde bir kule ve çevresinde birçoğu Ortaçağdaki halini koruyan Rönesans, Barok ve İmparatorluk tarzında inşa edilen güzel evler bulunmaktadır. Meydanın her bir köşesinde üzerinde klasik mitolojiye ait şekiller olan ve 1793 yılında inşa edilen bir çeşme vardır.

Uspenska Kompleksi (Assumption Church – Meryem’in Yükselişi Kilisesi): Mahalli geleneğe göre narthex*, nave* ve chancel* olmak üzere üç bölümden oluşan ahşap ibadet yerleri ile Rönesans taş yapısını birleştirmesi bakımından seçkindir.

Ermeni Kilisesi Kompleksi: Kilisenin kendisi (1363), çan kulesi (1571), St. Christopher sütunu (1726), Ermeni Benedictine rahibe kilisesi ve Ermeni başpiskoposluk sarayından (17. – 18. yüzyıllar) oluşmaktadır.

Latin Metropolitan Katedrali: Gotik tarzdadır. Ancak bazı barok özellikler de taşımaktadır.

Bernardine Manastırı Müstahkem Kompleksi: Mannerist ayrıntılar ile İtalyan ve Alman Rönesans unsurlarını birleştirmiştir.

Jesuit Kilisesi (1610-30) ve kilisenin koleji.

Dominik Kilisesi: Manastır kompleksi ve çan kulesi ile Lviv’deki en görkemli barok yapılardan biridir.

14. yüzyıl savunma duvarları bölümü: Şehir ve Kraliyet Cephanelikleri ve Barut Kulesi ile birlikte değerlendirilmektedir.

Ejderha Savaşçısı St. Yuri Kilisesi Topluluğu: Bir tepe yamacında Ortaçağ kentinin dışında yer almaktadır. Geleneksel Ukrayna mekan düzenlemesi ile İtalyan barok tarzını birleştiren mevcut kilise, taş ve tuğladan inşa edilmiştir. Kilise anıtsal heykel ve yontma sanatı ile süslenmiştir.

Lviv’e Türk Hava Yolları’nın Kampanyalı Seferleri Bulunmaktadır.

KAYNAK: © UNESCO/World Heritage – wikipedia.org

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Gokhan ERDOGAN tarafından yazılmıştır

Çok Gezen Çok Tozan, Az Biraz Deli, Biraz da Yazan Çizen, Ucundan Web Tasarımcısı, Çılgın bi Proje Canavarı, Aa Unutmadan Az Buçuk da Fotoğrafçı.

2279 posts

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir