E-Net Yazılımdan Turizm Acenteleri için Çözüm, NexusTrip

E-Net yazılımın turizm acenteleri için geliştirdiği tüm turizm ürünlerini tek ekrandan yönetebileceğiniz yeni bir sistem olan NexusTrip artık yerel pazarda da hizmet vermekte.

E-Şirketler Grubu’na bağlı E-Net yazılım IATA ve NON-IATA acentelere B2B ve B2C online turizm ve seyahat çözümleri platformunu yayına aldı. UzakRota Travel Summit’18 de de yerini alarak yerli yabancı tüm acentelere ürünü tanıtan NexusTrip çoklu GDS, kullanıcı, dil, para birimi ve ödeme sistemleri alt yapısı ile kullanıcı deneyimleri göz önünde bulundurularak tasarlanmıştır.

E-Net yazılımın web tabanlı olarak geliştirdiği NexusTrip ‘te acentalar sisteme hem mobil, tablet ve masaüstünden ulaşabildikleri gibi tüm satışları, rezervasyonları, alt acente ve şubeleri de görebilmenizi sağlamakta.

Paris Tahtını Orta Avrupa’ya Bıraktı

Aşkın simgesi haline gelen şehirlerden biri olan Paris’in tahtı sallantıda.

LifePinner’in yaptığı araştırmaya göre Paris, Sevgililer Günü için tercih edilen ülkeler arasında bu yıl sınıfta kaldı. Euro’nun yükselişi ve son yıllarda yaşanan olaylar nedeniyle, Türk çiftlerin Paris’ten ziyade Orta Avrupa’ya ilgi gösterdiği ortaya çıktı.

Yıllarca romantik filmlere ev sahipliği yapan ve dünyanın en romantik şehirlerinden biri sayılan Paris, bu sene Sevgililer Günü’nde tercih edilmedi. LifePinner, gezgin çiftleri inceledi ve bu seneki tercihlerini araştırdı. Paris’ten ziyade Prag, Budapeşte ve Belgrad çiftleri en çok cazip eden şehirler oldu.

Prag, kışın soğuk olsa da, çok etkileyici olduğu bir gerçek. Eski Şehir Meydanı ve civardaki sokaklar, Charles Köprüsü turistlerin en fazla vakit geçirdiği alanlar.

Budapeşte, spaları ile soğuk havaya rağmen sıcak bir alternatif oluşturuyor. Hava soğuk, karlı ya da yağmurluyken; açık havada 38 derece havuz ya da jakuzinin içinde uzanıp şehri izlemek kesinlikle romantik bir deneyim olarak anılarda yer ediyor.

Belgrad ise, şüphesiz ki havayollarının kampanyaları ve vizesiz olması ile muhteşem bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor. Sürprizlerle dolu sokaklarıyla Belgrad, aynı zamanda cep de yakmıyor.

Yurtdışı seçeneklerinin yanında, uzun bir yolculuğu tercih etmeyip şehrin yakınındaki alternatif tatil beldelerine gidenlerin de sayısı artıyor. Bu sayede iç turizm de gelişiyor. Kars, Kapadokya ve Urla 2018’in gözdesi olmaya devam ediyor.

 

İstanbul’u Neden Seviyorum?

Yazar için İstanbul; Bizans, Roma ve Osmanlı tarihinden zengin ve Rus denizaltıların, dev tankerlerin ve turist gemilerinin İstanbul’un kalbine doğru süzüldüğü bir şehir.

İstanbul’a ilk kez genç romantik yıllarımda Baltık’ın ağaçlık yollarından Boğaz’a yürüyerek Doğu Avrupa üzerinden geldim. 26 yaşındaydım. Huşu içinde Ayasofya’nın altında durdum. Kafelerin ekmekleri göz kamaştırıcı bir biçimde taze, uskumrular denizden çıkmaydı ve Kapalı çarşıdaki nane ve tavuk karışımı, aylar süren kasveti alıp götürdü.

İstanbul Asya ve Avrupa, Karadeniz ve Akdeniz arasında bir turnike gibi. Hanedanlığın ortaçağ büyükelçisi bir keresinde İstanbul’un yaratılıştan dünyanın başkenti gibi gözüktüğünü söylemiş, hâlâ boğaza karşı durup dev bir tankeri, Rus denizaltısını veya şehrin kalbine doğru süzülen bir Ukrayna gemisini izlerken tüylerim diken diken oluyor. İstanbul çok güçlü bir şekilde jeopolitiksel hissettiriyor. Bir zamanlar sırasıyla Roma, Bizans ve Osmanlı’nın başkenti olduğu düşünülecek olursa böyle hissetmek aslında hiç şaşırtıcı değil. Atatürk Ankara’yı başkent yaparak rütbesini indirse bile gücünü hâlâ hissedebiliyorsunuz.

Her köşesinde tarih olan bir şehir – bir Roma yazıtı, bir Bizans duvarı, bir Osmanlı çeşmesi. Birkaç adımda uygarlıklar arasında yürüyorsunuz. Roma sarnıçlarından ve yeraltı kalıntılarından 14. Yy Galata Kulesinin tepesine kadar tüm şehir katman katman gibi duruyor. Stile, ihtişama ve muhteşem manzaralara sahip. İstanbul çok tepeli bir şehir, Roma’daki gibi yedi tepeli şehir derler hep. En sıcak yaz ayında bile bir esinti bulabilirsiniz.

Şehrin en büyük zevklerinden biri de suya kaçabilmek, turist teknesine binmeniz gerekmez, Asya Avrupa arasında, ya da Boğazdan Ortaköy’e giden eski vapurlardan birine atlayın. Burada bir bardak çay eşliğinde dışarıda oturabilir, Haliç boyunca şehrin kubbelerini seyredebilirsiniz- Sultanahmet, Ayasofya, Süleymaniye. Sadece gökyüzünde türemeye başlayan ve keyfinizi bozacak olan gökdelenlerden bakışlarınızı kaçırın.

İstanbul’un son 25 yıldaki büyümesi akıl almaz – 2 milyonluk şehir artık 14 milyon, ortaya çıkan uğultuyu hissedebiliyorsunuz. Ancak merkezi, tarihi bölgeler şaşırtıcı derecede samimi, karmaşık ve yürünebilir.

Ayasofya – kutsal bilgelik kilisesi 16. Yy ’da inşa edildi ve dünya harikalarından biri. Şu an kalabalıklar olmadan ziyaret etmek için en ideal zaman. Büyük hacmiyle ezici. Brunelleschi benzerini Floransa’ya yapmadan neredeyse bin yıl önce Ayasofya kare bir tabana yuvarlak bir kubbe yerleştirme bulmacasını çözen ilk yapıydı.

Sultanahmet Camii İznik çinileriyle güzel ama ben Mısır çarşısının yan sokağının hemen aşağısındaki 16. Yy Rüstem Paşa camiini tercih ederim. Burası, kuaför makasından budama bıçaklarına kadar keskin olan her şeyin satıldığı dükkânlarıyla küçük ama her zaman kalabalık olan mükemmel bir sokak. Dükkânlar arasındaki koyu renk taş merdivenlerin izini sürer,  telaş ve gürültünün yukarısında camiye bakan sessiz alanda bir yere çıkarım. Bu cami Topkapı sarayı mutfaklarının ve muhteşem Süleymaniye camisinin mimarı Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş ve en iyi İznik çinileriyle döşenmiş. (Mimar Siman 50 yaşında hükümdarlığın mimarı olarak atanmış ve yaklaşık 100 yaşına kadar bu görevi daha iyi ve daha iyi hale getirerek yapmıştır.) Aynı zamanda caminin tam karşısında dışarıdaki küçük sandalyelere oturup çok uyguna yemek yiyebileceğiniz temiz bir kebapçı da bulunmaktadır.

Çok turistik ama Kapalı Çarşı mutlaka ziyaret edilmeli. Kendi cami ve hamamlarıyla kalabalık pasajlar. Bu arada, Eğin tekstil çok ince hamam havluları ve diğer tekstil ürünleri üretmektedir. Kuzey ucundaki sahaflar çarşısını hep sevmişimdir,  özellikle, İngilizce de dâhil olmak üzere her dilde eski ve yeni kitaplar satan küçük tıkış tıkış kitapçı Dilmen Kitapevi. Buradan en son aldığım kitabın ismi Osmanlıların cinsel hayatıydı. Google tarafından garip bir şekilde tercüme edilen büyüleyici şeyler… İstanbul’un Oxford Caddesi olan İstiklal caddesinde de bazı iyi kitapçılar bulunuyor.

Nostaljik biri olarak, hareketli Pera bölgesindeki Büyük Londra Otelinde kalmayı seviyorum. Süslenip püslenmemiş ve hâlâ alışılmadık hovarda melankolik bir hava yayıyor.

500 yıllık saray pişirme geleneğiyle İstanbul yemek yemeyi sevenler için bir cennet. İster dumanlı kebabın ister lezzetli sebzelerin, pilav ve tatlıların peşinde olun, Kadıköy’deki Çiya Sofrasını deneyin. Güzel yerel mekanları denemek için Istanbul Eats sitesine göz atabilirsiniz. Nişantaşı’ndaki Kantin yemek yemek için şık bir yer ve de Gelibolu beyaz şarabı servis ediliyor. Türkiye’nin şarapları nefis olabilir.

Antik kent surlarına girdiğim ilk günden beri İstanbul, yazı hayatımı domine etti. Seyahat ve tarih kitaplarında ve Osmanlı İstanbul’unun modern Londra kadar kozmopolitan olduğu 19 yüzyılda geçen 5 gizem romanında İstanbul’u yazdım.

Not: Bu yazı yazar Jason Goodwin’le yapılan bir röportaja aittir.

Kaynak ve Görsel: The Guardian

Ritz-Carlton’un Yeni Yatları Deniz Üzerindeki Lüks Oteller Olacak

Otel markası, 2019 yılında yelken açmaya hazır olacak olan 3 adet özel yat inşa ettirdiğini açıkladı.

Ritz-Carlton Yat Koleksiyonu Genel Müdürü Doug Prothero, bu yeni girişime ilişkin CNN Seyahat kanalına yapmış olduğu bir açıklamada; “Bu özel yatlar, yat ve kruvaziyer gemi arasında hibrit deniz araçları” dedi.

Her seferinde aynı anda 300’den az misafir ağırlayacak olan bu küçük gemiler, Ritz-Carlton anlayışını denize taşıyacak. Bu, Michelin yıldızlı restoranlar, kabin personelinin bire bir ilgisi, özelleştirilebilir kıyı programları anlamına geliyor.

Ancak Prothero; yalnızca Ritz’in sadık müşterilerinin bu yeni yat hizmetini denemek isteyeceklerini düşünmüyor.

Kendisi; “Mevcut kruvaziyer yolcuları da bu hizmeti denemek isteyeceklerdir, çünkü bu yeni bir hizmet, sadık RC müşterileri de gelecektir, çünkü bu hizmet sevdikleri bir marka tarafından sunuluyor ve tipik bir kurvaziyer seyahatinde gibi hissetmek istemeyen insanlar da bu hizmeti tercih edecektir” dedi.

Yani diğer bir deyişle, bütün ücretsiz açık büfelerin kalabalık olduğu ya da gemi limana yanaştığında itişip kakışmaların yaşandığı bir gemi beklentisine kapılmayın.

Prothero; “İlk iki gemi ile Akdeniz, Kuzey Avrupa, Doğu Kanada, New England, Karayip ve Latin Amerika turu yapacağız, ikinci gemi, St. Lawrence Nehrini ve Büyük Gölleri (Amerika Kanada sınırındaki 5 göl) alacak, Pasifik için ise başka bir gemi düşünüyoruz” dedi.

Henüz fiyatlar açıklanmadı, güzergahlar ise kesinleşmedi; fakat ilk tur için biletler 2018 yılı Mayıs ayında satışa çıkarılacak, bu yüzden takvimlerinizi şimdiden işaretleyin!

Görsel Kaynağı: CNN

Yeni Zelandalı Bir Fotoğrafçı, Sıcaklığın -71.2 Dereceye Kadar Düştüğü, Dünyanın En Soğuk Köyüne Seyahat Etti

Dünyanın en soğuk şehri Yakutsk’u yazmıştık ama daha da soğuk bir yer olan Dünyanın en soğuk köyü Rusya’daki Oymyakon Köyünü görünce orada olmak isteyeceksiniz.

1924 yılında kaydedilen en düşük sıcaklık olan -71.2 derece ve Ocak ayı ortalaması olan -50 derece sıcaklık ile bu köy, dünya üzerinde kalıcı yerleşim birimlerinin kurulu olduğu en soğuk yer olma özelliğini taşıyor. Yeni Zelanda’da yaşayan fotoğrafçı Amos Chapple, Oymyakon Köyü’nde günlük hayatın nasıl olduğunu yakalayabilmek için Dünya üzerindeki en soğuk büyükşehir olan Yakutsk’a iki günlük bir yolculuk yapmaya karar verdi.

Fotoğrafçı, weather.com sitesine verdiği mülakatta şunları söyledi: “Hava sıcaklığı -47 derece iken dışarıya ilk adımımı attığımda üzerimde ince bir pantolon vardı. Soğuğun adeta fiziksel olarak bacaklarımı sıkıca kavradığı hissine kapıldığımı hatırlıyorum. Diğer bir sürpriz ise tükürüğümün sıklıkla donarak dudaklarıma batan iğnelere dönüşmesiydi.”

Chapple, en büyük zorluğun soğuk hava olmadığını, ancak kamerasının odak ve yakınlaştırma halkalarının sıklıkla donması olduğunu anımsıyor.

Yakutsk’taki Merkez Pazarı, burada hiçbir bitki yetişmediği için et ve balık ürünleriyle dolu
‘Kemikler Yolu’ (The Road of Bones) Oymyakon’a giden tek yol
Köyün tabelasında bile ‘Oymyakon, Soğuğun Kutbu’ yazıyor
Bir kadın, köy merkezinde yer alan donmuş bir evin yanı sıra yürüyor
Kalın kürkleri, bu köpekleri sıcak tutuyor
Tuvaletlerin çoğu, donmuş zeminin iç mekanlarda tesisat kurulumunun yapılmasını imkansız kılmasından dolayı dış mekanlarda inşa edilmiş bulunuyor
Yerli bir çiftçi, ineklerini geceleri sıcakta tutmak için bu ahıra dolduruyor
Oymyakon’da hizmet veren bu tek dükkan, köylülerin tüm ihtiyaçlarını karşılıyor
Araçlar sadece ısıtılan garajlara park edilebiliyor. Dışarıda bırakılan araçların çalışır durumda bırakılması gerekiyor, aksi takdirde yeniden çalıştırılamıyor
Kömür ile çalışan bir ısı merkezi köylüleri sıcak tutuyor

Görsel Kaynak: Amos Cahpple Photo | Petapixel

Simon Calder’ın Gözünden Grönland: Soğukta bir Ulus

Dünyanın en büyük adası, daha karşılanabilir uçuşlar sayesinde her zamankinden daha erişilebilir.
Simon Calder, başka hiçbir yerde eşi benzeri olmayan bu adayı sizin için araştırdı.

Grönland, Avustralya ile ikiz deniliyor, teknik olarak bu aslında doğru değil, ama olabilirdi.

Benzerlikler çok derin, her ikisi de geniş bir boşluk etrafında kıyı şeridiyle sarılmış durumda, İngiltere ve Vancouver arasında ya da Singapur’dan Sidney’e giderken.

Her iki ülkede de Avrupalı kolonilerden çok daha eski derin gelenekleri olan yerel nüfus yaşıyor.

Bazıları Avustralya’nın dünyanın en büyük adası olduğunu söylüyor; ama Avustralya’nın bir kıta olduğunu biliyoruz ve bu da Grönland’ı dünyanın en büyük adası haline getiriyor.

Ayrıca her ikisinin de ana ülkeleriyle zor bir ilişkisi var. Avustralya’nın Britanya ile, Grönland’ın ise Danimarka ile. Grönland, 1982 yılında Avrupa Birliği’nden ayrılmayı oylamıştı. Fakat Grönland Kopenhag monarşisine bağlı, Danimarka kronu da ulusal para birimi.

Her iki yeri kontrol ettikten sonra tabiî ki güvenle diyebilirim ki Avustralya daha sıcak ve güneşli, Shetland’ın bittiği yerden yaklaşık 60 derece kuzeyde Grönland başlıyor. Kuzey Kutbu’na 7 derece uzaklığa kadar uzanıyor.
Garip bir şekilde, Avustralya Grönland’dan 5 kat uzak olmasına rağmen ulaşım geleneksel olarak daha ucuz, son 25 yıldır talebin düşük olduğu zamanlarda gidiş dönüş uçak biletleri 600 Pound civarında. Grönland için ise ne zaman baksam fiyat minimum 850 Pound.

Fakat sonunda ulusal havayolu firmalarının yaratıcı fiyatlandırması sayesinde Grönland’a ulaşmak daha uygun fiyatlı hala geldi.

Bir sonraki yaz ortası için baktığımızda Kopenhag’dan Air Greenland’ın Airbus A 330 tipi uçağıyla 540 Pound’a uçulabilir. Birleşik Krallık’tan Danimarka’nın başkentine 60 Poundluk bağlantı uçuşuyla uçulabilir. Ağındaki en uzun uçuş ancak 4saati geçse bile uzun süreli uçuşlarda düzgün bir standart sunuyor. Uçakta ayak koyma yerleri bulunuyor ve ayrıca Coldplay ve uçak içi okuma da dahil birçok uçak içi eğlence de mevcut.

Uçak içi dergi size ülke hakkında çok şey söyleyebilir. Air Greenland’ın dergisi içersinde bisiklet tamiri reklamı olduğunu gördüğüm tek dergi.

Başyazılar da oldukça merak uyandırıcı, bir tanesi Gröland için yeni posta pulları ile ilgiliyken bir diğeri ise ; balık kafaları ve işlenmemiş balina derisi gibi yerel lezzetler hakkındaydı,hatta bir Eskimo yemek tarifi sayfası bile vardı. Bu ay kendi yağında balina eti tarifi yer almıştı. (Balina etini dilim dilim doğrayın, kuruma riskine karşı çok ince doğramayın ve erimiş balina yağının üzerine yerleştirin…)

Tabi ki dünyanın en büyük memeli hayvanın yok edilmesi yerine korunması gerektiğini düşünebilirsiniz; ama bu kadar kırılgan bir ülkede de balina uzun dönemde bir çare olarak görülüyor.

Görsel: Pinterest
Görsel: Pinterest

Doğa Grönland’da çok cömert değil, karasal olarak sadece 7 memeli türü adada yaşıyor. Gelincik ve onun avı yaban sıçanı, kutup tilkisi, kutup tavşanı, Kuzey Amerika Ren geyiği, Misk sığırı ve kutup ayısı.

Bu hayvanlar insan nüfusu gibi kıyı şeridinde yaşıyorlar. Grönland’ın büyük bir kısmı buz tabakasıyla kaplı, ölçek olarak bu coğrafi özelliği inanılmaz.

En alt tabakaya bundan tam 100.000 yıl önce kar olarak düştü. Dünyanın 11. tatlı suyunu içeriyor. Tüm bu donmuş su yüzeyden deniz seviyesinin 1.000 fit altında kalıyor. Eğer erirse dünyadaki okyanuslar beklide 20 fit yükselecek.
Buz tabakasının üzerinde uçarken belki de böyle istatistikleri merak edersiniz.( ve tartışmasız olarak küresel ısınmaya da katkı da bulunursunuz.)

İngiltere’nin 9 katı büyüklüğündeki ada isimleri Grönlandca olan yalnızca 4 bölgeye ayrılmış ve sizi ürpertebilir. Cape Farewell çevresi Grönland’ın Kujalleq olarak bilinen buzlu kısmı, Sermersooq ise başkent Nuuk etrafındaki bölge, Qeqqata ise başkentin kuzeyinden başlayarak Davis Strait boyunca devam ediyor. Uzak kuzey batı kısmı ise Qaasuitsup olarak biliniyor anlamı “karanlık” demek.

Grönland nüfusunun çoğu Kanada karşısında yer alan batı kıyısında yaşıyor ve dünyanın en dalgalı sahil keyfini yaşıyor. Norveç’ten bile daha iyi.

Uçakların indiği Kangerlussuaq en alçaktaki kısım. Gerçekten de Kangerlussuaq’ın anlamı “büyük fjord” demek, havaalanı etrafında bulunan eğrilerle terk edilmiş askeri bir bölge gibi hissettiriyor.

Aslında bir anlamda öyle, Amerikan ordusu adanın 5/1’i üzerinde Nükleer Armagedon hattı (uzaktan erken uyarı) için hazırlık yaparken Grönland’ın nüfusunu da arttırdı. ABD ve SSCB arasındaki çatışmada soğuk savaş isminin “soğuk” kısmının geldiği yer bu bölgedir.

Amerikan ordusu evine döndüğünde ada turizme açıldı.4×4’lü yerel rehberler buz tabakası üzerinde sizi gezdirirler. Burası buzun kalbine en kolay ulaşabildiğiniz bölgedir. Tozlu yol üzerinden giderken yol kenarında kayanın karşısında Amerikan savaş uçağı enkazını görebilirsiniz.

Böyle vahşi, ıssız ve en uç noktada bir yerde kuvvetten düşülebilir. 60 milyon yıl önce Kuzey Amerika tektonik tabakasından kırılarak oluşan ada doğanın kuvvetli bir göstergesi. Kıvrımlı ve pürüzlü eski kayalar, dünyanın yerinde durmadığını söylüyor.

Buz parçalarının çatırdaması ürpertici, eriyen buzların dolu olduğu nehir kenarında misk öküzleri otlarken sert otlar adımlarınızı yumuşatıyor.

Sahne sizi nefessiz bırakabilir, kasabanın adını doğru telaffuz etmek sizin için egzersiz gibi olacak Kangerlussuaq ortasındaki ” rl kısmında ““l”nin kısa söylenmesi gerekirken nefes verirken ise “thwl” kısmını söylemeniz gerek . Size Bridget Hertling’lin yazdığı kolay bir yöntem sunan“Gezginler için Grönlandça” kitabını öneriyorum.; tıpkı gargara yaparken ve gargara sıvısını boğanızda tutarken hava basıncı oluşturması gibi bu özel gırtlaktan sesi çıkarmak için basıncı tutun ve sonra havayı bırakın.

Şehri terk etme zamanı geldiğinde daha yaygın bir keşfetme için tekne ya da uçağa ihtiyacınız var. Bazı cesur yelkenciler büyük fjord’da yelken açıyorlar ya da sefer yapıyorlar. Alternatif olarak Air Greenland’ın Dash-8 pervaneli helikopterden oluşan 16 helikopterlik filosu var. “Nuke” olarak telaffuz edilen başkent Nuuk’tan hava şartları müsaade ettiği sürece uçuşlar var.

Nuuk Turizm Kurulu başkentin bir “Kutup başkenti”olduğunu iddia ediyor. Gördüğüm hiçbir başkente benzemiyor, Dağların denize yaptığı çıkıntılardan oluşan karmaşık bir fjord’dan giriş yapılan bir şehir. 60.000 kişilik Grönland nüfusunun 4/1’i burada yaşıyor. Danimarkalı bir papaz olan Hans Egede, yerleşim yerini 1728’de kurmuş ve dönemin evleri hala ayakta.

Modern bir şehir bana kasvetli geliyor, sanki acı bir esinti işlek bir caddeden aşağı doğru esiyormuş gibi. Ulusal müze muhteşem olsa da, aslında buranın insan yerleşimine uygun olmayan bir kara parçası olduğu görüşünü güçlendiriyor.

Nuuk’un kuzeyinde birkaç fjord ötesinde yer alan balıkçı köyü Kangaamiut sizi Grönland’ın ruhuna biraz daha yakınlaştırıyor. Suyun kenarında bulunan renkli evleriyle nefis bir şekilde renkli bir bölge, Artic Umiaq hattı kıyı boyunca feribotla gidilebilen hat ve Grönland’ın 1774’ten beri can damarı. 21. Yüzyıl şartlarını buraya taşıyor.

Görsel: Hurtigruten | Ella Grodem
Görsel: Hurtigruten | Ella Grodem

Yine de köyün etrafındaki şeyler, affetmeyen arazi şartlarında kahramanca dayanıklılık gösterildiğine dair kanıt sağlıyor. Limanın aşağısına doğru su kırmızıya dönüyor, Kurutulmak istenen morinalar evlerin duvarlarına çivileniyor.

Günlük yaşam mücadelesi içersinde ruha hitap eden bir yer daha var. Yerel bir koronun ilahi sesi kiliseden yükseliyor, manzaraya karşı bir hediye gibi yayılıyor .

Paslı bir bisikletle kilisenin ilerisine ilerleyin kara ve denizden oluşan muhteşem bir manzarayla karşılaşacaksınız, dünyanın işlenmemiş kıyısında mümkün olan en iyi sonuç!

Seyahat Tavsiyeleri

Simon Calder Luton’dan Kophenag’ a 25 Pound ödedi.( ryanair.com) ve Kophenag’dan Kangerlussuaq’ a AirGreenland ile yaptığı seyahate 245 Pound ödedi. (airgreenland.com)

Etrafı Dolaşmak

Yerel havayolları epey pahalı, Kangerlussuaq’dan Nuuk’ a yolculuk 200 pound tutuyor. Deniz yoluyla 14 saat süren bir gecelik yolculukla Arctic Umiaq Line (aul.gl) ise 105 pound tutuyor.

Kalacak Yer

Kalacak yer pahalı ya da sert, bazen her ikisi birden. Kangerlussuaq’da Vandrehjem Youth Hostel’de (kangvandh.gl/en) kahvaltı hariç gecelik 29 pound tutuyor.

Görülecek Yerler

4 kişi ile Kangerlussuaq Youth Hostel’den buz tabakalarına yapılan yarım günlük tur 240 pound tutuyor.
Nuuk’ta ise Ulusal Müze 10.00-16.00 arası açık (kışları ise daha kısa süreli.) Giriş 3 pound.( diğer para birimleriyle de ödeme yapabilirsiniz fakat böylesi daha avantajlı.)

Kaynak: Independent 

Viyana’nın Baharda Bir Başka Olan Gezilesi Yerleri

Uzakrota Travel Marketing yoğunluğu sonrası ekipçe Avrupa’da kendimize dinlenecek yer ararken Viyana Turizm Ofisi daveti ve Pegasus Hava Yolları sponsorluğu ile bir anda kendimizi Avusturya’nın büyüleyici başkenti Viyana’da bulduk. Viyana’ya bir de bizim gözümüzden bakın, işte Uzakrota ekibinin Viyana Gezi Rehberi.

Şehre ilk girişte ortada katedral, etrafına toplanmış daracık arnavut kaldırımlı sokakları ile sıradan bir Avrupa şehri imajı çizen Viyana sokaklarını adımladıkça aslında ne denli farklı olduğunu görüyorsunuz. Viyana, Almanya’nın asi evladı gibi biraz Balkan esintili, biraz Avrupalı, bol üniversiteye sahip olması ile genç, metrodaki tuvaletin içinden bile gelen klasik müzik sesi ile orta yaşlı ama hepsinden önemlisi yaşayan bir şehir.

Evet, biraz uzun bir giriş oldu. Peki nedir bu “Baharda Bir Başka Gezilesi Yerler” *Dikkat bu yazı şiddetli yemek içerir.

125 Yaşındaki Ünlü Kafe, Café Sperl

Cafe-Sperl
Görsel: Cafe Sperl

Nefis kekleri, Sperl Tortesi ve Habsburg sarayı tadındaki ortamı ile kendinizi kont/kontes sanabilirsiniz. Before Sunrise filminin çekildiği Café Sperl aynı filmdeki gibi geceleri güzel, sohbet etmesi keyifli mekanlardan.

Viyana’nın Pazar Yeri, Naschmarkt

Görsel: Naschmarkt Viyana
Görsel: Naschmarkt Viyana

2 gün boyunca farklı kültürlerden leziz yemekleri ile uğrak yerimiz olan Naschmark, aslında taze, çeşit çeşit, hattaki egzotik meyve sebzelerin yani sıra  çeşit çeşit balık, peynir, meze ve baharatların satıldığı; ayni zamanda birçok ülke restoranlarının bulunduğu bir pazar alanı. 2005 krizi sonrası her ne kadar restoranlar açılmaya başlamışsa da halen daha o eski ruhunu korumaya devam ediyor.

Peynirin Her Türlüsünü Tadacağınız Restoran, Meierei Steirereck

Görsel: Meierei Steirereck
Görsel: Meierei Steirereck

Viyana şehir parkı’nın içinde bulunan Meierei Steirereck michelin tarafından 2 yıldız ve Gault& Millau tarafından da 20 üzerinden 19 puan alarak kalitesini ispat etmiş bir kahvaltıcı, aslında sütçü desek daha iyi olur.  Çeşit çeşit peynirleri ve şık sunumu ile mükemmel bir ikram hizmet. Kişi başına Max 20 euro’ya kahvaltınızı edebilirsiniz.

Viyana’ya Gelip Şinitzel Yemeden Dönmeyelim Diyenler İçin, Figlmüller

Görsel: Figlmüller
Görsel: Figlmüller

Daha havaalanına indiğiniz anda başlayan leziz reklamları ve şehir içinde dilden dile dolaşan efsanesi ile kapıda uzun kuyruklar yaratan mekan için rezervasyon şart. Etli ya da tavuklu şinitzel ve meşhur patates salatası ile bu efsane mekana rezervasyon yapmak için başlıktaki linki kullanabilirsiniz.

Krallara Layık Bir Kafe, Cafe Sacher

Cafe Sacher
Görsel: Cafe Sacher

Meşhur Sacher Torte tatlısının mucidi Cafe Sacher, Viyana’nın belki de en meşhur tatlısı olan Sachertorte ‘yi yoğun bir kek katmanının üzerinde güzel bir kayısı marmelatı konulması ve üzerinin de çikolata kaplaması ile yapılıyor.

Gürültülü ve Dumanlı Mekan, Alt Wien

Görsel: Alt Wien
Görsel: Alt Wien

1936’da açılmış bu kafede akşamları yer bulamama ihtimaliniz fazlasıyla yüksek. Olur da bulursanız; oturun, siparişinizi verin ve masadakilerle sohbete başlayın. Keyifli bir akşam geçirmeniz çok olası.

Pınar Farımaz’ın Kars Gezi Rehberi, Işık Doğudan Yükselir

Bir 10 Kasım günüydü. Resmi eğitim-öğretim hayatımın hangi dönemindeydim hatırlamıyorum ama Atatürk Oratoryosu vardı ve benim görevim Cahit Külebi’nin “Ardahan’dan Edirne’ye, Edirne’den Ardahan’a kadar” dizesini koroda coşkuyla okumaktı.

İşte Ardahan’ı ilk o zaman duydum, Türkiye’nin diğer ucunda, Kafkas’lara açılan bir kapı… Yıllar sonra Kars Valiliği tarafından yapılan bir davetle yolum Ardahan’a düştü. İyi ki de düştü, güzel insanlar tanıdım. Kars, Ardahan ve Sarıkamış, tarih kitaplarının tozlu sayfalarından çıktı ve gerçek kimlikleriyle hayatıma karıştı. Aslında buralara yolu düşmemeli insanın, aylar önce yapılan tatil planları gibi özenmeli insan buralara da, heyecanlanlanmalı bu topraklar için. İlk tavsiyem budur. Sonra bu heyecanla önümüzdeki kış şu üç yere mutlaka hazırlanmalı: Çıldır Gölü, Ani Harabeleri ile Sarıkamış Kayak Merkezi.

Burası Ardahan, burada ekmek buzun altında…

cildirgolu

Buzla kaplı Çıldır Gölü’nün hemen kenarında Atalay’ın Yeri adlı mekanın sahibi Atalay Uzunkaya ile gölde buzun altından avladığı şafak balığının gururu ile yürüyoruz. Evet, buz gölü yol eylemiş, uçsuz bucaksız bir beyazlığın ortasındayız. Kar neymiş orada anlıyor insan. Atalay Uzunkaya 54 yaşında, yan profilden bakınca Prens Charles’e benzediğini iddia ediyor, yalan da değil. Yıllarca İstanbul’da komilik, garsonluk, aşçılık yapmış, anlayacağınız Çiçek Pasajı’nda geçmiş gençliği. Ama İstanbul ona uymamış, “hanımı hiç bulaştırmadım, o bilmez oraları diyor,” çok mutlu hanımı İstanbul’un suyunu içmediği için. Atalay Bey, 90’larda İstanbul’dan memleketi Ardahan’a dönmüş. 1994’ten beri de göl kenarındaki mekanını işletiyor, buzu kırarak göle ağ atıyor kışları. İlk defa görüyorum böyle bir şeyi. Ağı attığı yerden çekeceği yere birlikte yürüyoruz ve Atalay Bey ağı çekerken neseflerimizi tutmuş balığı bekliyoruz. “Ekmek burada buzun altında, bunun bir de boş dönmesi var, eli boş dönmenin acısı gibi yoktur” diyor. Boş döndüğü de oluyor, 1 çekişte 10 kilo balık yakaladığı da. Yani her şey kısmetin kadar Çıldır Gölü’nde. Sarı Sazan’ı çok ünlü gölün, gidiniz tereyağda kızarmış sarı sazan yiyiniz, yanında rakınızı eksik etmeyiniz.

Bu bir Sazan Balığı’nın öyküsüdür ve inanın yazılmasa olmaz. Çünkü kısmetinin ötesini arayanlar,  Çıldır’a da gelmişler. Çok hızlı ürediği için İsrail sazanı atmışlar göle. İsrail sazanı ki gittiği ortamın doğal habitatını yok ediyor. Hal böyle olunca gölün doğal konuğu olan sarı sazan tehlikede, zararda. Bu da yetmemiş tabi, bir de kerevit atmışlar göle, “ağınıza takıldı mı yandınız, balık gelmez olur” diyor Atalay Bey. O yüzden sarı sazanın öyküsü mühim, avcı iştahının eline düşmüş çoktan.

Ermenistan sınırında sınırsızlık duygusu: Ani Harabeleri

Ani_Harabeleri

Kars…Türkiye’nin en uç ili, 93 Harbi’nden sonra Rusların Anadolu’daki karargahı, çok daha eskilere gidince Ermeni Krallığı’nın başkenti Ani’ye ev sahipliği yapan dışı soğuk, içi sıcak sınır ili. Öyle benim düşündüğüm gibi ketum, suratsız değil çok davetkar, çok samimi. Kahvelerinde oturun tavla atın, esnafıyla sohbet edin, yolda avare bakının daha siz sormadan gelip yardım etsinler, öyle içten. Ama  şu kentleşme denen şey inşaat rantından çıkıp estetik bir anlayışa otursa da güzelim Kars, o kadar kasvetli görünmese, insanına benzese biraz.

Kars’tan 48 km yol alıp, Ani Harabeleri’ne adım atıyorum.  O an, zaman duruyor, sınırlar kalkıyor ve insanlık tarihi içinde küçücük kalıyorum. Ani, aslında tarihi M.Ö. 5000 yıl öncesine dayanan, İpek Yolu’nun Anadolu’ya girişteki ilk konaklama yeri. Dolayısıyla zengin bir ticaret merkezi. O dönemde yaşam mağaralarda sürmüş ama Kars’a adını veren Karsaklar, M.S. 4’üncü yy’da iç kaleyi yapmışlar ve Ani, Orta Çağ kenti olmaya başlamış. Ama şehir altın devrini, M.S. 10’uncu yy’dan sonra  Ermeni Bagrationi ailesi tarafından kurulan Ermeni Krallığı döneminde yaşamış. Kent sonraları, Bizans, Selçuklu, Şeddadi Kürt Beyliği, Gürcü Beyliği, Moğollar gibi pek çok farklı yönetim atlatmış. Timur’un Anadolu’ya girişi ile tahrip edilmiş ve Osmanlı-İran Savaşları ile, 16’ıncı yy’da tamamen terk edilmiş.

Ani’de beni en çok etkileyen, antik çağdan bugüne kalan derin sessizlikte zaman kavramını unutmuş olmam. Bir de el sallasam görülecek Ermeni köyüyle, Ermenistan sınırını oluşturan dereye dalıp gitmem. Bu dere, o uçsuz bucaksız coğrafyada öylesine kendi seyrinde ki çevresindeki 3-5 tele sınır demesek sınır gibi gelmiyor. O sınırsızlık içinde sınırları unutuyor insan. İşte o yüzden mucizevi bir güzelli Ani. İki taraflı geçişin yasak olduğu, sınırların geçilmez olduğu iki ülke arasında biraz alaycı bir duruşu var sanki Ani’nin, ya da ben öyle görmek istedim. Bazen insanın yapamadığını taş duvarlar yapıyor.

Erzincan – Erzurum – Kars Kış Koridoru:” Sarıkamış Kayak Merkezi

sarikamis

Ben aslında kışa ve kara karşı temkinli bir insanım. Çok kayak insanı da sayılmam. Ama şunu gördüm, Sarıkamış’ın kristal karı o kadar güzel ki ister yuvarlanın, ister düşün, ister yürüyün, karla ne kadar hemhal olursanız olun üzerinize yapışmıyor. Kayakla ilgileneneler için tam aranan kar diyebilirim. Kristal kar, el değmemiş ormanla buluşunca yeşil ve beyazın içinde huzuru buluyorsunuz. Belki de kayma isteği duyuğum tek yer, doğallığından olsa gerek… Sarıkamış Kayak Merkezi aslında “Erzincan – Erzurum – Kars Kış Koridoru” denilen AB Projesi’nin bir parçası. Şu an Kars Özel İdaresi işletiyor ama kısa zaman sonra özelleşecek. Burada beni en çok şaşırtan, Sarıkamış’ın kayakla ilgilenen Batılı nüfusun yeni keşfettiği bir yer olmasının yanı sıra, kendi halkının da gelip kayakla ilgilenmeye başlaması. Sarkıkamış’ın kendi insanında bu isteği yaratmış olması. Telesiyejlerde Karslı ve çevre illerden kayakçıları da görüyorunuz. Bölge halkı için, çetin iklim koşulları, neredeyse profesyonelce yapılan bir spor avantajına dönüşmüş. Bunu çok net bir şekilde hissettim ve mutlu oldum. Sarıkamış Kayak Merkezi için, yatırımın halka geri dönmesinin, hem istihdam hem de kültürel açından en güzel örneklerinden biri desem yanlış olmaz.

Eminim Kanuni Bile Böyle Keyif Sürmedi, WOW Topkapı Palace

Antalya Havalimanı’na bir zamanlar sadece rehber olarak gelirdim fakat geçtiğimiz yıl ilk defa turist olarak gitmek kısmet oldu. Gören de sanki Nice Havaalanı’nda limuzin karşılıyor sanacak; gözlük, cüzdan, telefon bir elimde yanımda nişanlım, evet Hollywood yıldızı an itibari ile havalimanına indi.

Evet bu kadar abartı bence de yeter, biraz ayaklarımın üzerine basalım, 1478 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul Sarayburnu’nda 70bin m2 alan üzerine kurduğu Topkapı Sarayı’ndan farksız olan WOW Topkapı Palace‘ın 13+2 transfer aracı kapıda bekliyor.

wow-topkapi-palace-genel-2

WOW Topkapı Palace‘ı tercih etmemin en büyük nedenlerinden biri eski bir rehber olarak tarihi dokuya bayılmam. Tamam biraz yeni bir yapı olabilir ama bana her Topkapı’ya girdiğimdeki o yaşanmışlık kokusunu verdiğini söyleyebilirim. Tabi otelin bir diğer artısı da Moskova’nın meşhur Kızıl Meydan‘ındaki St.Basil kilisenin de olduğu WOW Kremlin Palace‘ı da otelde konaklarken kullanabiliyor olmak.

Orjinal Topkapı Sarayı‘nda olmasa da burada varolan palmiye ağaçları içerisinde çok huzurlu bir ortam yaratılmış, ayrıca orijinal yapıdaki gibi geniş bir alana sahip olmasın dolayı da çocuklu ailelerin ilk tercihi olmuş durumda.

Bab-üs-Selam’ı, Harem Dairesi, Revan Köşkü, Sepetçiler Kasr-ı ve Bağdat Köşkü ile İstanbul’u bir anda Antalya’da yaşadığımı söyleyebilirim.

wow-topkapi-palace-genel-5

Peki Antalya Demişken, Çevrede Gezilecek Yerler Nereler?

Roma imparatoru Hadrian’ın yaptırdığı kalenin meşhur kapısını görebilir, Düden şelalesinin Lara’dan Akdeniz’e döküldüğü yeri fotoğraflayabilir, Kaleiçi’ndeki Eski Antalya evlerinin arasının dolaşıp meşhur közde kahvelerinden tadabilir, sevgilinizle elele Karaalioğlu parkında dolaşabilir ya da çocukluğumda en sevdiğim yerlerden olan Aqualand’a gidebilirsiniz.

Antalya’da Ne Yenir Ne İçilir?

wow-topkapi-palace-yeme-icme-6

Akdeniz Bölgesi geneli itibari ile yoğun bir yörük nüfusuna sahip ve Ortadoğu, Girit bölgelerine kadar geniş bir coğrafyaya sahip olduğundan dolayı Yörük, Ortadoğu, Girit mutfaklarından lezzetleri tadabilir ayrıca turizmin gelişmesi ve göçlerle birlikte hem dünya hem de Türk mutfağından her türlü lezzetin bulunabildiği bir kent haline gelmiştir.

Antalya’ya Nasıl Ulaşırım?

Otobüs şirketlerinin bir çoğunun Antalya’ya direkt seferleri bulunuyor. Antalya’ya en kolay ulaşım havayoluyla yapılıyor. Antalya Havalimanı, şehir merkezinden 10 kilometre mesafede yer alıyor.

Tuna Göker’in Rüzgarın Adası Mykonos

Rüzgarın Adası Mykonos

Aegean Airlines’ın çok uygun fiyatlı bir uçuşuna denk gelip fırsatı kaçırmak istemeyince, uzun zamandır görmek istediğim Mykonos ile buluştuk sonunda. İzmir’den Atina aktarmalı Mykonos’a uçtuk. Atina uçuşumuz çok iyiydi, fakat Atina – Mykonos arası için aynı şeyi söyleyemeyeceğim çünkü pervaneli ve küçük bir uçağa denk geldik. Meğer pervaneli uçaklar motorlu uçaklara göre epey sallıyormuş.

409

Adada kalacağımız oteli her zamanki gibi booking.com aracılığı ile yaptık ve adanın Ag. Ioannis tarafında “Fos Suites” diye küçük, şirin bir otelde kaldık. Otelde resepsiyon yok ama iletişim kuracak birilerine mutlaka denk geliyorsunuz bir şekilde. Birkaç sefer sahibi ile karşılaştık, ve bize her seferinde gidebileceğimiz plajlarla ilgili güzel önerilerde bulundu.

Bu arada Mykonos havaalanı çok küçük, zaten ada ne kadar büyük ki : )
Havaalanından çıkınca dışarıda kiralık araç firmaları var, kiraladığımız aracı aldık ve otele doğru yola çıktık.

Adada hep bakkal büyüklüğünde marketler var, daha büyük bir süpermarket yok mu acaba diye düşünürken, ancak son günümüzde kocaman bir süpermarkete denk geldik. Hem de hemen havalimanının karşısında. Süper Flora Market. Ben aslında burayı daha önce görmüştüm ama adı Flora market olduğu için büyük bir çiçek marketi zannetmiştim. Neyse, market gayet büyük, içinde çeşit çeşit ürünler var. Enteresan bir diğer konu ise, markette DJ müzik yapıyordu biz gittiğimizde ve gayet de güzel çalıyordu, uçağımız kalkacak olmasa daha epey bir oyalanırdık içeride.

mykonos-town-sun

Ag. Ioannis’de kaldığımız otele çok yakın, Hippie Fish diye bir beach club var. Aynı zamanda otel ve restaurant kısımları da var. Rahat koltukları, güzel kokteylleri, cana yakın garsonları ve bir gece denk geldiğimiz inanılmaz güzellikteki ay batışı ile hatıralarımızda yerini etti bile şimdiden burası.

Adada çok fazla plaj var. Neredeyse tüm plajlarda bir işletme var, bu yüzden şemsiye-şezlong kirası istiyorlar. Ama vermek istemezseniz, şezlonların bittiği yere havlunuzu serip yatmanıza da kimse engel olmuyor. Adanın en ünlü 2 plajı Paradise Beach ve Super Paradise Beach. Saat 17:00’ye kadar sakin, 17:00’den sonra gece yarısına kadar sürecek partiler başlıyor.

Bizim en sevdiğimiz plajlardan biri Elia Beach oldu. Parti plajlarına göre daha chill-out bir plaj burası. Plajın gerisindeki Elia Mediterranean Restaurant ise denizden uzak olmasına rağmen tüm yeri kapladıkları kum sayesinde size yaşattığı kumsal hissi ile eğlenceli bir yere dönüşmüş bence : )

Kalo Livadi Beach biraz daha kalabalık, daha gürültülü bir plaj. Plajın arka tarafında 2 tane restaurant var. Solymar ve Monarch Beach Bar – Restaurant. Monarch, Solymar’a göre daha sakin bir restaurant ama fiyatları uçuk.

Panormos beach’i de çok sevdik. Burası da çok sakin ve chill out. Aynı Elia Beach’de olduğu gibi Panormos Beach Bar’da da kumların üstünde yemeğinizi yiyorsunuz. Plajda dolaşan ve 2,5 €’ya donut satan bir amca var. Tavsiye ediyorum, deneyin . Deniz sonrası mide kazınınca çok iyi gidiyor 🙂

İşletme olmasın, müzik olmasın, şemsiye şezlong olmasın kafasındaysanız, Agios Sostis Beach. Uzun bir kumsal, hiçbir işletme yok sahilde. Bu uzun koyun yanında minik bir koy daha var, yine aynı şekilde sessiz ve sakin, daha çok lokallerin tercih ettiği minik bir plaj. Plajın tepesinde minnacık bir restaurant var, ilk gittiğimizde çok sıra vardı, sonra yeriz dedik, meğer 19:00’da kapanıyormuş. Sahibi 19:10 itibariyle bizi kabul etmedi.

mykonos-640x480

Mykonos’da her zevke göre plaj var. Modunuz neyse ona göre birini seçip gidersiniz. Tüm plajların ortak özelliği Mykonos’da, denizin berraklığı. Kafanızı suyun içine sokana dek pek bir şey anlamıyorsunuz ama, şansınıza deniz gözlüğü veya maskeniz varsa, o engin mavilik sizi sarıp sarmalıyor.

Ornos da Mykonos’da kalınabilecek keyifli yerlerden birisi bence. Birçok otel, restaurant, cafe var yan yana. Ornos’un hemen arkasında başka bir koy daha var; Korfos. Burası çok rüzgarlı olduğu için genelde wind surf ve kite surf amaçlı kullanılıyor.

Bir dalış merkezi de olan Lia Beach adanın merkezine uzak bir konumda ve gittiğimiz en sakin plajlardan biriydi.

Mykonos’da güneş batışının en güzel izlenebileceği lokasyonlardan biri Little Venice. Buraya bu ismin verilmesinin nedenini orayı görür görmez anlıyorsunuz zaten. Deniz biter bitmez evler başlıyor burada, ve çoğu bar ya da restaurant olarak hizmet veriyor.

Mykonos’da gece hayatı çok uzun, ada zaten sabaha kadar süren partileri ile meşhur. Ama siz tabi ki parti modunda değilseniz daha sakin alternatifler elbette mevcut. Saat 22:00 olmuş mesela, ama siz henüz akşam yemeği yemediyseniz hiç sorun değil. Zaten insanlar çoğu mekana ancak o saatte oturuyor bir şeyler yemek için. Sonra da ver elini çılgın partiler.

Mykonos‘u adamı serseme çeviren rüzgarıyla, ama o rüzgar dinince ahh bir rüzgar esseydi söylemleriyle, şirin daracık sokaklarındaki kiklad tarzı evleriyle, daha önce bu kadar mavisini görmediğim muhteşem deniziyle, keşke biraz daha yeşil olsaymış dediğim kurak bitki örtüsüyle ve günün ilk ışıklarına dek süren çılgın partileri ile hatırlayacağım.

Sevdim seni Mykonos, kim bilir belki bir daha buluşuruz …

tr_TRTürkçe
en_USEnglish tr_TRTürkçe