Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Bir CEO Neden Müşterilerinin Dev Riskler Almasını İster?

Seyahate çıkmak beklenmedik işletmeleri kurulmasını tetikleyebilir, ve Tom Morgan da kendi hikayesine Moğolistan'a yaptığı başarısız bir gezi sonucunda başlamış.

The Adventurists’in kurucusu Tom Morgan’ın Ashlea Halpern’e anlattığı şekilde, 2001’de Çek Cumhuriyeti’nde sanat üzerine lisans eğitimi alıyordum, ki bu işsiz kalmak için çok uygun bir seçimdi. Oldukça fazla boş zamanım vardı. Yakın arkadaşım Jewels ile birlikte eski bir araba aldık ve gidebileceğimiz en saçma yeri düşünmeye başladık, ve bu Moğolistan’dı. Yedek kıyafet almadan ve başka bir hazırlık yapmadan yola çıktık. Sanırım bir kutu peynirimiz, biraz tütünümüz ve bir av bıçağımız vardı. Moğolistan’a asla ulaşamadık; İranlılar berbat koktuğumuzu düşündü ve bizi içeri almadılar. Ama bu arada oldukça eğlendik ve bu gezi bana Moğol Rallisi fikrini verdi.

Moğol Rallisi İngiltere’den Moğolistan’a 10.000 km boyunca sadece küçük bir araba yada 125ccnin altında hacme sahip bir motosikletle yapacağınız bir yarış. 2003te bir internet sitesi kurdum ve her şey olduğundan daha organizeymiş gibi davrandım. Böylelikle 2004’te ilk ralli için 16 kişi başvurdu. Ertesi yıl 40 takım, ve ondan sonra da 200 takım başvurdu, öyle ki artık işi genişletmeye ve personel almaya başladım. 2005 yılında ‘The Adventurists‘ adında bir organizasyon şirketi kurdum ve bu şirketin başarılı olması için kendime söz verdim. Şu anda 15 tam zamanlı ve 200 sezonluk çalışanımız, Buz Koşusu adında kışın Sibirya’da yapılan bir Ural motosiklet yolculuğu ve İkarus Kupası dediğimiz ABD’nin batısında gerçekleşen dünyanın en zor motorlu yamaç paraşütü etkinliği gibi 7 macera teklifimiz var. Üstelik her katılımcının hayır kurumlarına bağış yapması için de ısrarda bulunuyoruz.

Başka bir seyahat acentesine giderseniz size ”Bizimle bir maceraya çıkın, size göz kulak olup sizi koruyacağız.” derler. Kendilerini katılımcılardan sorumlu tutup onlara rehberlik ederler. Biz ise katılımcıların kendi maceraları ve hatta hayatları üzerinde gerçek etkileri olacak bu kararlarından sorumlu olmalarını istiyoruz. Her şeyi düzenlemek için çok uğraşıyoruz ama etkinliğe olabildiğince müdahale etmemeye çalışıyoruz.

Başlangıçta, en büyük sorunumuz maddi yetersizliğimizdi. 2005 Aralık ayında Ricksaw Yarışı’nı (Hindistan’da 3.500 kmlik triportör yarışı) ilk yaptığımızda her katılımcıdan 97 £ istemiştik, yarışa 30 takım katılmıştı ve yalnızca yarısından ücret alabilmiştik. Böylece tüm etkinlik bize 30.000 £’e mal olmuştu. Borcu kapatmak için kredi almak zorunda kalmıştım, böylelikle anladım ki yaptığımız şey yüksek riskliydi. Öyle ki borcu ödemek için çalışırken aynı zamanda avukatlarla da görüşmeye başladım.

Hukuk firmalarına çok para ödedik ama kendimizi savunmak için değil, önleyici olarak. Asla mahkemeye çıkmadık. Etkinliklerimize katılan herkes 30 sayfalık bir anlaşmayı imzalamak zorundadır. Etkinliklerde kırıklar, kesikler ve yaralanmalar olağandır (2010 ve 2012’de iki katılımcı hayatını kaybetti). Bu tür olayların olması tabii ki berbat. Buna rağmen etkinliklerin sonunda insanların yüzünü gördüğümde yada toplanan 7 milyon £’i alan hayır kurumlarıyla bir araya geldiğimde, devam etmemiz gerektiğine inanıyorum.

Şu an, katılımcılar peşin ödeme yaptığı için kasamız dolu ve bu bizim genişlememizi sağlıyor. 2008’de şu an Avustralya, Yeni Zelanda, Avrupa ve ABD’de etkin olan kendi vize acentemizi kurduk. Bunlara ek olarak işletmeler için üretim de yapıyoruz. Örneğin, yeni aroma arayan bir içki markası için Venezuela yağmur ormanlarına gidip yerli bir kabileyle yaşadık. Bir damıtma sistemi kurduk ve bir şamanla birlikte ormandan esinlenmiş bir içki yapmak için ağaç kabuğu ve bitkiler aramaya gittik. Bu süreci filmleştirip markanın istediği içeriği ürettik.

Bizim pazarlama felsefemiz basit: Takımların kendi hikayelerini anlatması, reklam yapmaktan çok daha güçlü bir yöntem. Bitiş noktasına ulaşan insanlarda bunun getirdiği coşkuyu görebilirsiniz. Önceki yıl katılan grupların olduğu yerlerde, katılımda önemli bir büyüme görüyoruz. Ve ben her macerayı faaliyete geçirmeden önce hala test ediyorum, hatta bu işi sevmemin ana sebebi de bu. Bizim kültürümüz oldukça riskten kaçınan türde. Mesela insanlar çocukları telefonları olmadan dışarı çıktıklarında sinirleniyorlar yada merdiven kullanmak için bile bunu öğrenmeniz gerekiyor. Bize göre bu biraz saçma. Biz sadece diyoruz ki: ”Buradan başlayın, umarız yapmazsınız, çok kötü olabilir, muhtemelen kaybolacaksınız, umarız sadece bir kolunuz kırılır.”Benim hoşuma giden bu deneyim: Nereye gittiğini bilmeden ve hiç bir şeyi planlamadan yola çıkmak. İnsanların ihtiyacı olan da bu.

Kaynak: Entrepreneur

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir