Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Yazdır

Yayınlanan:

Arman Acar’ın Berlin Gezi Rehberi

Ocak ayında The Europas yarışmasının ödül törenine katılmak için Berlin’e gittim. İlk defa Berlin’e gittiğim için huyunu, suyunu, hiç bir yerini bilmiyordum.

En iyi yorumlar her zaman tanıdıklardan gelir fakat ben yine de kendim araştırıp, kendi merak ettiğim şekilde gezmek istedim boş vakitlerimde. Bu yüzden yaptığım ilk iş Wikipedia’dan Berlin hakkında genel bilgileri öğrendim.

Daha sonra gezmek istediğim yerler nereler olabilir araştırması yapmak için AppStore üzerinden seyahat uygulamalarını gezmeye başladım ve hem not alabileceğim, hem gitmek istediğim yerleri işaretleyebileceğim hem de haritası ile bana yardımcı olabilecek harika ve aynı zamanda ücretsiz bir uygulama buldum. Triposo ile sadece Berlin değil yüzlerce şehrin tüm datasını indirebilir ve dilediğiniz gibi notlar alabilir, fotoğraf  çekebilir, haritası sayesinde kaybolmayabiir ve hatta check-in bile olabilirsiniz. En güzel yanı tamamen offline olarak çalışabiliyor. Böylece gezerken internete asla ihtiyacınız olmuyor.

image

Yukarıdaki ekran görüntüsü gitmeyi planladığım yerleri işaretlediğimi gösteriyor. İşin güzel yani haritada bulunduğunuz yeri de görebiliyorsunuz.

Berlin’e THY ile gittim. Uçak biletini hatırlamıyorum fakat şu anda sanırım en uygun fiyatları skyscanner’dan bakabilirsiniz.

Berlin Tegel Havaalanı’na indiğimde taksicilerin çoğunun Türkçe bildiğini unutmu bir vaziyette kara kara düşünmeye başladım. Kalacağım otel Spittelmarkt’ta bulunan Motel One’dı ve İngilizce veya Türkçe bilmeyen bir taksiciyle işim çok zor olabilirdi.

Berlin Tegel Havaalanı’ndan merkez yerlere gitmek için 2 şansınız var. Ya otobüs ya da taksi. Tegel soğuk savaş zamanlarından kalma bir havaalanı ve metro bağlantısı bulunmuyor.

Taksi’ye binerken gayri ihtiyari olarak Selâmün aleyküm diyerek girdim ve Aleyküm Selam cevabını duyunca rahatladım. Rize’den 5 yıl önce gelen Mustafa’nın taksisine denk gelmek büyük şans diye düşündüm ve otelime kadar sohbet, muhabbet ve güzel öneriler ile yolculuk yaptım.

Berlin’e gitmeden önce en büyük çekingem güvenlik konusuydu. Her yıl mutlaka duyduğumuz Türk düşmanlığı saldırı haberlerinden dolayı bazen dikkat edilmesi gerekiyor olabilirdi. İnternette doğru düzgün bilgi bulamamıştım ve Mustafa’ya sordum. Mustafa gayet net bir cevap verdi.

‘Turist olduğun için rahatsın. Kimse seni rahatsız etmez. Ama sen yine de dazlaklardan uzak dur.’

Berlin’de kalmak için çok fazla otel seçeneğiniz var. Fakat tercihimi hem fiyat hem kalite birleşimi olan Motel One‘dan yana kullandım. Motel One’ın mottosu da harika. Ucuza kaliteli hizmet.

Spittelmarkt Motel One diğer Motel One’lar ile tamamen aynı. Fakat Spittelmarkt konumu itibari ile benim için çok iyi oldu. Gitmeyi planladığım her yer yürüme mesafesinde ve yürümek istemesem de hemen otelin dibinde metro şansım bulunuyordu.

image

Berlin’de 2 metro seçeneği mevcut. Yer altından giden Ubahn ve yer üstünden giden Sbahn. Metro için günlük kart alabildiğiniz gibi tek kullanımlık kart da alabiliyorsunuz. Kart makinesinde Türkçe dil seçeneği de mevcut. Bu arada belirtmekte fayda var biletiniz olmasa da metroya binebiliyorsunuz. Bizdeki gibi kartı okuttuğunuz bir yer bulunmuyor. Kimse de size kartınızı sormuyor. Ben denk gelmedim ama bazen kontrole denk gelinebiliyor. Öyle bir durumda en kötü ihtimalle ceza yiyiyorsunuz.

Yürüyerek Alexanderplatz ‘a gittiğim de karnım acıkmıştı ve çevredeki yemek yiyebileceğim dükkanların önlerinden geçmeye başladım. Tecrübesizliğin ve çekingenliğin verdiği bilinçsizlikle malesef tercihimi Burger King’ten yana kullandım. Biz de olmayan bir çok çeşitin beni heyecanlandırmasının yanında asıl şaşkınlığım kredi kartı geçmemesi oldu. Taksi’de bile kartla ödeme yapabiliyorken BK’de kart kullanamıyor olmak garibime gitti.

Ocak’ın ortasında gittiğimde hava -18 dereceydi ve benim gibi İzmirli için İstanbul’un karlı olması bile çekilmez olabiliyorken, -18 derecede aşırı kasvetli ama huzur dolu bir meydan Alexanderplatz. Karlarla kaplı, yüksek ama korkutmayan binalar, geniş yürüme yolları ve güzel dükkanlar. Daha sonradan da öğrendiğime göre Berlin’in 2 buluşma meydanından biri Alexanderplatz.

Beni en çok etkileyen yer Checkpoint Charlie oldu. Checkpoint Charlie için Wikipedia‘dan bir alıntı yapayım:

Checkpoint Charlie (Çarli Kontrol Noktası), bölünmüş Berlin’de Doğu-Batı geçiş noktası Helmstedt (“Alpha”) ve Dreilinden’den (“Bravo”) sonra 1961 senesinden 1990 senesine kadar üçüncü ittifak geçiş noktası olarak kullanılan geçiş kapısıdır.

Bu geçiş kapısı sadece müttefik askerleri, büyükelçiler, bu kişilerin aileleri, yabancılar, Federal Almanya’nın Demokratik Almanya’daki temsilcileri ve çalışanları ve Demokratik Alman üst düzey yöneticileri tarafından kullanılabiliyordu.

image

Berlin Duvarı yani utanç duvarının parçaları, Checkpoint Charlie müzesi, üzerinde graffiti veya resim çalışımış duvar parçaları, bir sürü hediyelik eşya dükkanı ve pasaportunuza vize basabileceğiniz sınır geçiş kapısı güvenliği. (10 Euro karşılığında pasaportunuza damga vuruyorlar)

Checkpoint Charlie’den yürümeye devam ettim ve acaba nerede dediğim anlarda hemen uygulamayı elime aldım. Gelmeden de merak ettiğim Sony Center’ın bulunduğu Potsdamer Platz’a doğru yürümeye karar verdim. Çok fazla müze insanı olmadığım ve hava da kararmaya yaklaştığı için yol üstündeki müzeleri esgeçerek dükkanlara ve sokaklara bakarak Potsdamer’a doğru yürüdüm.

Sony Center’a geldiğim zaman ihtişamlı binalar arasında kaldım. Işıltılı ve güzel dizayn edilmiş Sony Center ve hemen dibindeki Lego gerçekten keyifli vakit geçirmemi sağladı.

Bu arada Sony Center’ın girişindeki yolda yapılmış olan etkileşimli film yıldızları kısmı da ayrıca dikkatimi çekti. Sürekli orada olup olmadığını bilmiyorum.

image

Mimari açıdan harika yerlerin bulunduğu Berlin’de en çok hoşuma giden ve kendine hayran bıraktıran 2 yerden biri Berliner Dom yani Berlin Katedrali oldu.

Berliner  Dom’a gitmeden önce şans eseri uzaktan da bir fotoğrafını çekmişim. Arşivde gezerken farkettim.

image

Berliner Dom’un yakınlarında iseniz yemek konusunda mutlaka denemeniz gereken harika bir restoran var. Kültürel giysili kadın çalışanları ve leziz yemekleri ile Augustiner am Gendarmenmarkt gerçekten harika bir yer. Hizmeti ve özellikle neredeyse her dili bilen çalışanları ile gayet başarılı. Şöyle bir tabakla yemeğe başlamıştık.

image

Kültürel giysili kadın çalışanlar derken anlatmak istediğim de şöyle:

image

Pek müze insanı olmasam da aslında mevcut tarihi itibari ile Berlin’de görmek istediğim müze Jewish Museum Berlin‘i de ziyaret etme şansım oldu. O kadar büyük ve tarih dolu bir müzeydi ki içeride geçirdiğim interaktivite dolu 3. saatte artık yorgunluktan ayakta zor duruyordum.

Tarihin çok önemli kısımları en ince detaylarına, kanıtlarına ve anlatımlarına kadar kronolojik olarak düzenlenmiş müzenin en güzel kısmı sıkıcı olmaması. Yer yer interaktif videolar, sesler, 3 boyutlu tiyatro anlatımı, projektör yansıtması ile desteklenmiş haritaları ile Jewish Museum Berlin mutlaka görülmesi gereken yerlerden. Neredeyse her gün Alman okullarından öğrenciler gezi amaçlı getiriliyor. Tarihte yaşanan utanç dolu günlerin tekrar yaşanmaması için öğrencilerin tarihi iyi öğrenmesi sağlanıyor.

image

             

Paylaş, , Google Plus, Pinterest,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir